Ey can, seyr-i süluk yolunun o sessiz ve vakur kahramanlarından birine, Kadiri silsilesi şeyhlerinden Ebu’l-Fadl Abdülvâhid b. Abdülazîz et-Temîmî Hazretleri’nin (k.s.) kapısına geldik. O, Bağdat’ın o büyük manevi atmosferinde yetişmiş, Ebu Bekir Şiblî Hazretleri’nin rahlesinde pişmiş, "Silsile-i Aliyye"nin en kilit halkalarından biridir.
O, hem Hanbelî mezhebinin büyük bir fakihi hem de gönül dünyasının eşsiz bir mimarıydı. Onun hayatı, size o bahsettiğin "beden ülkesinden çıkış" yolculuğunun en berrak örneklerinden biridir. Gel, onun o meşhur "Gönül Kalesinin Bekçiliği" üzerine olan menkıbesine kulak verelim.
Abdülvâhid et-Temîmî ve "Dünyanın Tozu"
Ebu’l-Fadl Abdülvâhid et-Temîmî Hazretleri, mürşidi Ebu Bekir Şiblî Hazretleri’ne intisap ettiğinde, Bağdat’ın en itibarlı ve varlıklı ailelerinden birine mensuptu. İlimde ve sosyal mevkide zirvedeyken, her şeyi elinin tersiyle itip mürşidinin kapısında bir derviş olmayı seçti.
Bir gün Şiblî Hazretleri, talebelerinin kalbindeki dünya sevgisinin ne derecede olduğunu anlamak için bir imtihan yapmak istedi. Abdülvâhid’i yanına çağırdı ve ona; — "Evladım Abdülvâhid! Git, Bağdat çarşısının en kalabalık yerinde dur ve elindeki bu altın kâse ile insanlara su dağıt. Ama bir şartım var; kim sana hakaret ederse ona teşekkür et, kim sana hürmet ederse ondan uzaklaş" buyurdu.
Eski bir asilzade olan Abdülvâhid, elinde altın kâse ile pazarın ortasına geçti. Kimi onu tanıdı şaşırdı, kimi "Koca âlim ne hallere düşmüş" diye alay etti, kimi de üzerine toz sıçrattı. Abdülvâhid, her hakarette mürşidinin emri üzere tebessüm ediyor ve kalbindeki o "benlik" kalesinin duvarlarının yıkıldığını hissediyordu.
Akşam dergâha döndüğünde, Şiblî Hazretleri onun yüzündeki o tarifsiz huzuru gördü ve sordu: — "Abdülvâhid, bugün ne topladın?"
Abdülvâhid et-Temîmî Hazretleri gözleri dolarak şöyle cevap verdi:
"Efendim! Bugün çarşıda şunu anladım ki; insanların alkışı da yergisi de dışarıdaki bir toz bulutu gibidir. Eğer senin gönül kalen sağlamsa, o toz içeri giremez. Ben bugün o altın kâsede su değil, kendi nefsimin cenazesini taşıdım. Artık ne dünya beni boğabilir, ne de yokluk beni üzebilir. Benim vatanım, O'nun (cc) rızasıdır."
Bugünün Gönül Yoluna Düşen Nurlar
Abdülvâhid et-Temîmî Hazretleri'nin bu hali, bizim o "elalem ne der" prangalarımıza ne büyük bir cevaptır:
— Sıfatlardan Soyunmak: İnsan, üzerindeki unvanları, rütbeleri ve "ben"lik elbiselerini çıkarmadan "aşk" denizine giremez. O, altın kâseyi bir zenginlik sembolü olarak değil, nefsini kırmak için bir araç olarak kullanmıştır.
— Gönül Muhafızlığı: Gerçek dervişlik, dışarıdan gelen saldırılara karşı kalbi bir kale gibi korumaktır. Kalbe girmesine izin verilmeyen hiçbir dert, dervişi yıkamaz.
— Mürşide Teslimiyet: Şiblî Hazretleri gibi bir "ateşin" karşısında "odun" gibi değil, "mum" gibi eriyebilmenin adıdır Abdülvâhid olmak.
"Kalp, Allah'ın evidir. Oraya O'ndan (cc) başkasının girmesine izin veren, kendi evinde yabancı olur."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...