Kehf Sûresi 32-49. Ayetlerin Tefsiri
ﷺ
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.
Kehf Suresi İkinci Kesim
(32-49)
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًاۜ
Vadrib lehum meśelen raculeyni ce’alnâ li-ehadihimâ cenneteyni min a’nâbin ve hafefnâhumâ binaḣlin vece’alnâ beynehumâ zer’â(n)
32- “Onlara şöyle bir örnek ver: İki adamdan birisine iki üzüm bağı verip etrafını hurmalıklarla çevirmiş ve aralarında ekinler bitirmiştik”
Cenabı Hak resulüne, mümin ile kafirin durumlarının daha iyi anlaşılması için israiloğullarından iki kardeşin durumunu örnek olarak anlat. Onların birisi mümin ve muvahhid, diğeri kafir ve müşrik idi. Babalarının ölmesi ile onun çok olan mal variyetini aralarında paylaştılar. Mümin olan, malını Allah yolund sarfetti, fakirlere, kimsesizlere ve yolda kalmışlara dağıttı. Kafir olan ise dükkan, tarla, bağ bahçe ne bulduysa topladı, satın aldı. Malını daha da çoğaldı. Öyle ki, inkarcı olana onu denemek ve imtihan etmek için iki üzüm bağı vermiştik. Bu iki üzüm bağının etrafını hurma ağaçları ile donatılmış. O iki bahçenin arasında da buğday, arpa gibi çeşitli hububatın ekildiği bir tarla vardı.
Bahçeler ne kadar güzel olursa olsun sahibi değil emanetçisi olduğunu unutmaman gerekir. Benlikle bunları yaptım tuzağına düşmemek gerekir. Sahip olduğunun süsüne kapılmamak gerekir. Önemli olan sana verilenlerin güzelliği değil, bahçıvanın kalbidir."
كِلْتَا الْجَنَّتَيْنِ اٰتَتْ اُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِمْ مِنْهُ شَيْـًٔاۙ وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًاۙ
Kiltâ-lcenneteyni âtet ukulehâ velem tazlim minhu şey-â(en)(c) vefeccernâ ḣilâlehumâ neherâ(n)
33- “Her iki bahçede ürünlerini vermişler ve hiçbir şeyi eksik bırakmamışlardı. İkisinin arasından bir ırmak akıtmıştık.”
Her iki bahçenin ve iki bağın verdiği üründe, meyvede ve hasılatta hiçbir sene bir noksanlık olmadı. Diğer bahçelerde ve bağlarda beklenenin tersine, ürün azaldığı halde onların ürünü her sene daha da arttı. Bununla beraber her iki bahçenin arasından gürül gürül akan bir ırmak akıtmıştık, o bahçelerin sürekli sulanması için.
Kehf 33, bize "başarının en tehlikeli anının, her şeyin tam olduğu an olduğunu" öğretir. Nehir senin bahçenden akıyor olabilir, yazıların tam istediğin etkiyi yaratıyor olabilir, projelerin firesiz ilerliyor olabilir; ama o nehrin yatağını senin kazmadığını unutmaman gerekir.
Ayet şunu fısıldar: "Eğer verimliliğin tam ise (30. ayetteki gibi işini en güzel şekilde yapıyorsan), bu senin sadece görevini yaptığını gösterir. Ama o verimi sağlayan 'nehri' (zamanı, sağlığı, zekayı, fırsatları) oradan akıtan Allah'tır. 32. ayetteki 'hurmalıklar' seni koruyor, 33. ayetteki 'nehir' seni besliyor olabilir; ama bunlar seni 34. ayetteki o büyük kibre sürüklememeli. Unutma; nehir aktığı sürece bahçe vardır, nehir durursa bahçe sadece kuru bir odun yığınıdır."
وَكَانَ لَهُ ثَمَرٌۚ فَقَالَ لِصَاحِبِه۪ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَنَا۬ اَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا وَاَعَزُّ نَفَرًا
Vekâne lehu śemerun fekâle lisâhibihi vehuve yuhâviruhu enâ ekśeru minke mâlen ve e’azzu neferâ(n)
34- “Onun başkaca gelirleri de vardı. Bu yüzden arkadaşlarıyla konuşurken: “Ben malca da senden zengin, nüfuzca da senden üstünüm derdi”
Bu iki bağ sahibinin kar getiren altın, gümüş ve buna benzer çeşitli mallara sahipti. Kısaca o kişiye dünya hayatının süsünün her türlüsünden verilmiş bulunuyordu. Bir gün kafir olan iki bağ sahibi bahçesinde müslüman olan arkadaşıyla dolaşırken alaylı bir eda ile kendi zenginliğini malını, mülkünü ön plana çıkarıp ne varsa sayıp ortaya dökmüş, karşısındaki arkadaşını zımnen tahkir ederek ve şımararak diğer adama şöyle dedi: “Benim senden daha çok malım var” görüyorsun. Benim yardımcılarım, koruyucularım daha fazladır; veyahutta benim evlatlarımla daha da güçlenirim demişti. Buda beni güçlü nüfuzlu kılmaktadır senden daha iyi konumdayım dedi.
Kehf 34, bize "neyin sahibi olduğumuzu değil, neyin bize sahip olduğunu" sorgulatır. Bahçe sahibi, bahçesinin meyvelerini toplarken, aslında kibri de hasat etmektedir. Ayet şunu fısıldar: "Senin 33. ayetteki 'nehir gibi akan' kazançların, 34. ayette 'arkadaşına karşı bir kibir dili' oluşturuyorsa, o kazanç aslında bir kayıptır. 28. ayetteki o samimi müminleri küçümseyen 'gaflet' ve 'aşırılık' (furutan), işte tam bu 'ben daha üstünüm' cümlesiyle başlar. Unutma; rakamlarla övünen, rakamlar değiştiğinde (iflas, hastalık, yaşlılık) kimliğini de kaybeder. Gerçek üstünlük, 30. ayetteki gibi 'işini güzel yapmak' ve 24. ayetteki gibi 'Allah'a sığınmak'tadır."
وَدَخَلَ جَنَّتَهُ وَهُوَ ظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ۚ قَالَ مَٓا اَظُنُّ اَنْ تَب۪يدَ هٰذِه۪ٓ اَبَدًاۙ
Vedeḣale cennetehu vehuve zâlimun linefsihi kâle mâ ezunnu en tebîde hâżihi ebedâ(n)
35- “O, nefsine böylece zulüm ederek bahçesine girerken dedi ki: “Bu bahçenin yok olacağını hiç sanmam.”
Böbürlenerek ve şımarık bir şekilde küfrü, inkarı, şımarıklığı, servetine, malına, mülküne geçici dünya metaına, avanesine, yardımcılarına ve yandaşlarına güvenip kibirlenmesi sebebiyle kendisini Allah'ın azabına ve türlü cezalandırmalarına maruz bıraktığı için kendisine zulüm ederek o anlatılan bağa girdi. Tul-i emeli, hırsı, gururu ve gafletinin azgınlığıyla dedi ki: Ben bunun (bahçenin) bir gün gelip yok olacağını virane olacağını zannetmiyorum. Bilakis o canlılığını ve bu halini sonsuza kadar devam ettirecektir.
Bu konuşma onun aklının kıtlığından kaynaklanmaktaydı. Allah'a olan yakininin azlığından, dünya hayatına ve cazibesine aldanıştan, ahireti inkardan kaynaklanan bir zandır. Böylece o emelinin uzunluğundan, gafletin sürekli oluşundan kendisine verilen mühlete aldandığından, bu bahçelerin son bulmayacağını zanneder hale gelmişti.
Kehf 35, bize "en büyük hapishanenin, insanın kendi başarılarından ördüğü duvarlar olduğunu" öğretir. Bahçe sahibi, kapıdan içeri girerken aslında özgürlüğünü dışarıda bırakmıştır. Ayet şunu fısıldar: "Sahip olduğun şeyler (blogun, kariyerin, sosyal çevren), eğer senin fâniliğini unutturuyorsa; sen o bahçenin sahibi değil, mahkûmusun demektir. 7. ayetteki 'süs' (zînet) kavramı, burada bir 'perdeye' dönüşmüştür. 'Yok olmaz' dediğin her şey, aslında yok oluşun en büyük kanıtıdır; çünkü canlı olan her şey değişir. Unutma; bahçesine 'zulmederek' giren, o bahçeden ancak 'pişmanlıkla' çıkar."
وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّ۪ي لَاَجِدَنَّ خَيْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا
Vemâ ezunnu-ssâ’ate kâ-imeten vele-in rudidtu ilâ rabbî leecidenne ḣayran minhâ munkalebâ(n)
36- “Kıyametin kopacağını da tahmin etmiyorum. Faraza Rabbime döndürülecek olsam dahi, andolsun ki bundan daha iyi bir dönüş yeri bulurum.”
Ben o peygamberin iddia ettiği kıyametin bir gün gelip kopacağına, dünyanın yıkılıp, yok olacağına asla inanmıyorum. Şayet öldükten sonra dirilmek ve Allah'a dönüş olacak olsa bile benim orada karşı karşıya kalacağım mükafat bundan daha iyi olacaktır. Çünkü benim Rabbimin yanında belirli bir yerim vardır. Zaten O’nun için ben değerli birisi olmasaydım, bu dünyada bunları vermezdi. Ancak böyle bir mantık Allah'ın işlerini aşırı derecede bilmemekten kaynaklanmaktadır. Adam övünmede ve böbürlenmede gaflet de, gurur da, Allah'ı onun kudreti ve kuvvetini iradesinin kesin takdir ve hükmünü harekete geçirip yerine getirmede ne kadar hızlı olduğunu inkar da bu kadar laf söyleyince:
Kehf 36, bize "dünyadaki başarılarımızın, ahiretteki konumumuzun garantisi olmadığını" öğretir. Bugünün dünyasında da popülerlik, zenginlik veya nüfuz sahibi olanlar, bu durumun kendi "iyiliklerinden" kaynaklandığını ve her zaman kapıların kendilerine açılacağını sanabilirler. Ayet şunu fısıldar: "Bahçendeki meyvelerin bolluğu, kalbindeki hidayetin değil, sadece imtihanının bir parçasıdır. Eğer dünyadaki konforunu, ahiretteki ayrıcalığın için bir referans mektubu sanıyorsan; 7. ayetteki 'süs' tuzağına tam olarak düşmüşsün demektir. Unutma; Allah katında geçerli olan para birimi 'bahçelerin dönümü' değil, 30. ayetteki 'en güzel işler'dir."
قَالَ لَهُ صَاحِبُهُ وَهُوَ يُحَاوِرُهُٓ اَكَفَرْتَ بِالَّذ۪ي خَلَقَكَ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ سَوّٰيكَ رَجُلًاۜ
Kâle lehu sâhibuhu vehuve yuhâviruhu ekeferte billeżî ḣalekake min turâbin śümme min nutfetin śümme sevvâke raculâ(n)
37- “Arkadaşı ona cevap vererek dedi ki: “Seni topraktan, sonra bir damla sudan yaratıp sonunda da seni insan haline getireni mi inkar ediyorsun?”
Mümin olan öğüt vermek için arkadaşına içinde bulunduğu Allah'ı inkar ve aldanıştan Kurtarmak maksadıyla onun sözlerine karşılık onunla tartışarak öldükten sonra dirilmek konusunda şüphesi Dolayısıyla onu Allah'ı inkar eden birisi olarak değerlendirmişti. bu da şuna delalet etmektedir: Öldükten sonra dirilmeye iman Allah'a imanın bir parçasıdır. Ey ifsatçı ve azgın önce Seni yaratana inkar mı ediyorsun? Ki o senin ham maddenin evvela basit bir toprak olarak takdir ettiği. Öyle aşamalardan geçirdin ki adi bir nutfe haline geldin. Sonra O seni herkesin aşağıladığı hatta tiksindiği nutfeden yarattı. Nutfeye öyle bir şekil verdi ki seni türlü türlü ihsan ve lütuflarla sağlam, düzgün bir hale getirdi ve sen akıllı, kendi işini becerebilen, acayip, sırlı ve harika olayşarı çözebilecek kabiliyette, hayrını ve şerrini ayırt edebilen bir insan oldun. Sonra yaratıcının seni dünya hayatında iman, marifet, salih amel ve bunların gerekleri ile, ayrıca ahirette de bunlardan hesaba çekilme, yaptıklarının karşılıklarını görme gibi uhrevi inançlarla sorumlu tuttu. Ama sen, bütün bunları inkar ettin, büyüklendin, inatçı ve dik başlı bir kafir oldun ha? Ey azgın ve haddini bilmez adam! Be türlü azaplara düçar olacağını orada göreceksin sen!
Kehf 37, bize "nereden geldiğini unutanın, nereye gideceğini şaşıracağını" öğretir. Bahçe sahibi, 34. ayetteki "nüfus gücüyle" (nefer) övünürken; bilge arkadaşı ona "tek bir hücreden" (nutfe) geldiğini hatırlatır. Ayet şunu fısıldar: "Elinin altındaki servet veya zihnindeki bilgi seni kibre sürüklüyorsa, ayaklarının altındaki toprağa bak; o senin aslındır. Seni 'tam bir insan' (tesviye) yapan irade, o bahçeyi de yok edebilir. 30. ayetteki 'en güzel işi' yapmak istiyorsan, önce kendi yaratılışındaki o muazzam sanatı ve acziyeti fark et. Unutma; kökünü unutan ağacın meyvesi (semer) sadece kibir olur."
لٰكِنَّا۬ هُوَ اللّٰهُ رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا
Lâkinne huva(A)llâhu rabbî velâ uşriku birabbî ehadâ(n)
38- “Ben ise şöyle diyorum: O benim rabbim olan Allah'tır ve ben kimseyi Rabbimi ortak koşmam.”
Ben ise şöyle söylüyorum senin aksine Allah'ın vahdaniyetini rububiyetini kabul ediyorum ve ben kimseyi Rabbime ortak koşmam. O ortaksızdır. O tek mabud olan Allah'tır. Bağışladığı lütuf ve ihsanların hakkını eda etmeye çalışıyor, yalnızca ona yöneliyor ve derdimi ve ihtiyacımı ona arz ediyorum. Gönderdiği peygamberleri ve kitaplarını, o kitaplarında emir, nehiy ve dünya ve ahiret hayatı ile ilgili inanılması gereken ne tür iman unsuru varsa hepsini tasdik ediyorum. Ben onun nimetlerini nasıl inkar edebilirim, nasıl küfür edebilir, lütuf Ve ihsanlarının hakkını ödemeyi nasıl unutup ihmal edebilirim ki: O benim rabbimdir benim ve varlık aleminde yansıma ve gölge adına ne varsa her şeyin rabbidir. Varlıkta, uluhiyette ve rububiyette müstakildir tektir. Ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam. Beni türlü türlü nimetler izzetler ikramlar, lütuflar ve ihsanlarla besleyip, büyüten rabbime, onun dışındaki herhangi bir şeyi ortak koşmam, ona şirk koşmam. Kaldı ki, varlıkta ancak o vardır; ondan başka bir şey yoktur.
Kehf 38, bize "gerçek zenginliğin sahip olduğun şeyler değil, ait olduğun makam olduğunu" öğretir. Bugünün dünyasında insan; unvanı, takipçi sayısı veya maddi birikimi elinden alındığında "hiçleşeceğini" sanabilir. Ayet şunu fısıldar: "Eğer senin de 'Allah benim Rabbimdir' diyen sarsılmaz bir duruşun varsa, dünyanın tüm bahçeleri yansa bile senin hazinene zarar gelmez. 28. ayetteki o 'sabah akşam dua edenlerle' beraber olmanın sırrı, işte bu 'ortak koşmama' iradesidir. Başkaları senin projelerini, yazılarını veya başarını sadece rakamlarla ölçebilir (34. ayet); ama sen başarının asıl sahibini bildiğin sürece, kimsenin kibri senin huzurunu bozamaz. Unutma; Rabbe ait olan, asla sahipsiz kalmaz."
وَلَوْلَٓا اِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَٓاءَ اللّٰهُۙ لَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰهِۚ اِنْ تَرَنِ اَنَا۬ اَقَلَّ مِنْكَ مَالًا وَوَلَدًاۚ
Velevlâ iż deḣalte cenneteke kulte mâ şâa(A)llâhu lâ kuvvete illâ bi(A)llâh(i)(c) in terani enâ ekalle minke mâlen ve veledâ(n)
39- “Bahçene girdiğin zaman: Maşaallah Allah'ın yardımından başka kuvvet yoktur” demen lazım değil miydi? Her ne kadar mal ve nüfuz bakımından beni kendinden daha az buluyorsan da;”
Burada müminin kafir kimseyi böyle söyleyerek teşviki vardır yani sen bahçelerine girip bahçeni beğenip oraya baktığın zaman, üzerindeki nimetleri dolayısıyla, sana başkalarına vermemiş olduğu mal ve evlat dolayısıyla Allah'a hamd etmeli ve maşallah ancak Allah'ın gücüyle bunlar olur, demeli değil miydin? yani senin bu durumun Allah'ın dilediği için böyledir yahut da Allah ne dilemişse o olur. İşte sen bu iş Allah'ın dilediği için böyledir diyerek bahçenin de içindeki her şeyin de Allah'ın iradesiyle meydana geldiğini kabul etmeli, bunun eşinin onun elinde olduğunu, dilerse ona mamur olarak bırakacağını, dilerse tahrip edeceğini kabul etmeli ve: kuvvet ancak Allah iledir diyerek bahçelerini bu şekilde imar edebilme gücünü, onları bu şekilde çekip çevirmeyi, onun yardım ve desteği ile yapabildiğini kabul etmeli ikrar etmeli değil miydin? Ve ey kafir, inkarcı, müsrif ve haddini aşmış kişi Eğer beni mal ve evlat bakımından Kendinden daha aşağı görüyorsan Çünkü sen beni ayıpladın tahkir ettin, malını mülkünü ve sahip olduğun bu süslü şeyleri bana övüp böbürlenerek anlattın, bilesin ki, iman, irfan, Allah'a bağlılık ve ona güvenme bakımından da ben senden daha güçlüyüm.
Kehf 39, bize "başarımızı Allah'a fatura etmemiz gerektiğini" öğretir. Bugün bir projen bittiğinde, harika bir yazı yazdığında veya hayatında bir "bahçe" yeşerdiğinde kuracağın ilk cümle senin rotanı belirler. Ayet şunu fısıldar: "Bahçene girdiğinde (başarı kazandığında) kapıda kibrini bırak ve 'Maşaallah' anahtarıyla içeri gir. Eğer gücü kendi 'neferinde' (ekibinde, zekanda, çevrende) görürsen, o güç seni yarı yolda bırakır. Ama 'Kuvvet ancak Allah'ındır' dersen, 33. ayetteki o nehir senin gönlünde de akmaya başlar. 7. ayetteki 'süs' seni aldatmasın; gerçek parıltı, sahip olduğunda 'Maşaallah' diyebilen kalptedir. Unutma; O'nun dilemesiyle olanı, yine O'nun dilemesi muhafaza eder."
فَعَسٰى رَبّ۪ٓي اَنْ يُؤْتِيَنِ خَيْرًا مِنْ جَنَّتِكَ وَيُرْسِلَ عَلَيْهَا حُسْبَانًا مِنَ السَّمَٓاءِ فَتُصْبِحَ صَع۪يدًا زَلَقًاۙ
Fe’asâ rabbî en yu/tiyeni ḣayran min cennetike veyursile ‘aleyhâ husbânen mine-ssemâ-i fetusbiha sa’îden zelekâ(n)
40- “Rabbim, senin bahçenden daha iyisini bana verebilir ve seninkinin üzerine gökten bir felaket gönderir de kaypak bir toprak haline geliverir.”
Lütuf ve ihsanı'nın bolluğu sebebiyle Rabbimden umarım ki senin şu bana üstünlük taslayarak övündüğüm bağın var ya işte Rabbim bana ondan daha güzel ve daha bereketlisini verir. Zira o istediğini yapmaya kadirdir. Yine belki de o bana gökten geceleyin birdenbire inen yıldırımlar yağdırır, orayı yakıp yıkar, kökünü kazır da orası kupkuru bir toprak haline geri verir sen de bir bakarsın ki, o güzel bağın, üzerine ayak basılmayan, kaypak bir toprak haline gelmiş veya üzerinde hiçbir bitkinin yetişmediği çorak bir arazi oluvermiş!
Kehf 40, bize "hiçbir başarının üzerine kalıcı bir mülkiyet imzası atılamayacağını" öğretir. Bugünün dünyasında bir gecede çöken ekonomiler, bir anda silinen dijital veriler veya bir hastalıkla altüst olan kariyerler; ayetteki "husbân" ve "zeleka" kavramlarının modern yansımalarıdır. Ayet şunu fısıldar: "Eğer elindeki bahçeye (başarıya) 39. ayetteki gibi 'Maşaallah' ile girmezsen, o bahçe senin için bir 'zeleka' (kaygan zemin) olur; üzerinde tutunamazsın. Sahip olduğun şeylerin seni 'üstün' kıldığına inanma, çünkü o nehir (33. ayet) tersten akmaya başladığında elinde kalan tek şey 'kupkuru bir toprak' olacaktır. Unutma; gerçek sığınak (mültehâ), bahçenin duvarları değil, o bahçeyi her an 'daha hayırlısına' çevirebilecek olan Rabbin katıdır."
اَوْ يُصْبِحَ مَٓاؤُ۬هَا غَوْرًا فَلَنْ تَسْتَط۪يعَ لَهُ طَلَبًا
Ev yusbiha mâuhâ ġavran felen testatî’a lehu talebâ(n)
41- “Yahut suyu çekilir de bir daha onu bulamazsın.”
Ya da suyu çekilir bağın ortasından akmakta olan o serin gürül gürül olan su derinlere çekilir ve bir daha o su ile bu bağı sulamak asla mümkün olmaz. Bir daha arasan da bulamazsın toprağı kazsan veya daha başka gerekli işlemleri yapsan da bir daha o suyu arayıp çıkartamazsın.
Kehf 41, bize "hayatımızdaki 'akışların' (sağlık, zeka, rızık) her an kesilebileceğini" öğretir. Bugün "nehir gibi akan" imkanların, yarın "yerin dibine çekilmesi" için tek bir ilahi emir yeterlidir.
Ayet şunu fısıldar: "Sen 34. ayetteki o 'nüfus gücüne' (neferine) çok güveniyordun; hadi şimdi o kalabalığı topla da yerin dibine kaçan suyu geri getir! Getiremezsin. Çünkü 39. ayette sana öğretilen 'Maşaallah' anahtarını kullanmadın. Unutma; kaynağa sahip olduğunu sanan, kaynağın çekilmesiyle helak olur; kaynağın 'emanetçisi' olduğunu bilen ise nehir kurusa da 'Suyu Yaratana sığınmaya devam eder."
وَاُح۪يطَ بِثَمَرِه۪ فَاَصْبَحَ يُقَلِّبُ كَفَّيْهِ عَلٰى مَٓا اَنْفَقَ ف۪يهَا وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلٰى عُرُوشِهَا وَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُشْرِكْ بِرَبّ۪ٓي اَحَدًا
Ve uhîta bi-śemerihi fe-asbeha yukallibu keffeyhi ‘alâ mâ enfeka fîhâ ve hiye ḣâviyetun ‘alâ ‘urûşihâ veyekûlu yâ leytenî lem uşrik birabbî ehadâ(n)
42- “Nihayet bütün serveti yok edildi. Sarf ettiği emeğe içi yanarak avuçlarını ovuşturmaya koyuldu. Çardakları hep yere düşmüştü ve diyordu ki: “Ne olaydım, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmayaydım.”
Cenabı Hak o Mümin Kula Kendisinden bir lütuf ve ikram olarak istediği şeyi verdi ve o kafirin bağına Cenabı Hak gökten çokça Yıldırım gönderdi ta ki onun serveti kuşatılıp yok edildi adamın bütün serveti tarumar edilip helak oldu her şeyi nin kökü kazındı. O bahçelerin mallarının bir daha faydasını göremedi. Bağının suyu kurudu, güzelliği gitti, tazeliği ve canlılığı soldu. Bu bahçeler için yaptığı masraflar ve sarf ettiği emekler içine oturdu ve üzüntüden ellerini ovuşturarak bir karnına bir göğsüne koyup ovuşturmaya başladı. O bağın çardakları üzerine çökmüş bir vaziyetteydi. Yanıp yıkılmış ve yerle yeksan olmuştu. Kafir gaflet ve gurur sarhoşluğundan uyanıp başına gelen bu yıkımın ilahi menşeini gördüğünde pişman ve perişan bir şekilde şöyle diyordu: Ne olaydım Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım ve müslüman arkadaşının verdiği öğüdü hatırladı başına gelen bu musibetin küfür ve tuğyanından kaynaklandığını bildi. Ne olaydı müşrik olmasaydı, kibirle rabbime şirk koşmasaydım da başıma türlü belalar gelmeseydi. Temennisinde bulundu ancak onun bu temennisi faydasız bir zamanda gerçekleşti.
Kehf 42, bize "sonuç odaklı değil, kaynak odaklı bir hayat" yaşamayı öğretir. Bahçe sahibi, sonucun (bahçenin) güzelliğine o kadar daldı ki, kaynağı (Allah'ı) unuttu. Ayet şunu fısıldar: "Eğer bir projeye, bir kariyere veya bir başarıya 39. ayetteki 'Maşaallah' ruhuyla başlamazsan; o başarının enkazı başında 'avuç oğuşturmak' kaderin olur. 7. ayetteki 'yerin süsü' işte böyle bir gün 'kupkuru toprak' (8. ayet) haline gelir. Önemli olan bahçenin ayakta kalması değil, senin bahçe varken de yokken de 'Rabbim' diyebilmendir. Unutma; 'keşke' dememek için, 'iyiki' dediğin her şeyin Sahibini bilmelisin."
وَلَمْ تَكُنْ لَهُ فِئَةٌ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مُنْتَصِرًاۜ
Velem tekun lehu fi-etun yensurûnehu min dûni(A)llâhi vemâ kâne muntasirâ(n)
43- “Allah'tan başka ona yardım edecek adamları da yoktu, kendi kendini de kurtaramadı.”
İşte o zaman ona yardıma güç yetirebilecek ve adlarına övündüğü gibi ona destek verebilecek evlat yahut da aşireti de olmamıştı. Yani ona yardım etmeye Kadir tek kişi Allah'tır. Ondan başka hiç kimse yardım edemez. Ancak Allah'ın ona yardım etmeyişi de bir hikmet sebebi nedir o kadar güçlü ve nüfusu ile ve zenginliğiyle övünmesine rağmen başına gelen felaket ve azaptan kendisini kurtaracak bir güç bulamadı. Allah'ın kendisinden intikam almasına karşı kendisini koruyamadı.
Kehf 43, bize "dayandığımız duvarların bir gün üzerimize çökebileceğini" öğretir. Bugün güvendiğin sosyal çevren, akademik unvanın veya maddi birikimin; 40. ayetteki "husbân" (gökten gelen hesap) karşısında seni korumaya yetmez. Ayet şunu fısıldar: "Etrafındaki kalabalığın (nefer) çokluğu seni aldatmasın; 42. ayette avuçlarını oğuştururken yanında sadece 37. ayette seni uyaran o 'fakir ama sadık' arkadaşın gibi hakikat kalacaktır. 28. ayetteki o 'sabah akşam dua eden' samimi müminlerle beraber olmanın önemi, işte bu yalnızlık anında ortaya çıkar. Unutma; Allah'ı bulan her şeyi bulmuş, O'ndan kopan ise koca bir kainat içinde tek başına kalmıştır."
هُنَالِكَ الْوَلَايَةُ لِلّٰهِ الْحَقِّۜ هُوَ خَيْرٌ ثَوَابًا وَخَيْرٌ عُقْبًا۟
Hunâlike-lvelâyetu li(A)llâhi-lhakk(i)(c) huve ḣayrun śevâben ve ḣayrun ‘ukbâ(n)
44- “İşte burada kudret ve hakimiyet yalnız hak olan Allah'ındır. Mükafatı da hayırlı olan, neticelendirmesi de pek hayırlı olan O’dur.”
İşte burada hakimiyet yalnızca ona aittir. Bu bahçe sahibinin düştüğü durumlarda yardım etmek, hakim olmak, güç yitirmek, azamet, kibriya, yenilmezlik ve zenginlik, kendi varlığı ve devamlılığı ile var ve daim olan Allahu Tealaya mahsustur. O’nun mükafatı daha hayırlıdır. Uluhiyet ve rububiyetinin gereği olarak ahirette velilerine, dostlarına vereceği ecir daha iyi, eminlerine, sevdiklerine bağışlayacağı lutüf ve ihsanlar daha güzeldir. Onun vereceği sonuçta daha hayırlıdır. Düşmanlarından intikam alma ve dostlarına yardım etme bakımından o daha hayırlıdır.
Kehf 44, bize "hayatın son karesine göre yaşamayı" öğretir. Film bittiğinde, bahçeler çöktüğünde ve alkışlar kesildiğinde (43. ayet) yanında kim kalıyorsa "Veli" (Dost) odur. Ayet şunu fısıldar: "Eğer sen 28. ayetteki o 'sabah akşam dua edenleri' hor görüp 34. ayetteki 'nüfus gücüne' dayanırsan, akıbetin (sonucun) hüsran olur. Ama gücün asıl kaynağını (39. ayet) bilirsen, 44. ayetin o muazzam güvencesi altına girersin. Unutma; 7. ayetteki 'yerin süsü' geçicidir, ancak 'Hak olan Allah'ın' yanındaki yerin kalıcıdır."
وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِه۪ نَبَاتُ الْاَرْضِ فَاَصْبَحَ هَش۪يمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُقْتَدِرًا
Vadrib lehum meśele-lhayâti-ddunyâ kemâ-in enzelnâhu mine-ssemâ-i faḣteleta bihi nebâtu-l-ardi feasbeha heşîmen teżrûhu-rriyâh(u)(c) vekâna(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in muktedirâ(n)
45- “Dünya hayatının misalini de anlat onlara. O gökten indirdiğimiz, sonra yeryüzünde yetişen bitkilerle karışan su gibidir. Sonunda da rüzgarın savuracağı çerçeve döner. Allah her şeye kadirdir.”
Ey Resul! Onlara dünya hayatının örneğini ver dünyaya, onun türlü türlü günahları ve isyanları beraberinde getiren geçici süsüne ve zevklerine meyledenler için, dünyanın geçiciliğine ve çabucak yok olup gideceğine dair şöyle bir misal ver: O, gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Dünya hayatı, bizim, yaratmamızın harikalarını ve hikmetimizin derinliğini izhar etmek için gökten indirdiğimiz suya benzer onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karışır. O su sayesinde bitkiler büyüyüp serpilir, öyle canlı güzel bir hale gelirler ki, görenlerin gözleri o manzaraya hayran kalır. Sonra o bitkiler güneşin sıcağı veya soğuk havaya dayanamayarak koruyup gider. Yaprakları birbirinden ayrılmış, parçalara bölünmüş çer çöp haline gelir. Öyle ki rüzgar onu savurur onu alıp havalara uçurur ve ona istediğine yapar. Sonsuz güç ve kuvveti ile mutlak Kadir olan “Allah her şeye muktedirdir.” dilediği ve elde etmek istediği her şeye mutlak gücü ile ulaşır, elde eder; O’nun kudretinin sonu yoktur, dilediği üzerinde dilediği gibi tasarruf eder. Güç ve kuvvet ancak ve ancak Allah'a aittir.
Kehf 45, bize "hayatın hızına aldanmamayı" öğretir. İki bahçe sahibinin on yıllar süren hikayesi, bu ayette sadece birkaç kelimeye (su-bitki-çerçöp) sığdırılmıştır. Ayet şunu fısıldar: "Eğer şu an hayatının 'ihtilat' (gürleşme) dönemindeysen; yani işlerin yolunda, sağlığın yerinde, 'bahçen' meyve veriyorsa (33. ayet), sakın bunun 'heşîm' (çerçöp) olmayacağını sanma. 7. ayetteki 'süs' ne kadar parlaksa, 45. ayetteki 'savrulma' o kadar kesindir. Önemli olan rüzgâr estiğinde savrulup gitmek değil, 30. ayetteki 'en güzel işleri' yaparak rüzgârın bile yok edemeyeceği bir mana köküne sahip olmaktır. Unutma; su Allah'tan gelir, güç Allah'tandır ve dönüş de Allah'adır."
اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ اَمَلًا
Elmâlu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâ(s) velbâkiyâtu-ssâlihâtu ḣayrun ‘inde rabbike śevâben veḣayrun emelâ(n)
46- “Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak salih ameller, sevap olarak da, amel olarak da rabbinin katında daha hayırlıdır.”
Âyet-i Kerimede, mal ve oğulların, dünya hayatının ziyneti olduğu zikredilmektedir. Başka bir âyet-i Kerimede de: "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır (Enfal/28) buyurulmaktadır. Diğer bir âyette de: "Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşler, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek, insanlara süslü gösterildi. Oysa bunlar, sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise, Allah'ın katındadır.”(Al-i İmran/14) buyuruluyor.
Âyet-i Kerimenin devamında: "Geride kalan salih ameller ise rabbinin nezdinde sizin için daha hayırlıdır" ifadesi zikredilmektedir. Bir kısım âlimler burada zikredilen "Salih ameller"den maksadın, beş vakit namaz olduğunu söylemişlerdir. Diğer bazıları ise, "Salih ameller"den maksadın, "Lâilahe İllallah" "Sübhanallah" "Elhamdülillah" "Allahu ekber" "La Havle Vela Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azîm" şekillerinde Allah’ı zikretmek olduğunu söylemişlerdir.
Bazıları ise buradaki "Salih ameller"den maksadın, Allah’a itaat etmeyi içine alan bütün ameller olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da burada zikredilen "Salih amellerden" "maksadın, güzel sözler söylemek olduğunu zikretmişlerdir.
Taberi, bütün ibadet ve hayırların buradaki "Salih ameller"e dahil olduğunu söylemiştir.
Kehf 46, bize "neyin araç, neyin amaç olduğunu" öğretir. Hayatın içinde yönettiğin projeler, biriktirdiğin tecrübeler veya yetiştirdiğin insanlar birer "süs" olarak kalabilir veya "bâkiyâtü's-sâlihât"a dönüşebilir. Ayet şunu fısıldar: "Elinizdeki mal ve imkanları 34. ayetteki gibi bir 'kibir dili' için kullanırsanız, onlar sadece 'dünya süsü' olarak kalır ve 45. ayetteki rüzgarla savrulur. Ama o imkanlarla 30. ayetteki gibi 'güzel işler' üretirseniz, onlar 'bâki'leşir. 36. ayetteki adamın yaptığı gibi geçici olana 'ebedi umut' bağlama; çünkü gerçek emel (umut), sonucu Allah'ın belirlediği (44. ayet) yerdedir. Unutma; süsler döküldüğünde geriye sadece 'iyilikler' kalacaktır."
وَيَوْمَ نُسَيِّرُ الْجِبَالَ وَتَرَى الْاَرْضَ بَارِزَةًۙ وَحَشَرْنَاهُمْ فَلَمْ نُغَادِرْ مِنْهُمْ اَحَدًاۚ
Veyevme nuseyyiru-lcibâle veterâ-l-arda bârizeten vehaşernâhum felem nuġâdir minhum ehadâ(n)
47- “Bir gün dağları yürütürüz de sen yeri dümdüz görürsün; hiçbirini bırakmaksızın toplarız onları.”
“Bir gün dağları yürütürüz de” dağları havada yürüteceğimiz günü, onlara darmadağın, kül gibi saçıp savrulan hale getireceğimiz anı veya yerlerinden oynatıp yok edileceği günü düşün. “Sen yeri dümdüz görürsün” hiç kimsenin herhangi bir işareti olmaksızın kimsenin saklayacağı bir yeri bulunmaksızın taş, bina, ağaç olmaksızın yeri dümdüz göreceksin. Yani yeri kaplayan daha ağaç ve benzeri hiçbir şeyi göremeyeceksin. Yüce Allah'ın Şüphesiz ki biz yeryüzünde onları kıpkırı bir toprak haline getireceğiz 8. ayetteki buyruğunu hatırlayacak olursak, bu kesimde canlandırılan tablo ile sürenin mukaddimesi arasında bir ilişkisinin ne kadar canlı olduğunu görürüz.Öncekileri de sonrakileri de bir araya getirir küçük büyük hiç kimseyi bırakmaksızın bir arada toplarız.
Nesefi burada şöyle der: “Burada Yüce Allah yürütürüz ile görürsün fiillerinden sonra mazi olarak onları topladık diye buyurmasının nedeni; onların toplanmalarının, yürütülmelerinden ve bu dehşettiği halleri görmeleri için ortaya çıkarılmalarında Daha önce olacağı da delalet etmesi içindir. yani biz bundan önce onları haşretmiş bulunuyorduk.
Kehf 47, bize "saklanacak hiçbir yerin kalmayacağı bir güne hazır olmayı" öğretir. Bugün sahip olduğun unvanların arkasına sığınarak 34. ayetteki gibi kibirlenebilirsin; ancak o gün ne sığınacak bir "bahçe" ne de seni savunacak bir "nefer" (adamlar) olacaktır. Ayet şunu fısıldar: "Dağların bile yürütüldüğü bir günde, senin 'asla yok olmaz' dediğin (35. ayet) küçük başarıların ne hükmü kalır? 7. ayetteki 'süsler' süpürüldüğünde, yeryüzü 'bâriz' (apaçık) olduğunda, senin de kalbin 'apaçık' olacaktır. Önemli olan, o dümdüz meydanda 46. ayetteki 'baki kalacak salih amellerin' gölgesinde durabilmektir. Unutma; O'nun ilminden hiçbir şeyin kaçamadığı gibi, O'nun mahşerinden de hiçbir fert kaçamaz."
وَعُرِضُوا عَلٰى رَبِّكَ صَفًّاۜ لَقَدْ جِئْتُمُونَا كَمَا خَلَقْنَاكُمْ اَوَّلَ مَرَّةٍۘ بَلْ زَعَمْتُمْ اَلَّنْ نَجْعَلَ لَكُمْ مَوْعِدًا
Ve’uridû ‘alâ rabbike saffen lekad ci/tumûnâ kemâ ḣalaknâkum evvele merra(tin)(c) bel ze’amtum ellen nec’ale lekum mev’idâ(n)
48- “Saflar halinde Rabbine sunulduklarında onlara (denir ki): “Andolsun ki sizi ilk kez yarattığımız gibi bize geldiniz. Halbuki sizi toplamak için bir zaman tayin etmediğimizi dahi iddia etmiştiniz, değil mi?”
Ey Muhammed, o gün, yaratılanlar saf saf olup rabbinin huzuruna çıkarılacaklardır. O anda kendilerine şöyle denecektir: "Ey insanlar, sizleri ilk yarattığımız şeklinizle şimdi diri olarak bize geldiniz. Halbuki içinizden âhirete iman etmeyenler, sizi diriltmek için bir yer ve zaman yaratmayacağımızı sanıyorlardı. Bu şekilde hitap, öldükten sonra dirilmeyi inkar edenler için bir azarlamadır ve bu azar orada herkesin gözü önünde onlara yapılacaktır. Yani sizler peygamberler vasıtasıyla öldükten sonra diriltileceğiniz ve amellerinizin önünüze sunacağı şeklindeki vaatlerin gerçekleştirilmesi için bir vakit tayin etmediğimizi de ileri sürmüştünüz. Bunların gerçekleşip başınıza geleceğini bile zannetmiyordunuz; bunların olacağına ihtimal vermiyordunuz.
Kehf 48, bize "hayatın bir parantezden ibaret olduğunu" öğretir. Parantez toprakla (37. ayet) açılmış, dünya hayatındaki "süslerle" (46. ayet) dolmuş ve yine ilk haldeki yalınlıkla (48. ayet) kapanmıştır. Ayet şunu fısıldar: "Bahçene 35. ayetteki gibi gururla girdiğinde, aslında bu 'saf saf' dizileceğin günü inkar ediyordun. Şimdi ne o çok güvendiğin nüfusun (nefer) var, ne de 'asla yok olmaz' dediğin mülkün. 27. ayetteki o 'Sığınak'tan (Mültehâ) başka yöne kaçacak yerin kalmadı. Önemli olan, huzura 'ilk günkü gibi' çıplak dönerken, üzerinde 46. ayetteki o 'salih amellerin' manevi elbisesini taşıyabilmektir."
وَوُضِعَ الْكِتَابُ فَتَرَى الْمُجْرِم۪ينَ مُشْفِق۪ينَ مِمَّا ف۪يهِ وَيَقُولُونَ يَا وَيْلَتَنَا مَا لِ هٰذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغ۪يرَةً وَلَا كَب۪يرَةً اِلَّٓا اَحْصٰيهَاۚ وَوَجَدُوا مَا عَمِلُوا حَاضِرًاۜ وَلَا يَظْلِمُ رَبُّكَ اَحَدًا۟
Vevudi’a-lkitâbu feterâ-lmucrimîne muşfikîne mimmâ fîhi veyekûlûne yâ veyletenâ mâ li hâżâ-lkitâbi lâ yuġâdiru saġîraten velâ kebîraten illâ ahsâhâ(c) ve vecedû mâ ‘amilû hâdirâ(an)(c) velâ yazlimu rabbuke ehadâ(n)
49- “Amel defteri ortaya konulduğunda suçluların onda yazılı olandan korktuklarını görürsün ve derler ki: “Vah bize, eyvah bize! o kitap nasıl olmuş daha küçük- büyük bir şey bırakmaksızın hepsini saymış?” Evet, onlar bütün iş dediklerini hazır bulurlar ve Rabbin kimseye asla zulmetmez.”
Allah, Küçük büyük insanları bir araya topladığı o kıyamet gününde onların herşeylerinin yazılı olduğu amel defterlerini önlerine koydurur. Herkes amel defterini aldıktan sonra suçluların, amel defterlerindeki durumlarından dolayı ve korkarak şöyle dediklerini görürsün: "Vay halimize, bu defter nasıl bir deftermiş, küçük büyük hiçbir amel bırakmayıp hepsini tespit etmiş!".
Evet, işte insanlar dünyada yaptıkları iyilik ve kötülükleri önlerinde hazır olarak bulacaklardır. Ey Muhammed, bil ki rabbin, hiçbir kimseye zulmetmez.
Evet, işte insanlar dünyada yaptıkları iyilik ve kötülükleri önlerinde hazır olarak bulacaklardır. Ey Muhammed, bil ki rabbin, hiçbir kimseye zulmetmez.
Kehf 49, bize "hayatımızın her saniyesinin aslında bir 'yayın' olduğunu" öğretir. Bugün yazdığın bir yazı, yönettiğin bir süreç veya birine verdiğin cevap; yarın "küçük-büyük hiçbir şey bırakmayan" o kitapta karşına çıkacaktır. Ayet şunu fısıldar: "Bahçene 35. ayetteki o kibirle girdiğinde kimsenin görmediğini sanıyordun. Ama o anın koordinatları, kalp atışın ve niyetin 49. ayetteki o büyük veritabanına işlendi. 46. ayetteki 'salih amelleri' o kitaba yazdırmak senin elinde. Önemli olan, o kitap açıldığında 'Eyvah!' diyenlerden değil, 30. ayetteki 'en güzel işleri yapan' huzurlu gönüllerden olabilmektir. Unutma; Rabbin zulmetmez, sadece senin ektiğini senin önüne koyar."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...