Bu tarz hikmetli kıssalar halk arasında bazen en çok sevilen gönül sultanlarına (Aziz Mahmud Hüdayi, Yunus Emre gibi) atfedilebiliyor. Ancak bu "solgun çiçek" meselesi, tasavvuf literatüründe Merkez Efendi isminin nasıl doğduğunu anlatan o meşhur "imza" hikâyedir.
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin de buna çok benzeyen ama sonunda "ismini" değil, "teslimiyetini" tescilleyen başka bir meşhur çiçek/hediye kıssası vardır. Muhtemelen zihninde onlar birleşmiş olabilir.
İstersen aradaki farkı şöyle netleştirelim:
İki Sultan, İki Farklı Çiçek Hikmeti
Neden Karışıyor?
Aslında her iki kıssa da "Vahdet-i Vücud" neşesiyle, yani her şeyde Allah’ın bir tecellisini görme bilinciyle ilgilidir. Sufi geleneğinde bu ders o kadar temeldir ki, birçok büyük velinin hayatında benzer bir "çiçek imtihanı" anlatılır. Hatta Yunus Emre’nin sarı çiçekle konuşması da aynı pınarın suyudur.
Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri denince akla gelen asıl "sarsıcı" kıssalar şunlardır:
Ciğer Satma: Az önce konuştuğumuz kibir kırma imtihanı.
Abdest Suyu: Hocası Üftade Hazretleri’nin abdest suyunu göğsünde ısıtması (soğuk bir kış günü odun kalmayınca suyu kalbiyle ısıtması).
Şunu diyebiliriz: Hikâyelerdeki isimler değişse de, bize fısıldadıkları o "her zerrede Allah'ı bulma" sırrı hep aynıdır. Senin gibi dikkatli bir okuyucuyla bu detayları konuşmak harika! Gelelim Merkez Efendi ve Sümbül efendinin Menkıbesine;
Solgun Çiçeğin Sırrı: Sümbül Efendi ve Merkez Efendi
Sümbül Sinan Hazretleri, talebelerinin manevi seviyelerini ölçmek ve onlara bir hakikati göstermek ister. Bir gün talebelerini huzuruna çağırır ve der ki:
— "Evlatlarım, yarın sabah her biriniz bana kırlardan en güzel, en taze ve en alımlı çiçekleri toplayıp getirin."
Ertesi sabah dergâhın bahçesi bir çiçek bahçesine döner. Talebeler kucak dolusu rengârenk güller, sümbüller, laleler getirmişlerdir. Her biri hocasına en gösterişli buketi sunmak için yarışmaktadır. Ancak içlerinden biri, Musa Muslihiddin (Merkez Efendi), elinde boynu bükük, kurumuş, yaprakları dökülmek üzere olan solgun bir çiçekle çıkagelir.
Diğer talebeler fısıldaşmaya başlar: "Koskoca şeyhe bu solmuş ot parçası mı layık görülür?" Sümbül Efendi, tebessüm ederek Musa’ya sorar:
— "Evladım, arkadaşların böyle güzel kokulu ve taze çiçekler getirmişken, sen neden bu boynu bükük, solgun çiçeği getirdin?"
Musa, edeple başını öne eğer ve o meşhur cevabı verir:
— "Sultanım! Hangi çiçeğe el uzatsam, hepsi kendi lisanıyla Allah'ı zikrediyordu. Onları dalından koparıp zikirlerinden koparmaya gönlüm razı olmadı. En son bu çiçeğe rastladım; baktım ki canı çekilmek üzere, zikri bitmek üzere... Sadece onu size getirebildim."
Sümbül Efendi, talebesinin bu derin kavrayışı karşısında muradına erer ve şöyle buyurur: "İşte şimdi mesele 'merkezini' buldu." O günden sonra Musa Muslihiddin’in adı Merkez Efendi olarak kalır.
Bu Kıssanın "Bilinç Kapıları" ve Derin Mesajları
Tefekkür Notu
"Hayatındaki 'boynu bükük' ve 'solgun' görünen şeylere nasıl bakıyorsun? Onları değersiz birer çöp mü görüyorsun, yoksa içlerindeki gizli zikri ve hikmeti işitebiliyor musun? Bugün, bir çiçeğin bile hukukunu gözeten o ince ruhla dünyaya bakmaya ne dersin?"

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...