Seyr-i Sülûk: Bir Gönül Yolculuğu
Bir çiftçiyi düşünelim.
Elindeki tohumu toprağa bırakır.
Toprağı sürer, hazırlar, tohumu eker. Sonra yağmuru bekler, güneşi bekler, toprağın bereketini bekler. Fakat sadece beklemekle yetinmez; sulamasını yapar, yabani otları temizler, gerektiğinde toprağı işler.
Burada tevekkül vardır; fakat tevekkül tembellik değildir.
Çiftçi elinden geleni yapar, sonucu ise Allah'a bırakır.
Aynı zamanda tefekkür eder.
Tohumun toprağın altında nasıl çatladığını, kökün nasıl toprağa tutunduğunu, filizin nasıl başını göğe kaldırdığını düşünür. Küçücük bir tohumun içinde saklanan büyük ağacı görmeye çalışır.
Sonra vakti gelir ve ekin hasat edilir.
Fakat yol burada bitmez.
Buğday başağından ayrılır.
Dövülür, savrulur, elenir.
Un ile kepek birbirinden ayrılır.
İşte insanın nefis terbiyesi de biraz böyledir.
İnsanın içinde hakikat tohumu vardır; fakat o tohumun başak vermesi için terbiyeye, sabra, mücahedeye ve zamana ihtiyaç vardır.
Buğdayın un hâline gelmesi gibi insanın da ham hâlinden işlenmiş hâle gelmesi gerekir.
Fakat unun kendisi de henüz ekmek değildir.
Unun içine su katılır.
Maya katılır.
Yoğrulur.
Şekil verilir.
Dinlendirilir.
Sonra fırına girer.
Fakat burada da bir incelik vardır:
Fırının vakti vardır.
Erken çıkarırsan çiğ kalır.
Geç bırakırsan yanar.
İşte insanın terbiyesinde de vakit, ölçü ve ehil bir el gerekir.
Her tohumu aynı zamanda biçemezsin.
Her hamuru aynı sürede pişiremezsin.
Her insanın da aynı kabiliyeti, aynı yarası, aynı nefsi, aynı imtihanı ve aynı yürüyüşü yoktur.
İşte burada mürşid-i kâmilin rehberliği önem kazanır.
Mürşid insanı kendisine benzetmek için değil, Allah'ın razı olduğu kulluğa doğru kendi hakikatini bulmasına yardımcı olmak için terbiye eder.
Sâlik bazen bir sözle uyarılır.
Bazen bir hizmet verilir.
Bazen bir vazife yüklenir.
Bazen bekletilir.
Bazen susması istenir.
Bazen nefsinin istemediği bir şeyle karşılaştırılır.
Sâlik o sırada yalnızca verilen işi görür.
Fakat işin içinde kendi nefsini görmeye başlar.
Kibrini görür.
Sabırsızlığını görür.
Riyâya meylini görür.
Övgüye düşkünlüğünü görür.
İnsanlardan beklentisini görür.
Ve böylece kitaplarda okuduğu nefis terbiyesi, kendi üzerinde yaşamaya başlar.
Seyr-i Sülûk Bir Hırka Değildir
Tasavvuf benim için bir hırka değildir.
Bir taç değildir.
Bir makam değildir.
Havada uçmak değildir.
Su üzerinde yürümek değildir.
Keramet peşinde koşmak hiç değildir.
Tasavvuf, tevhidin insanın hayatına ve ahlâkına yansımasıdır.
Tasavvuf, Allah'ı tanıdığını söylemekten önce, Allah'ın huzurunda kul olduğunu bilmektir.
Edebin bedende görünmesi, zikrin kalpte kök salması, imanın ahlâka dönüşmesi, nefsin haddini bilmesi, insanın yaratılmışlara merhametle bakmasıdır.
Tasavvuf; hırkadan önce edeptir, taçtan önce tevazudur, makamdan önce kulluktur, kerametten önce istikamettir. Ve bütün bunların merkezinde: Lâ ilâhe illallah vardır. Çünkü hakiki tasavvufun amacı insanı kendisine hayran bırakmak değil, Allah'a kul etmektir.
Tevhidî Tasavvuf
Bu sebeple bizim aradığımız tasavvuf anlayışı, insanı Allah'tan uzaklaştırıp bir şahsın etrafında döndüren bir anlayış değildir.
Bizim aradığımız: Kur'an'ın tevhidi, Resûlullah'ın sünneti, sahabenin kulluğu, âriflerin irfanı, mürşidlerin terbiyesi ve ümmetin kadim mirasıyla yoğrulmuş bir gönül yoludur.
Kadim mirasa sahip çıkmak, geçmişte söylenen her sözü sorgulamadan kabul etmek değildir. Bilakis: Hak olanı almak, hikmeti ayıklamak, şeriatın terazisinde tartmak, Sünnetin ölçüsünde değerlendirmek ve sonra yaşamaya çalışmaktır.
Çünkü: Her eski olan hak değildir; fakat köksüz olanın da meyvesi uzun sürmez.
Sâlikin Yolculuğu
Sâlik bu yola girdiğinde kendisini “olmuş” saymaz. Tam tersine: “Ben işlenmemiş bir buğday gibiyim.” der. İçinde un olacak cevher vardır ama daha öğütülmemiştir. Hamur olacak malzeme vardır ama daha yoğrulmamıştır. Ekmek olacak istidat vardır ama daha pişmemiştir. Ve sâlik şunu bilir: “Ben kendimi kendim pişiremem.” İşte mürşide olan ihtiyaç burada ortaya çıkar.
Fakat mürşid de kendi başına pişiren değildir. Pişiren Allah'tır. Mürşid sebeptir. Sohbet sebeptir. Hizmet sebeptir. Mücahede sebeptir. Zikir sebeptir. Riyazet sebeptir. Sünnet sebeptir. Fakat neticeyi veren: Allah'tır.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...