Bazen Uzaklık da Bir Yakınlıktır
Bir gün daldığımda, iç âlemin ilhamlarından; dilden, kalpten ve tefekkürden kelimeler döküldü. Sanki içimde sessizce konuşan bir hâl vardı. Ben yalnızca onu dinliyor, kalbimden geçenleri kelimelere teslim ediyordum.
Ve şöyle bir hakikat belirdi:
Sevgi ve muhabbet duyduğun kimseye yaklaşmak istesen de bazen yaklaşamazsın. Seni istemediğinden değildir. Belki de senin istediğin o yakınlık, henüz senin taşıyabileceğin bir yakınlık değildir.
Bir düşün…
Belki de senin istediğin şey seni yakacaktır. Çünkü insan bazen sevdiğine kavuşmayı isterken, kavuşmanın ateşini hesaba katmaz. Oysa bazı yakınlıklar vardır ki insanı ısıtmaz, yakar. Bazı sevgiler vardır ki insanı büyütmeden önce bütün eski hâllerini ateşe verir.
Belki de senin yaklaşmana izin verilmemesi, senden yüz çevrilmesi değil; seni kül olmaktan koruyan bir rahmettir. Sen bunu anlayamazsın.
“Niçin yaklaşamıyorum?” dersin.
“Niçin aramıza mesafe konuldu?” dersin.
“Niçin gönlüm bu kadar isterken kavuşamıyorum?” diye ağlar, sızlanırsın.
Hâlbuki belki de o mesafenin içinde senin göremediğin bir terbiye vardır. Çünkü aşk her zaman kavuşmak değildir.
Bazen aşk, hasretle yakınlaşmaktır.
Bazen bir araya gelmeden kalplerin birbirine yaklaşmasıdır.
Bazen göremediğin, dokunamadığın, yanında bulunamadığın hâlde gönlünde büyüyen bir sevgi, seni sevdiğine senden daha fazla yaklaştırabilir. İnsan yakınlığı bedenlerin birbirine yaklaşması zanneder. Hâlbuki kalpler bazen uzaklıkta yakınlaşır.
Bazen araya konulan mesafe, gönüller arasındaki mesafeyi kaldırır. Çünkü kavuşmak her zaman yakınlık değildir; kimi zaman kavuşamamak, insanın içindeki sevgiyi saflaştırır.
Sen sevdiğine doğru koşarsın. O ise seni durdurur. Sen bunu reddedilmek sanırsın. Belki de korunuyorsundur. Sen ateşe doğru koşan bir kelebek gibi, ışığın seni çağırdığını zannedersin. Oysa ışığın etrafındaki ateşi göremezsin.
Bazen seni geri çeken el, senden uzaklaştırmak için değil, yanmaman için uzanmıştır. İnsan kendi istediği şeyi çoğu zaman hayır zanneder. Oysa insan neyi taşıyabileceğini de neyin kendisini yakacağını da her zaman bilemez.
Bu yüzden bazı gecikmelerin içinde rahmet, bazı ayrılıkların içinde terbiye, bazı hasretlerin içinde yakınlık, bazı mahrumiyetlerin içinde ise gizli bir lütuf vardır.
Belki de sana verilmeyen şey, senden esirgendiği için değil; onu taşıyabilecek hâle henüz gelmediğin içindir.
Belki de yaklaşamıyorsun; çünkü önce içinde yaklaşman gereken bir yer var.
Kendi nefsine…
Kendi aczine…
Kendi eksikliğine…
Kendi hakikatine…
İnsan bazen sevdiğine ulaşmadan önce, sevgisinin içindeki nefsini tanımak zorundadır.
“Ben onu istiyorum” derken gerçekten kimi istediğini bilmelidir.
Sevdiğini mi?
Yoksa sevdiği üzerinden kendi arzusunu mu?
Kavuşmayı mı?
Yoksa kavuşmanın kendisine vereceği hissi mi?
İşte burada aşk ile nefsin arzusu birbirinden ayrılmaya başlar.
Gerçek muhabbet, sevdiğini kendi istediği şekle sokmak istemez.
Gerçek muhabbet, sevdiğinin hükmüne razı olmayı öğrenir.
Bazen bekler.
Bazen susar.
Bazen hasret çeker.
Bazen gözyaşı döker.
Ama yine de içinden şöyle der:
“Benim istediğim değil, Senin muradın olsun.”
İşte o zaman hasret başka bir hâle dönüşür.
Artık hasret yalnızca kavuşamamanın acısı değildir.
Hasret, kalbin terbiye edildiği bir mekteptir.
İnsan orada beklemeyi öğrenir.
Sabretmeyi öğrenir.
Razı olmayı öğrenir.
Ve en önemlisi, sevgiyi sahiplenmekten çıkarıp teslimiyete dönüştürür.
Belki de bazı uzaklıklar bu yüzden vardır.
Seni sevgiden uzaklaştırmak için değil, sevgiyi nefsinden temizlemek için…
Seni yakmak için değil, içindeki fazlalıkları yakıp seni olgunlaştırmak için…
Çünkü bazen sevgi, senin anladığın gibi değildir.
Bazen sevgi sana yaklaşmak değil, seni olduğun yerde tutmaktır.
Bazen sevgi sana istediğini vermek değil, seni istediğinin ateşinden korumaktır.
Bazen sevgi kavuşmak değil, kavuşmaya hazır hâle gelene kadar beklemektir. Ve belki de en derin yakınlık, iki kişinin birbirine yaklaşması değil; insanın kalbinin hakikate yaklaşmasıdır.
O hâlde her uzaklığa ayrılık deme.
Her gecikmeye mahrumiyet deme.
Her kapanan kapıyı reddedilmek sanma.
Belki de sen kapının açılmasını istiyorsun; fakat seni seven bir rahmet, henüz içeri girmemen gerektiğini biliyor.
Sen göremiyorsun.
O biliyor.
Sen istiyorsun.
O ise seni senden daha iyi tanıyor.
Ve belki bir gün geriye dönüp baktığında anlayacaksın:
“Ben o gün kavuşamadığım için üzülmüştüm. Meğer o kavuşamayış, beni yanmaktan koruyan en büyük rahmetmiş.”
Çünkü bazı sevgiler seni kendisine kavuşturarak değil, seni kendine hazırlayarak sever.
Bazı yakınlıklar mesafeyle kurulur.
Bazı aşklar hasretle derinleşir.
Ve bazı insanlar birbirlerine kavuşmadan da birbirlerinin gönlünde iz bırakırlar.
Çünkü gerçek yakınlık her zaman yan yana olmak değildir.
Bazen gerçek yakınlık, aynı hakikate doğru yürüyen iki kalbin birbirinden uzakta olsa bile aynı ateşte arınmasıdır.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...