KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Medine Sokaklarında Bir Çığlık

Duyguların bir mevsim gibi hızla değiştiği, kalbin bazen arşa yükselip bazen dünya telaşının çukuruna düştüğü bir zamanda; ruhun en samimi endişesini ve o endişeyi dindiren nebevi müjdeyi hatırlayalım: Kalp neden her an aynı durulukta kalamaz?

Bu endişe; imanın zayıflığından değil, bilakis o imanı koruma derdinden doğan mübarek bir sızıdır.

"Kalbin Değişken Mevsimleri: 'Hanzala Münafık Oldu!'"

Günlük Sahne: "Duygu Karmaşası ve İhlâs Kaygısı"

Bugün bize dayatılan en büyük illüzyon: "Her an mutlu, her an enerjik ve her an istikrarlı olmalısın." Ruhsal dalgalanmaları bir hastalık veya başarısızlık gibi görüyoruz. İbadet ederken hissettiğimiz o yüksek huzuru, iş yerindeki kaosta veya evdeki gürültüde bulamayınca kendimizi sorguluyoruz: "Ben gerçekten samimi miyim?" Bir yanda en derin manevi hisler, diğer yanda ekmek kavgası ve aile telaşı... İnsan, bu iki uç arasında savrulurken asıl kimliğini yitirmekten korkuyor. Peki, en seçkin sahabeler bile bu sızıyı duymuş olabilir mi?

Asr-ı Saadet’ten Kesit: Medine Sokaklarında Bir Çığlık

Bir gün Resûlullah’ın (sav) kâtiplerinden Hanzala b. Rebî’, Medine sokaklarında ağlayarak ve kendi kendine söylenerek yürüyordu. Onu bu halde gören Hz. Ebubekir (r.a) merakla sordu: "Nasılsın ey Hanzala?" Hanzala’nın cevabı bir feryat gibiydi: "Hanzala münafık oldu!" 

Hz. Ebubekir şaşkınlıkla, "Sübhânallâh! Sen ne diyorsun?" dedi. Hanzala içindeki fırtınayı şöyle tarif etti: "Resûlullah’ın huzurunda iken o bize cennet ve cehennemi anlattığında onları gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Ancak oradan ayrılıp çoluk çocuğumuza, işimize gücümüze karıştığımızda çok şeyi unutup gidiyoruz!" Hz. Ebubekir durdu ve itiraf etti: "Vallahi ben de aynı şeyi hissediyorum." 

Birlikte Efendimiz’in (sav) huzuruna çıktılar. Hanzala durumu anlatınca Rahmet Elçisi (sav) tebessüm ederek şu eşsiz dengeyi kurdu: "Ey Hanzala! Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki, eğer siz benim yanımdaki halinizi dışarıda da sürdürebilseydiniz, melekler yollarda ve yataklarınızda sizinle musafaha ederdi (tokalaşırdı). Fakat ey Hanzala! Bazen öyle, bazen böyle; bir saat ibadetle, bir saat de dünya işleriyle..." 

Hissedilecek Hikmet: "İnsan Olmak, Unutmak ve Hatırlamaktır"

Bu tablodaki hikmet şudur: Din, insanı robotlaştırmak için değil, fıtratını terbiye etmek için gelmiştir. Efendimiz (sav) bize öğretmiştir ki; dünya işleriyle meşgul olmak münafıklık değil, hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli olan, o "dünya saati" içinde bile "iman saatini" bütünüyle terk etmemektir. 

Edeple edeplenmek; manevi coşkuyu kaybettiğimizde pes etmek değil, yeniden hatırlama çabasına girmektir. Bugün hayatımıza bu şifayı; gün boyu yoğun çalışırken bir namaz vaktiyle ruhumuzu yıkamaya çekilerek, ailemizle gülerken bunun da bir ibadet olduğunu bilerek veya kalbimiz katılaştığında "insanız, hatırladıkça duruluruz" diyerek taşıyabiliriz.

Bugün kendimize şu soruyu soralım: "Dünya telaşına daldığım şu saatlerde, ruhumu dinlendirecek o 'bir saatlik' vuslat anını ne zaman ayıracağım?"





5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU