KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

Ebu Zer el-Gıfârî


Yalnız Yaşayan, Yalnız Ölen Bir Hakikat Abidesi: Ebu Zer el-Gıfârî

Ebu Zer el-Gıfârî (r.a.), sadece cesaretiyle değil, aynı zamanda "zühd" (dünyadan el çekme) konusundaki ödünsüz tavrıyla da sahabe arasında müstesna bir yere sahipti. Hz. Ali’nin (r.a.) ifadesiyle; "İnsanların ulaşamayacağı bir ilme sahip olan ancak bu ilmi bir hazine gibi saklayan" Ebu Zer, İslam tarihinin en özgün, en zahid ve en cesur simalarından biridir. Onun hikayesi, Mekke’nin karanlığında bir ışık arayışıyla başlar.

Hakikat Arayışı ve İlk Temas

Ebu Zer, henüz İslam ile tanışmadan önce bile putlara tapmayı reddeden, fıtratı temiz bir insandı. Kardeşinin Mekke’den getirdiği "Güzel ahlakı öğütlüyor" haberi onu tatmin etmemiş; hakikati bizzat kaynağından içmek için yola koyulmuştur.

Hz. Ali ile Gizli Buluşma ve Teslimiyet

Mekke’ye vardığında kimseye bir şey soramayan Ebu Zer’in yolu, sahabenin en cömerdi Hz. Ali ile kesişmiştir.

* Üç Günlük Misafirlik: Hz. Ali, kim olduğunu sormadan onu üç gün boyunca evinde ağırlamıştır. Bu, İslam’ın o dönemdeki kardeşlik hukukunun en zarif örneğidir.
* Gizli Operasyon: Mekke’deki baskı nedeniyle Hz. Ali, onu Efendimiz’e götürürken büyük bir tedbir almış; ayakkabı bağlama bahanesiyle aradaki mesafeyi koruyarak "stratejik bir takip" gerçekleştirmiştir.

Yasaklanan Cesaret: Kabe’deki İlk Haykırış

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ebu Zer’in güvenliği için imanını gizlemesini tembihlemişti. Ancak Ebu Zer’in içindeki iman ateşi o kadar gürdü ki, bu hakikati fısıldamak ona yetmedi.

* Kabe'de Yankılanan Tevhid: Efendimiz'in şefkat dolu "gizle" uyarısına rağmen, canı pahasına Kabe’ye gidip Kelime-i Şehadet’i haykırmıştır.
* Bedeli ve Kurtuluş: Müşriklerin öldüresiye dövdüğü Ebu Zer’i, henüz Müslüman olmayan Hz. Abbas kurtarmıştır. Abbas’ın kullandığı "Ticaret yollarınızın güvenliği bu adamın kabilesine bağlı" argümanı, o günün kabile siyasetinin İslam’ın lehine nasıl kullanıldığının somut bir örneğidir.

Ebu Zer’in İlim ve Zühd Karakteri

Hz. Ali’nin onun ilmi hakkındaki sözleri, Ebu Zer’in sadece bir "aksiyon adamı" değil, aynı zamanda derin bir "marifet ehli" olduğunu gösterir.

* Görüşü: O, dünya malına karşı en mesafeli sahabidir. İhtiyaçtan fazlasını biriktirmeyi şiddetle reddeden bu tavrı, onu İslam tarihinin ilk "sosyal adalet" temsilcilerinden biri yapmıştır.
* Peygamber Müjdesi: Efendimiz onun için; "Yeryüzünde ve gökyüzü altında Ebu Zer’den daha doğru sözlü bir kimse yoktur" buyurmuştur.

Ebu Zer’in Temel Felsefesi: "Kenz" Ayeti

İslam fetihlerinin genişleyip servetin arttığı dönemlerde, diğer sahabeler ve devlet adamlarıyla girdiği derin fikir ayrılıklarıyla tarihe geçmiştir. Ebu Zer, hayatını Tevbe Suresi 34. ayetinin tefsiri üzerine kurmuştu. Bu ayette, altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlar şiddetli bir azapla müjdeleniyordu.

Onun Yorumu: Ebu Zer’e göre bir Müslüman, ailesinin günlük ihtiyacından fazla olan her kuruşu infak etmeliydi. Yarın için mal biriktirmek, onun nazarında Allah’a olan güvenin (tevekkülün) eksikliğiydi.

Diğer Sahabelerin Yorumu: Genel fıkhi kanaat ise; zekâtı verilen ve helal yoldan kazanılan malın "biriktirme" (kenz) kapsamına girmediği yönündeydi.

Hz. Muaviye ile Karşı Karşıya: Şam Günleri

Ebu Zer, ömrünün bir kısmını Şam’da geçirmişti. O dönem Şam Valisi olan Hz. Muaviye ile aralarında geçen meşhur tartışma, İslam düşünce tarihindeki en önemli "siyaset-ekonomi" kırılmalarından biridir.

Tartışma: Muaviye, hazinedeki mallar için "Allah’ın malı" ifadesini kullanıyordu. Ebu Zer buna şiddetle itiraz etti: "Allah’ın malı dersen, halktan kaçırırsın! Müslümanların malı diyeceksin ki halkın ondaki hakkı baki kalsın!"

Sarsıcı Uyarısı: Muaviye saray (Yeşil Saray) yaptırdığında ona gidip: "Eğer bunu kendi paranla yapıyorsan israftır; eğer halkın parasıyla yapıyorsan hıyanettir!" diyerek tarihe geçen o meşhur uyarısını yapmıştır.

Hz. Osman ile Görüşmesi ve Medine’ye Dönüş

Şam’daki bu tavırları halk arasında büyük bir heyecan uyandırınca, Muaviye durumu Halife Hz. Osman’a bildirdi. Ebu Zer Medine’ye çağrıldı.

Diyalog: Hz. Osman ona, "Ey Ebu Zer, insanların zenginleşmesini engellemeye hakkın yok, biz sadece Allah’ın emrettiği zekâtı toplarız" dediğinde; Ebu Zer, "Zenginler sadece zekâtla yetinmemeli, her şeylerini muhtaçlarla paylaşmalı!" diyerek çıtayı en zirveye koydu.

Yalnızlığa Gidiş: Fikirlerindeki bu sarsılmaz sertlik, toplumun o günkü genel akışıyla uyuşmayınca, bizzat kendisi Hz. Osman’dan izin isteyerek Medine yakınlarındaki Rebeze çölüne çekilmeyi tercih etti.


Rebeze Günleri ve "Yalnızlık" Kehaneti

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yıllar önce Tebük Seferi sırasında geride kalan Ebu Zer’i uzaktan tek başına gelirken görünce şöyle buyurmuştu:"Allah Ebu Zer'e rahmet etsin. O yalnız yürür, yalnız ölür ve yalnız diriltilir."

Rebeze’de eşi ve yardımcısıyla birlikte çok sade, dervişane bir hayat sürdü. Vefat ettiğinde, onu defnedecek bir kefen bile bulunamamıştı. Yoldan geçen bir kervan (içlerinde sahabe Abdullah b. Mes’ud da vardı), Efendimiz'in o meşhur mucizevi sözünü hatırlayarak gözyaşları içinde onu defnettiler.


Bu Hayattan Çıkarılacak Dersler

Ebu Zer’in hayatı bizlere şu üç temel ilkeyi fısıldar:

1. İmanda Samimiyet: Hakikat, korkuyla gizlenecek bir hazine değildir; o, ilan edilmeyi bekleyen bir nurdur.

2. Şefkat ve İrade Dengesi: Peygamberimizin "gizle" emri bir şefkat; Ebu Zer’in "haykırışı" ise bir aşk ve tercih meselesidir. O, nefsine kolay olanı değil, Efendimizin bizzat katlandığı zor yolu seçmiştir.
3. Maddi Menfaatlerin Gücü: Hz. Abbas’ın ticaret yollarını hatırlatarak onu kurtarması, hakkı yaymak için bazen dünyanın geçici menfaatlerinin de bir araç olarak kullanılabileceğini gösterir.
4. Güce Karşı Hakikat: Ebu Zer, makamı ve rütbesi ne olursa olsun, doğru bildiğini halifelerin ve valilerin yüzüne söylemekten çekinmemiştir.
5. Dünya Sevgisine Karşı Panzehir: O, servetin ve konforun insan ruhunu nasıl yozlaştırabileceğini erkenden fark etmiş bir "erken uyarı sistemi" gibidir.
6. Mizacın Rolü: İslam, Ebu Zer gibi "uç" noktada zahid karakterlere de yer verir; ancak toplumun genel işleyişi (fıkıh), daha dengeli ve sürdürülebilir bir yol olan zekât sistemini esas alır.


Sonuç: 

Ebu Zer (r.a.), İslam’ın "vicdanı" olmuştur. O, zenginliğin içinde kaybolma tehlikesi yaşayan ümmete, her zaman "esas vatanın ahiret olduğunu" hatırlatan sert ama şifalı bir rüzgârdır. Ebu Zer (r.a.), ömrünün sonunda Efendimiz'in mucizevi bir şekilde haber verdiği üzere; Rebeze çölünde yalnız yaşamış ve yalnız vefat etmiştir. Ancak onun o gün Kabe’de attığı çığlık, bugün hâlâ tevhidin en gür sedası olarak kulaklarımızda yankılanmaktadır.



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu