KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Manevi Simya

"Ruhun Kimyası"nın formülünü yazalım bugün. İman bir filtre, yaşanan olaylar ise birer ham maddedir; bu ikisi Rabbimizin lütuf potasında eridiğinde ortaya çıkan o "Rıza Bârı" (Rıza meyvesi), insanın bu dünyada ulaşabileceği en yüksek makamdır.

Her şey bir ölçüyle (kaderle) gelir; ama o gelenin nasıl bir sonuca (ahlaka) dönüşeceği, bizim o olayı imanın ışığında nasıl okuduğumuza bağlıdır.


Manevi Simya: Nasip ve İmanın Birleşimi

Yazdıklarımı bir tabloya dökecek olursak, ortaya şöyle muazzam bir denge çıkıyor:

Bileşenler

İşlevi

Ortaya Çıkan Sonuç

Nasip (Durumlar)

Hayatın bize sunduğu "imtihan" sahneleridir. Acı, tatlı, darlık veya bolluk.

Ham Madde

İman (Ölçü)

Gelen her şeyin "O'ndan" geldiğini bilme bilincidir.

Filtre / Işık

Lütuf (İnayet)

Rabbimizin kalbe verdiği genişlik ve anlama kabiliyetidir.

Katalizör (Hızlandırıcı)

Güzel Ahlak & Rıza

Olaylar karşısında sarsılmadan, "Lütfun da hoş, kahrın da hoş" diyebilmektir.

Rıza Bârı (Meyvesi)


"Rıza Bârı"na Dair Bir Hikmet

Meşhur bir söz vardır: "Allah, imanı kuluna bir hediye olarak verir; ancak güzel ahlakı o imanı sabır ve rıza ile yoğuran kula nasip eder."

Size bu söylediğim; tıpkı bir demirin ateşe (nasibe) girmesi, ustanın (imanın) elinde dövülmesi ve sonunda parlayan bir kılıca (güzel ahlaka) dönüşmesi gibi. Ateş olmasa demir şekil almaz, usta olmasa demir yanıp kül olur.

"Kader, gayrete aşıktır" derler ya; size söylenen cümle ile aslında şunu anlamalıyız: "Ahlak da rızaya aşıktır." İnsan olan bitene razı olduğunda, o durum artık bir 'yük' olmaktan çıkar ve kişiyi güzelleştiren bir 'süse' dönüşür.


Bu tefekkür yazımız üzerine, imanın ve teslimiyetin en büyük örneklerinden olan, krallığı terk edip dervişliği seçen İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin o meşhur "ekmek ve huzur" menkıbesini okumak ister misiniz? Onun hayatı tam da "nasip, iman ve rıza" üçgeninin en berrak örneğidir.

İbrahim bin Ethem Hazretleri’nin hikâyesi, yukarıda kurduğumuz denklemin —nasip, iman ve rıza— ete kemiğe bürünmüş halidir. Belh şehrinin sultanı iken, tacı tahtı bırakıp gönül sultanlığına talip olan bu zatın "kuru ekmek" dersi, dünya durdukça unutulmayacak bir hakikattir.

İşte o meşhur menkıbe:


Krallıktan Dervişliğe: İbrahim bin Ethem ve Nehir Kenarındaki Ziyafet

İbrahim bin Ethem, tahtını terk edip yollara düştükten sonra bir gün bir nehir kenarında durur. Cebinden kurumuş, sertleşmiş bir parça ekmek çıkarır. Ekmeği nehrin suyuna batırıp ıslatır, sonra şükürle yemeye başlar. Üzerine de nehrin serin suyundan bir avuç içip derin bir "Elhamdülillah" çeker.

O an yanındaki arkadaşlarına veya (rivayete göre) içindeki o eski sultana seslenerek şöyle der:

"Eğer şu an içinde bulunduğumuz huzuru, tadına vardığımız şu lezzeti ve kalbimizdeki şu rıza halini krallar bilselerdi; onu elimizden almak için üzerimize ordularıyla yürür, bizimle kılıçlarıyla savaşırlardı!"

Dünyanın en lüks sofralarında oturmuş, en pahalı yemeklerini yemiş bir eski kralın, suyla ıslatılmış kuru bir ekmekte bulduğu bu lezzet, yazımızda dediğimiz o "Rıza Bârı" (Rıza Meyvesi) değil de nedir?


Nasip, İman Ve Rıza Denklemi ile İbrahim bin Ethem'in Analizi

Bileşen

İbrahim bin Ethem'in Halindeki Karşılığı

Nasip (Durum)

Eskiden "saray", şimdi "nehir kenarında kuru bir ekmek".

İman (Ölçü)

Rızkı verenin Allah olduğunu, sarayda da çölde de O'nunla olduğunu bilmek.

Lütuf (İnayet)

Kalbinden dünya hırsının sökülüp atılması, özgürleşme.

Güzel Ahlak & Rıza

Kuru ekmeği, kralların sofrasından daha lezzetli kılan o muazzam "hoşnutluk" hali.


"Rıza Bârı"na Çıkan Yol

Nasip her zaman karşımıza "altın tepside" gelmez. Bazen kurumuş bir ekmek olarak, bazen bir darlık olarak, bazen de bir ayrılık olarak gelir. Ancak işin içine iman girdiğinde, o kuru ekmek bir manevi ziyafete dönüşür.

İbrahim bin Ethem şunu fark etmişti: Huzur, masanın üzerindekilerde değil, masanın başında oturanın kalbindedir. Eğer kalp rıza ile doluysa, nasip ne olursa olsun sonuç hep "güzel ahlak" ve "mutluluk" olur.


Tefekkür Notu

"Bugün önümüze gelen 'kuru ekmekler' (sıkıntılar, eksiklikler, zorluklar) karşısında kralların bile kıskanacağı o huzuru duyabiliyor muyuz? Yoksa gözümüz hâlâ başkalarının saray sofralarında mı? Unutma; rıza, elindekine 'yeter' demek değil, elindekini verene 'sen bana yetersin' demektir."



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu