KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Kehf Sûresi 1-8. Ayetlerin Tefsiri


Kehf Sûresi 1-8. Ayetlerin Tefsiri


 ﷺ


                                               بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم


Kehf Suresi Giriş

Kur'an-ı Kerim'deki sıralamaya göre 18 suredir. miun kısmı, 2.grubun 4. suresidir. 110 ayettir. Mekke'de inmiştir


Kehf Suresi, İsrâ Suresi’nin bittiği yerden, yani "Hamd" makamından bayrağı devralan, Kur'an-ı Kerim’in tam kalbinde (15. cüzün sonunda başlar) yer alan muazzam bir sığınaktır. İsrâ Suresi daha çok ruhun dikey yükselişini ve peygamberlik hakikatini işlerken, Kehf Suresi maddiyat ile maneviyatın, görünenle görünmeyenin çatıştığı bu dünyada bir "yol haritası" sunar.


1. İsmi ve Anlamı: "Sığınak"

Surenin adı olan "Kehf", dağdaki geniş mağara demektir. Bu isim, inançlarını korumak için bir mağaraya sığınan ve orada 309 yıl kalan Ashab-ı Kehf’ten gelir. Ancak surenin ruhu bize şunu fısıldar: Gerçek mağara (kehf), fitnelerle dolu bu dünyada Allah’ın rahmetine ve vahyine sığınmaktır.

2. İniş Sebebi (Nüzul Ortamı)

Mekkeli müşrikler, Peygamberimizin (sav) doğruluğunu test etmek için Yahudi alimlerinden akıl alarak üç soru sormuşlardı:

1. Mağaraya sığınan o gençler (Ashab-ı Kehf) kimdir?

2. Dünyanın doğusuna ve batısına hükmeden o büyük yolcu (Zülkarneyn) kimdir?

3. "Ruh" nedir? (Bu soruya İsrâ 85'te cevap verilmişti).

Resulullah (sav) onlara: “Yarın sorduğunuz soruların cevabını size bildireceğim dedi. Ancak “İnşallah” demedi. Onun yanından ayrılıp gittiler. Resulullah (sav) on beş gün süreyle onlara bu konuda gelen bir vahiyden söz etmeksizin bekledi ve bu süre içerisinde Cebrail (Aleyhisselam) yanına gelmedi. Nihayet Mekke halkı yalan haberler uydurmaya başladılar ve şöyle dediler: Muhammed bize yarın bildiririm, diye söz verdi; İşte bu on beşinci günün sabahını ettik, yine de ona sorduklarımız hakkında hiçbir şey bilemedi. Nihayet Rasulullah (Sav) Vahyin gecikmesinden üzüntüye kapıldı; Mekke halkının bu tür konuşmaları ona ağır gelmeye başladı. Sonunda Cebrail (Aleyhisselam) Aziz ve Celil Allah'tan “Ashab-ı Kehf” suresini getirdi. Bu surede onların bu durumlarına üzüldüğünden dolayı ona hitap ediliyor ve bu gençlerin durumu ile dünyanın doğusu ve batısını dolaşmış adamın durumu ile ilgili sorduklarının cevabını getiriyordu. Yüce Allah'ın sana ruhtan soruyorlar de ki ruh Rabbimin emrindedir ayeti ile de öbür sorularının cevabını verdi. Bu sorular üzerine “Kehf Suresi inmiş ve hem bu tarihsel merakı gidermiş hem de kıyamete kadar sürecek olan "fitne-iman" dengesini kurmuştur.

Ed-Deylemi, Müsnedü’l-Firdevs’de Enes'ten o da Peygamber (sav)'den şöyle dediğini rivayet etmektedir: “Kehf Suresi beraberinde 70 bin Melek ile toptan indi.” İbn Abbas'tan gelen diğer bir rivayete göre bu sure: “Gerçekten iman edip de Salih amel işleyenlerin…”(el-Kehf, 18/107) Buyruğundan itibaren sürenin sonuna kadar olan kısmı müstesna, Mekke'de indiği rivayet edilmiştir. Bu ayetten sonraki kısım ise Medine'de inmiştir.

Bu süre Basralılara göre 111 ayet, Kufelilere göre ise 110 ayettir. Şamlılara göre 106 ayet, Hicazılara göre ise 105 ayettir.” 


3. Surenin Temel Sütunları: 4 Büyük Hikaye

Kehf Suresi, her biri farklı bir imtihan türünü temsil eden dört temel kıssa üzerine kuruludur:

Kıssa Adı

İmtihan Türü

Çözüm ve Sığınak

Ashab-ı Kehf

İnanç Fitnesi: İnancı yüzünden baskı görmek.

Salih Arkadaşlık ve Sabır.

İki Bağ Sahibi

Mal ve Mülk Fitnesi: Servetle şımarmak.

Şükür ve Mülkün Sahibini Unutmamak.

Musa ve Hızır

İlim Fitnesi: "En iyi ben bilirim" demek.

Tevazu ve Olayların Batıni (İç) Yüzü.

Zülkarneyn

Güç ve İktidar Fitnesi: Büyük bir güce sahip olmak.

Adalet ve Allah’a Güven.


4. Hadislerde Kehf Suresi: "Deccal'den Korunma"

Peygamber Efendimiz (sav), bu surenin özellikle Cuma günleri okunmasını tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur:

"Kim Kehf Suresinin başından (veya sonundan) on ayet ezberlerse, Deccal’in fitnesinden korunur."

Bunun hikmeti şudur: Deccal sistemi; maddeyi ilahlaştıran, görünen dünyaya hapsolmuş, maneviyatı inkar eden bir fitnedir. Kehf Suresi ise bize eşyanın arkasındaki ilahi iradeyi (Hızır kıssası gibi) göstererek bu maddeci fitneye karşı zırh olur.

Yine İmam Ahmet rivayet ediyor… Sehl b. Muaz b. Enes el-Cuheni'nin, babasından rivayetine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Kehf suresinin başını ve sonunu kim okursa, bu tepesinden tırnağına kadar onun için bir nur; Kim de tümünü okursa bu sema ile arz arasında onun için bir nur olur.”

Cuma günü Kehf suresinin okunması halinde çeşitli rivayetlerde kişinin elde edeceği nur'la ilgili bilgi verilmektedir. Bir rivayette ayakların altından göklerin tepesine kadar nur yükselir ve bu nur kıyamet günü önünü aydınlatır ve iki cuma arasında işlenecek küçük günahlara mağfiret olur. Yine beyt-i Atik arasındaki mesafede aydınlatan bir nur olur. Cuma günü yine kehf suresini okuyanlara kendisi ile iki cuma arasında nurdan aydınlık verilir. Yine bu süreyi cuma günü okuyanlar 8 güne kadar her türlü fitneden korunur rivayetleri bulunmaktadır. (İbni Kesir.)


5. Başlangıçtaki "Hamd" ve "Kitap" Vurgusu

Sure, tıpkı Fatiha, En'am, Sebe ve Fatır sureleri gibi "Elhamdülillâh" ile başlar.

– Eğriliksiz Kitap: İlk ayetlerde Kur’an’ın "dosdoğru" (kayyim) olduğu ve onda hiçbir "eğrilik" bulunmadığı vurgulanır.

– Dünya Süsü: 7. ayette yeryüzündeki her şeyin bir "süs" olduğu, hangimizin daha güzel işler yapacağımızı denemek için yaratıldığı söylenir. Bu, surenin dünya hayatına bakış açısını belirler.


Tefekkür Başlangıcı

Kehf Suresi bir "Bakış acısını tazeleme" suresidir. Bize şunu öğretir: Gördüğün her şey göründüğü gibi olmayabilir. Gemi deliniyorsa bir hikmeti, çocuk ölüyor bir sebebi, duvar örülüyorsa bir geleceği vardır. Eğer İsrâ Suresi ile "Makam-ı Mahmud"a niyet ettiysek, Kehf Suresi ile bu dünyanın karmaşasında nasıl "doğru istikamette" kalacağımızı öğreneceğiz.


Kehf Suresi Mukaddimesi (1-8. Ayetler)



اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ عَلٰى عَبْدِهِ الْكِتَابَ وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًاۜ


Elhamdu li(A)llâhi-lleżî enzele ‘alâ ‘abdihi-lkitâbe velem yec’al lehu ‘ivecâ(n)


1- “Hamd, O Allah'a ki, kuluna kitabı indirdi ve onda hiçbir eğrilik koymadı.”

Kur'an-ı Kerim'de beş sure "Elhamdülillâh" ile başlar demiş idik bu surede bunlardan biridir. Kehf Suresinde bu ifade, mülkün ve hükmün tek sahibi olan Allah'ı övmenin, dünya fitnelerine karşı ilk ve en güçlü sığınak olduğunu gösterir. 

Hz Muhammed (sav)’e Kur'an'ı indirdi manaları arasında tutarsızlık ve çelişki yoktur. Hikmetin dışında onda hiçbir şey yoktur. Onda eğrilik ve büğrülük bulunmaz. Aksine Yüce Allah onda eğrilik olmadığını belirttikten sonra bunu tekid etmek üzere dosdoğru olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü dosdoğru olduğuna tanıklık edilen nice dosdoğru görünen şey vardır ki, iyice tekik edildiği takdirde bir takım eğriliklerden kurtulamadıkları tespit edilir. 

Onun eğriliğinin bulunmaması ile diğer kitaplardan üstün olması da kastedilmiş olabilir. Onun bu üstünlüğü ise, o kitapları tasdik edici, doğruluklarına şahitlik edici, icaz ve manalarıyla onlara üstün olması bakımından olabilir. Yüce Allah bu üstün ve aziz kitabını şerefli Resulü Hz Muhammed (sav)'e indirdiğinden dolayı, kendi zatından hamd ile söz etmiştir. Çünkü kur'an-ı kerim Yüce Allah'ın yeryüzü mahluklarına ihsan etmiş olduğu en büyük nimettir. Zira bu Kur'an sayesinde onları karanlıklardan aydınlığa çıkartmıştır. 

Allah bu kitapla kullarına kendisine nasıl övgüde bulunacaklarını telkin etmiş ve öğretmiş, onlar üzerindeki en büyük nimeti karşılığında ona nasıl hamd etmeleri gerektiğini göstermiş oluyor. Bu nimet de islamdır. 

Hz Muhammed (sav)’in üzerine indirmiş olduğu ve kullarının kurtuluşlarının sebebi olan bu kitaptır. O kitabını tam anlamıyla dosdoğru olmak ile nitelendirdikten sonra onda eğrilik olmadığı beyan etmekte, bu kitabın indiriliş hikmetini de bir sonraki ayette zikretmektedir. Bu da; müjdelemek ve uyarmaktır.

Kehf 1, bize "eğri bir dünyada doğru kalabilmenin yolunun, eğriliği olmayan bir Kitap'a tutunmak olduğunu" öğretir. Zihnimizdeki şüpheler, kalbimizdeki endişeler birer "eğrilik"tir. Allah, bu Kitabı indirerek bizim iç dünyamızdaki eğrilikleri düzeltmeyi murat eder. 

Ayet şunu fısıldar: "Eğer hayatın karmaşasından yorulduysan, 'Hamd' ile söze başla. Seni en iyi tanıyanın, senin için indirdiği bu 'eğriliksiz' rehbere sığın. Unutma; yolun kendisi doğruysa, senin yalpalaman seni yoldan çıkarmaz; yeter ki o 'Kayyim' (dosdoğru) olan rehberi elinden bırakma."


قَيِّمًا لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَد۪يدًا مِنْ لَدُنْهُ وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِن۪ينَ الَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْرًا حَسَنًاۙ


Kayyimen liyunżira be/sen şedîden min ledunhu veyubeşşira-lmu/minîne-lleżîne ya’melûne-ssâlihâti enne lehum ecran hasenâ(n)


2- “Dosdoğru bir kitaptır O. Kendi katından şiddetli bir baskını haber vermek ve salih amel işleyen müminlere, onlar için güzel bir mükafat olduğunu müjdelemek için.”

Kendi katından gelecek olan şiddetli baskın sıradan bir korkutma değil; Allah'ın koyduğu dengeyi bozanların, O'nun katındaki "şiddetli karşılık" (bas) ile yüzleşeceklerini hatırlatır. Azabı kafirlere haber vermektedir. Salih amel işleyen müminlere de Allah katında güzel bir ecir olan cennet olduğunu müjdelemektedir.

Allah bu kuranı kerim ile ona aykırı hareket edenleri, onu yalanlayanları dünya hayatında ve ahiret hayatında ceza ile tehdit etmiştir. Kendi katından gelecek ve hiçbir kimsenin benzerini yapamadığı bir azap ile hiçbir kimsenin kendisi gibi sıkı sıkıya bağlanamadığı bir şekilde bağlanmakla tehdit etmekte ve bu kur'an-ı kerim'e iman ve onun gösterdiği doğrultuda salih amel işleyenlere ve mükafat olarak cenneti müjdelemektedir. 

Kehf 2, bize "iyiliğin sadece niyetle değil, emekle (salih amelle) kazanılacağını" öğretir. Allah’ın kitabı "Kayyim"dir; yani o sapasağlam durmaktadır, asıl mesele bizim o sağlamlığa ne kadar tutunduğumuzdur. 

Ayet şunu fısıldar: "Eğer hayatında savruluyorsan, omurganı bu Kitap'a yasla. Korkuların seni uyandırmalı (inzâr), ümitlerin ise seni harekete geçirmeli (tebşîr). Güzel bir sonuç (ecran hasenâ) istiyorsan, elindeki işi 'güzel' yapmalısın. Unutma; dosdoğru olanın ödülü de dosdoğrudur."


مَاكِث۪ينَ ف۪يهِ اَبَدًاۙ


Mâkiśîne fîhi ebedâ(n)


3- “Orada temelli kalacaklardır;”

“Orada” Kazandıkları sevaplarla kendilerine vaad edilen cennette “temelli  kalacaklardır.” Ebediyen zeval ve kesinti bulması söz konusu olmaksızın bu mükafatlar içerisinde bulunacaklardır.

Kehf 3, bize "yatırımı geçici olana değil, ebedi olana yapmamız gerektiğini" öğretir. İnsanın dünyadaki tüm çabası aslında bir parça "kalıcılık" yakalamak içindir; kalıcı eserler bırakmak, kalıcı isimler yapmak... Oysa gerçek kalıcılık sadece Allah’ın yanındakidir. 

Ayet şunu fısıldar: "Kısa bir ömürde yapacağın 'güzel işler' (salih ameller), sana sonu gelmeyen bir krallık kazandıracak. Bir sığınağa (kehf) ihtiyacın varsa, sonu olan duvarlara değil, sonu olmayan bu vaade sığın. Unutma; ebedi olanın yanında, geçici olanın derdi çekilmeye değerdir."



وَيُنْذِرَ الَّذ۪ينَ قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَدًاۗ


Veyunżira-lleżîne kâlû-tteḣaża(A)llâhu veledâ(n)


4- “Ve: “Allah çocuk edindi” diyenleri uyarmak için.”

Meleklerin Allah’ın kızları olduğunu söyleyen Arap müşrikler, Hristiyanlar ve buna benzer diğer zihniyete sahip olanları bu uyarı kapsar.

Kehf 4, bize "Allah’ı O’nun kendisini tanıttığı gibi tanımanın en büyük güvenlik olduğunu" öğretir. Kendi hayal dünyamızda kurguladığımız veya geleneklerden devraldığımız yanlış "Tanrı" modelleri, bizi hakikatten uzaklaştıran en büyük perdelerdir. 

Ayet şunu fısıldar: "Allah'ın bir çocuğa, bir yardımcıya veya bir ortağa ihtiyacı olduğunu düşünmek, O'nu küçültmez ama senin O'na olan güvenini sarsar. O'na muhtaç olan sensin, O kimseye muhtaç değildir. Bu Kitap, senin zihnindeki bu 'eğriliği' düzeltmek için indi. Unutma; yanlış bir ilah tasavvuru ile doğru bir hayat yaşanamaz."


مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِبًا


Mâ lehum bihi min ‘ilmin velâ li-âbâ-ihim(c) keburat kelimeten taḣrucu min efvâhihim(c) in yekûlûne illâ keżibâ(n)


5- “Ne onların, ne de babalarının buna dair bir bilgileri vardır. O ağızlarından çıkan ne büyük bir sözdür! Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler.”

Meleklerin Allah'ın kızları olduğunu söyleyen Arap müşrikler, Hristiyanlar ve buna benzer diğerlerinin, Uydurdukları ve iftira olarak söyledikleri bu sözün gerçeğini bilmemektedirler. Bu konuda taklid edip peşlerinden gittikleri geçmişleri de bu konuda birşey biliyor değillerdi. Onların Allah'ın çocuk edinmesini ileri sürmeleri, bu konudaki bilgilerinden kaynaklanmıyor; bu aşırı bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Bir şeyin bilinmemesi ise, ya onu bilmeyi sağlayacak bilgiyi bilmemektendir. Yahut da haddizatında bilinmesinin imkansız olmasından dolayıdır. Allah'ın çocuk edinmesi ise, imkânsızdır ve aklen böyle bir sonuca ulaşmak da kesinlikle mümkün değildir.

O ağızlarından çıkan ne kadar çirkin ve dehşet verici bir sözdür bu!? Onların bu sözlerinin ve iftiralarının ne kadar çirkin ve büyük olduğunu ortaya koymaktadır bu buyruk. Çünkü onlar böyle bir söz söylemek ve böyle bir sözù ağızlarına almak cesaretini göstermişlerdir.

Şeytanın, insanın kalbine vesvese olarak bıraktığı nice münker vardır ki, insanlar bunu söylemek cesaretini gösteremezler, Kendilerini tutar, böyle birşey söylemezler, böyle bir münker nasıl olur da söylenebilir? Kullanılan ifadeler böyle bir sözün onların uydurup iftira ettiklerinin dışında, bir dayanağının olmadığını, yalan ve iftiralarının dışında bu sözlerine bir delil olmadığını ifāde etmektedir. Bu bakımdan yüce Allah: "Onlar yalnız ve yalnız yalan söylerler." Söyledikleri katıksız bir yalandır başka bir şey değildir; diye buyurmuştur. 

Kehf 5, bize "söylediğimiz kelimelerin bir ağırlığı olduğunu" öğretir. Bilgiye dayanmayan her iddia, bizi hakikatten koparan bir uçuruma sürükler. 

Ayet şunu fısıldar: "Sadece başkalarından duyduğun için bir şeye inanma veya onu savunma. Atalarının bilgisi senin için bir delil olamaz. Allah hakkında konuşurken, ağzından çıkanın ne kadar 'büyük' bir sonuç doğuracağını düşün. 1. ayetteki 'eğriliksiz kitap' senin elindeyken, yalanın peşinden gitme. Unutma; yanlış bir bilgiyle kurulan bir dünya, bir yalanın üzerine inşa edilmiş bir saray gibidir; ilk rüzgarda yıkılır."


فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪يثِ اَسَفًا


Fele’alleke bâḣi’un nefseke ‘alâ âśârihim in lem yu/minû bihâżâ-lhadîśi esefâ(n)


6- “Demek bu söze inanmazlarsa onların ardından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin.”

“Demek ki bu söze” Yani Kur'an-ı Kerim'e "inanmazlarsa onların ardından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin'" öldüreceksin. Kafirlerin arkalarından nerdeyse bu noktaya geleceksin. Bu buyrukta yüce Allah kendisini ve ona iman etmeyip yüz çevirip gittikleri zamanki halini, Peygamber (s.a)'in çekip gitmelerinden dolayı üzülmesini, bir kişinin çok sevdiği sohbet arkadaşından ayrılmasına benzetmektedir. Bu kişiden ayrıldıktan sonra hasretler koparır ve yalnız kaldı diye, onlardan ayrıldığı için kendisini telef eder.

Ayet-i kerimede sözü geçen “esef" aşırı üzüntü ve kızgınlıktır. Manâsı şudur: Onlar çekip gitti diye kederden kendini helâk etme. Aksine Allah'ın risâletini onlara tebliğ et! Hidayet bulan kendisi için hidâyet bulmuş olur, sapan da kendi aleyhine sapmış olur. Arkasından yüce Allah şunu bildirmektedir: Bu dünya hayatını fani ve geçici bir süs ile süslemiştir. Bu dünya hayatı bir imtihan yurdudur, sürekli kalınacak yurt değildir. İşte bunu dile getirmek üzere şöyle buyurmaktadır:

Kehf 6, bize "iyiliği emretmenin bir görev değil, bir dert olduğunu" öğretir. Eğer başkalarının yanlış yolda olması senin uykularını kaçırmıyorsa, Peygamberî ahlaktan bir parça eksiktir. 

Ancak ayet aynı zamanda şunu da fısıldar: "Dünyayı sen kurtarmayacaksın. Senin görevin sadece 2. ayetteki gibi “uyarmak ve müjdelemektir”. Kalplerin anahtarı sende değil. Başkalarının tercihi yüzünden kendi ruhunu karanlığa gömme. Unutma; 1. ayetteki 'eğriliksiz kitabın' sahibi olan Allah, senin bu samimiyetini görüyor ama senden imkansızı istemiyor."


اِنَّا جَعَلْنَا مَا عَلَى الْاَرْضِ ز۪ينَةً لَهَا لِنَبْلُوَهُمْ اَيُّهُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا


İnnâ ce’alnâ mâ ‘alâ-l-ardi zîneten lehâ linebluvehum eyyuhum ahsenu ‘amelâ(n)


7- “Yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet kıldık. İnsanlardan hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim diye.”

“Yeryüzündeki” aldatıcı süsler, güzel şeyler ve zevk verici "şeyleri ona bir zinet kıldık. İnsanlardan hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim diye." Bununla onları imtihan etmek için böyle yaptık. Bu imtihanda başarı sağlayanlar, ameli güzel olanlar, dökülenler ise ameli kötü olanlardır. Daha sonra Allah (c.c) bu dünyanın, fani ve boş olduğunu, bitip tükeneceğini ve harap olacağını belirtmektedir ki, ona meyletme arzusunu kırsın ve dünya sebebiyle imtihanı kaybetmekten uzaklaştırsın. 

Ebu Said el-Hudrî, Resulullah (s.a.v.)den şu Hadis-i Şerifi rivayet etmektedir. Ebû Saîd (R.a) diyor ki:


"Bir gün Resuluîlah (s.a.v.) bize ikindi namazını kıldırdı. Ondan sonra bir hutbe irad etti. Kıyamete kadar meydana gelecek hiçbir şey bırakmayıp anlattı. Onlardan bir kısmını hatırında tutan tuttu bir kısmı da unuttu. O hutbesinde zikrettiği şeylerden bazıları da şunlardı. "Şüphesiz ki dünya tatlıdır, yeşildir. Allah sizleri oraya yerleştirmiş ve ne yaptığınıza bakmaktadır. Dikkatli olun, dünyadan sakının, kadınlardan sakının…” 

Kehf 7, bize "vitrine değil, içeriğe odaklanmamız gerektiğini" öğretir. Dünya hayatı, bir tiyatro sahnesi gibidir; dekorlar ne kadar ihtişamlı olursa olsun, önemli olan oyuncunun sergilediği performansın kalitesidir. 

Ayet şunu fısıldar: "Etrafındaki parıltılara aldanıp 6. ayetteki gibi kendini helak etme. Bu dünya senin yerleşeceğin bir yurt değil, kaliteni kanıtlayacağın bir imtihan salonudur. İşini en güzel (ahsen) şekilde yap; çünkü dekorlar birazdan toplanacak ama senin 'güzel amelin' sonsuza dek seninle kalacak. Unutma; süse takılan yolda kalır, amele odaklanan menzile varır."


وَاِنَّا لَجَاعِلُونَ مَا عَلَيْهَا صَع۪يدًا جُرُزًاۜ


Ve-innâ lecâ’ilûne mâ ‘aleyhâ sa’îden curuzâ(n)


8- “Şüphesiz ki Biz yeryüzünde onları kupkuru bir toprak haline getireceğiz.”

"Şüphesiz ki biz yeryüzünün Canlılarını öldürmek, bitki, ağaç ve başka şeyleri kurutmak suretiyle daha önce mamur iken, sonradan harabeye dönüştürecektir. Yani, bizler bu süslü halinden sonra dünyayı harabeye çevirecek ve tahrîb edeceğiz. Ondaki her şeyi bitkisiz ve kendisinden yararlanılamayacak dümdüz bir kayaya dönüştüreceğiz, demektir.

Nihayet dönüşünüzün bize olduğu herkes tarafından anlaşılacaktır. O halde ey Muhammed, yeryüzünün geçici nimetlerine aldananlara üzülme. Sen emrolunduğun yolda devam et.

Kehf 8, bize "sonu olan bir şeyin, üzerine hayat inşa edilecek bir temel olamayacağını" öğretir. Bugün bizi peşinden koşturan, uykularımızı kaçıran, uğruna birbirimizi kırdığımız "dünya süsleri" (makamlar, mülkler, güzellikler), aslında birer "toz bulutu" adayından başka bir şey değildir. 

Ayet şunu fısıldar: "Gözünü parıltıdan ayır ve toprağa bak. Bir gün her şey oraya dönecek. Eğer her şey 'kupkuru bir toprak' olacaksa, senin ruhunda ne kalacak? Sahne toplanmadan önce performansını en güzel hale getir; çünkü ışıklar söndüğünde elinde sadece 'ahsen amellerin' kalacak. Unutma; süse güvenen hayal kırıklığına uğrar, öze güvenen ebediyeti kazanır."


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU