Kurdun Tesbihi ve İbrahim'in Haşyeti
Her varlık O'nu zikreder, ârif gönül ise kendi kusurundan korkar…
Gönül ehlinin kitaplarında anlatılan ibretli bir menkıbeye göre Hz. Dâvûd Aleyhisselâm, kürsüsü üzerinde Zebûr'u okuyor, gönlü Allah'ın kelâmıyla meşgul oluyordu.
Dâvûd Aleyhisselâm'ın sesi vadilere yayılıyor, dağlar ve kuşlar onun tesbihine iştirak ediyordu. Bir gün gözleri yere ilişti. Kırmızı renkli, küçücük bir kurt gördü. Bir müddet ona baktı. Sonra gönlünden şöyle geçirdi:
"Acaba Rabbimin bu küçücük kurdu yaratmasındaki hikmet nedir?"
Tam o sırada Allah'ın izniyle kurt dile geldi ve şöyle dedi:
— "Ey Allah'ın Resûlü! Sen benim ne için yaratıldığımı mı düşünüyorsun?"
Dâvûd Aleyhisselâm hayretle ona baktı. Kurt devam etti:
— "Rabbim bana her gün gündüzleri bin defa:
'Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber' dememi ilham etti."
— "Geceleri de Rabbim bana Peygamberlerin Efendisi Hz. Muhammed'e ﷺ salât ve selâm getirmemi ilham ediyor."
Sonra kurt Dâvûd Aleyhisselâm'a şöyle seslendi:
— "Ey Allah'ın Resûlü! Sen Rabbini zikrederken neler söylüyorsan bana da öğret ki ben de senden istifade edeyim."
Dâvûd Aleyhisselâm bu hâli görünce hayrete düştü. Çünkü kendisini küçücük gördüğü bir canlı, Rabbini zikreden bir kul olarak karşısında duruyordu. Anladı ki: Allah'ın yarattığı hiçbir varlık boşuna yaratılmamıştır. Her varlığın kendine göre bir vazifesi, kendine göre bir tesbihi, kendine göre Rabbine açılan bir kapısı vardır.
Kur'an'ın Büyük Sırrı
Rabbimiz şöyle buyurur: "Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız." (İsrâ, 17/44) İşte mesele tam da budur. Biz bir kurdu yalnızca kurt olarak görürüz. Bir kuşu yalnızca kuş olarak görürüz. Bir ağacı yalnızca ağaç olarak görürüz. Ama ârif gönül onların arkasındaki hakikati görmeye çalışır: Hepsi Allah'ın kuludur. Hepsi O'nu bir şekilde tanır. Hepsi kendi lisanıyla O'nu tesbih eder. Nitekim Rabbimiz Hz. Dâvûd hakkında şöyle buyurur: "Şüphesiz biz dağları onunla beraber tesbih eder halde boyun eğdirdik; kuşları da toplu halde. Hepsi O'na yönelmişlerdi." (Sâd, 38/18-19)
Günah ve Haşyet
Menkıbelerde anlatılan bir başka ibretli rivayette ise Hz. İbrâhim Aleyhisselâm'ın Allah korkusundan duyduğu derin haşyetten söz edilir. Anlatıldığına göre Hz. İbrâhim Aleyhisselâm geçmişte işlediğini düşündüğü bir kusuru hatırladığı zaman büyük bir korkuya kapılır, Allah'ın huzurunda hesap vermeyi düşünür ve derinden sarsılırdı.
Bir gün Cebrâil Aleyhisselâm kendisine geldi. Allah'ın selâmını bildirdikten sonra şöyle bir hitapta bulunduğu anlatılır:
— "Allah sana selâm ediyor. Hiç dostundan korkan bir dost gördün mü?"
İbrâhim Aleyhisselâm şöyle cevap verdi:
— "Ey Cebrâil! Kusurumu hatırladığım ve onun hesabını düşündüğüm zaman dostluğumu unutuyorum."
İşte bu söz, haşyetin ne demek olduğunu anlatan çok derin bir derstir. Ârif insan Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez. Fakat günahını da küçümsemez. Rahmete bakınca ümitlenir; kusuruna bakınca utanır.
Haşyet Nedir?
Haşyet, sadece korkmak değildir. Haşyet: Allah'ı tanıdıkça O'nun azametini daha iyi anlamak ve O'na karşı daha derin bir saygı, ürperti ve sorumluluk duymaktır.
Kur'an şöyle buyurur: "Allah'tan kulları içinde ancak âlim olanlar hakkıyla korkar." (Fâtır, 35/28) Demek ki gerçek ilim insanı kibirlendirmez. Allah'ı tanıyan insan, Allah'ın büyüklüğü karşısında küçülür.
Ümit ile Korku Arasında
Fakat burada çok önemli bir denge vardır. Mümin sadece korkmaz. Sadece ümit de etmez. Korku ile ümit arasında yürür. Rabbimiz buyurur: "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar." (Zümer, 39/53)
Bu yüzden: Günah işledim → Artık bitti. demek doğru değildir. Ama: Allah merhametlidir → O halde günahın önemi yok. demek de doğru değildir. Doğru olan şudur: "Günahımdan utanıyorum; Rabbimin rahmetinden de ümidimi kesmiyorum."
İşte Kadirî ve Yesevî terbiyesinde gönül dengesi budur.
Kadirî ve Yesevî Yolundan Ders
Kadirî mektep, kula Allah'ın azametini hatırlatır: "Ey gönül! Allah'ı unutma. Nefsine güvenme. Her an O'na muhtaç olduğunu bil."
Yesevî mektep ise gönlü hizmet, tevazu ve zikre yöneltir: "Ben büyüdüm deme; Rabbini zikreden bir karıncadan, bir kuştan, hatta küçücük bir kurttan bile ders al."
Böylece insanın bakışı değişir. Artık tabiat yalnızca seyredilecek bir manzara değildir. Her varlık bir âyet, her canlı bir muallim, her nefes bir emanet hâline gelir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
1. Küçük gördüğün varlığı küçümseme.
Belki senin görmediğin bir kullukla Rabbine yöneliyordur.
2. Günahını küçük görme.
Küçük görülen günah, kalbi zamanla karartabilir.
3. Allah'ın rahmetinden ümidini kesme.
Tövbe kapısı açıktır.
4. İlim seni kibirlendiriyorsa ilmin meyvesini henüz alamamışsın demektir.
Hakiki ilim, insanı haşyete ve tevazuya götürür.
5. Zikri sadece dilde bırakma.
Dil Allah'ı zikrederken kalp de O'na yönelsin.
Bugünün Kur'an Durağı
Rabbimiz buyuruyor: "Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler ve 'Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın' derler." (Âl-i İmrân, 3/191)
İşte iman böyle bir bakış kazandırır. Çocuk bir karınca görür: "Ne kadar küçük!" der.
Mümin ise: "Bu küçücük canlıyı da Allah yaratmış; acaba Rabbim ona neler öğretmiş?" diye düşünür.
Akılda Kalsın
"Ârif, yalnız görene değil; gördüğünün arkasındaki Yaratana bakandır."
Ve belki de bu menkıbenin bize bıraktığı en güzel ders şudur: Dâvûd Aleyhisselâm bir kurdun tesbihinden ders aldı.
İbrâhim Aleyhisselâm kendi kusurundan haşyet duydu.
Biz ise hem kâinattaki zikri duymayı hem de kendi gönlümüzü hesaba çekmeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü: Kâinat zikrediyor, gönül şahit oluyor, ârif ise Rabbini buluyor.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...