Bu bir ihvanımız grubumuzda paylaştığı iki tespit birincisi Süfyan-ı Sevrî Hazretleri’nin o sarsıcı tespiti ve ikincisi müridinin "Bu çocuk benden mi böyle?" feraseti, aslında tasavvuf yolunun en temel yasasını hatırlatıyor: Kainat, kalbin aynasıdır. Dışarıdaki hırçınlık, evdeki huzursuzluk veya yoldaki engel; çoğu zaman içerideki bir kırılmanın dışa vuran gölgesidir.
Bugünün dünyasında herkesin "ârif", herkesin "mürşid" kesildiği o kalabalık gürültünün içinde, gerçek dervişliğin rotasını çizen bir yazı okuyalım ne dersiniz.
Dışarıdaki Yankı: Nefsin Aynasında Kendini Okumak
Süfyan-ı Sevrî (r.a.) buyurur ki: "Ben Allah’a isyan ettiğimde bunun etkisini bineğimin ve eşimin davranışında görürüm." Bu söz, bir şikâyet değil, bir "röntgen" okumasıdır. Bir salik için dünya, kendi iç âleminin projeksiyonudur. Eğer bugün işler ters gidiyorsa, insanlar kalbini kırıyorsa veya en yakınınız size "asî" davranıyorsa; parmağınızı başkasına uzatmadan evvel, o parmağı kalbinizin derinliklerine, kendi eksiklerinize çevirmeniz gerekir.
1. "Herkes Şeyh, Kim Derviş?"
Günümüzün en büyük manevi hastalığı, "bilgiçlik" taslamaktır. İnternetin ve bilgi bolluğunun getirdiği sahte bir tatminle, herkes başkasının eğrisini düzeltmeye çalışıyor. Oysa dergâh, başkasını terbiye etme yeri değil, kendi nefsini kurban etme yeridir.
– Kural: Salik, dergâhta (veya hayatın içinde) hiç kimseye karşı "üstünlük" iddia etmemeli.
– Sır: Başkasının hatasını gören göz, kendi hatasına kör kalmıştır. Gerçek derviş, başkasını ıslah etmeye vaktinin kalmayacağı kadar kendi yaralarıyla meşguldür.
2. Varlık İddiasından Vazgeçmek: "Hiç" Olmanın Gücü
"Ben biliyorum", "Ben yapıyorum", "Ben haklıyım" dediğimiz her an, aslında tevhid sancağının yanına kendi ego bayrağımızı dikiyoruz.
– Zayıflığı Kabul Etmek: İnsanın en güçlü olduğu an, Allah karşısındaki mutlak acziyetini ve zayıflığını kabul ettiği andır.
– Hatalı Görmek: Kendini "tamamlanmış" görenin yolu kapanmıştır. Yolda ilerlemek, her an kendini "eksik" ve "muhtaç" görmekten geçer.
3. Dile Kilit, Virde Sarılmak
Modern çağda herkes konuşuyor, ama kimse "hâl" etmiyor.
– Sükût: Dilini tutan, gönlünü dinlemeye başlar. Başkasına laf yetiştirmek, kalpteki manevi birikimi delik bir kova gibi boşaltır.
– Virdine Asılmak: Şartlar ne kadar ağırlaşırsa ağırlaşsın, dervişin kalesi virdidir. Dışarıdaki fırtına ancak kalpteki zikirle diner. Virdine asılan, kendi "fırınını" yakmış demektir; o fırın yandıkça nefsin çiğlikleri pişer, kötü huylar küle döner.
Kendi Izdırabına Bakmak
Mürşidin müridine verdiği o meşhur cevap, bugün hepimiz için geçerli: "Aferin evladım, sonunda derviş olmaya başladın!" Ne zaman ki başımıza gelen bir musibette, çevremizdeki bir kavgada veya çocuğumuzun isyanında kendi nefsimizin payını aramaya başlarız; işte o zaman dervişlik hırkasını gerçekten kuşanmış oluruz. Başkasını değil, kendini hatalı görmek; karanlığı değil, kendi içindeki mumu yakmaya çalışmaktır.
"Kusuru kendinde gören, kemâlat kapısını aralamıştır. Başkasının ayıbını örten, kendi ayıplarından kurtulmaya başlamıştır."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...