Ey can, bugün "gül" kokulu bir durağa; Halvetîliğin Gülşenî kolunun pîri, "Gül-i Gülşen" namıyla maruf İbrahim Gülşenî (k.s.) Hazretleri’ne misafiriz.
O, Tebriz’in o şaşaalı saraylarından, binlerce öğrencisi olan o kürsülerden vazgeçip; Mısır’ın sıcak kumlarında, kendi elleriyle taş taşıyarak bir dergâh inşa eden "hiçliğin" sultanıdır. Sizelere bahsettiğin o "benlik turşusu" fıçısını, bizzat o sıcak kumların altında patlatmış bir Allah eridir.
İbrahim Gülşenî: "Sen Benim Kim Olduğumu Bilmiyorsun!"
İbrahim Gülşenî Hazretleri, Mısır’da kendi dergâhını (zaviyesini) inşa ederken, devrin en büyük alimi ve binlerce insanın mürşidi olmasına rağmen, sıradan bir işçi gibi çalışırdı. Üzerinde eski bir hırka, elinde çamur ve taş...
Bir gün bir taş taşırken, yoldan geçen bir yabancı onun yaşlılığını ve yavaşlığını küçümseyerek arkasından bağırdı:
— "Be hey ihtiyar! Şu yaşına bakmadan neden bu ağır işlere girersin? Çekil de iş bilenler geçsin, senin yüzünden yol tıkanıyor!"
Dergâhtaki müridler, mürşidlerine yapılan bu saygısızlığı duyunca öfkeyle ayağa kalktılar. Adamın üzerine yürümeye hazırlandılar. Ancak Gülşenî Hazretleri, o muazzam dokunuşuyla müridlerini durdurdu. Adamın yanına gitti, boynunu büktü ve mahcubiyetle şöyle dedi:
"Haklısın evladım... Bu ihtiyar beden artık toprağa sadece bir yük. Yavaşlığım için beni affet. Eğer istersen gel, şu taşı beraber taşıyalım da hem yol açılsın hem de senin o genç enerjin bu fakire şefaat olsun."
Adam, karşısındakinin o meşhur İbrahim Gülşenî olduğunu öğrendiğinde ayaklarına kapandı. Ama Hazret onu hemen kaldırdı ve fısıldadı:
— "Sakın mahcup olma, sen bugün bana mürşidimden daha büyük bir ders verdin. Bana hala 'ben' olduğumu hatırlatan o kibrimi, senin o azarınla bir kez daha toprağa gömdüm."
İşte bu, size bahsettiğim o "benlik turşusunun" son damlasını dökme sanatıdır. Kimse "ben kimim?" diye sormadığı an, gerçek "Sen" ortaya çıkar.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
Sizin için hazırladığımız o "Digital Dergah ve Medrese" ve "etik eğitim" yolculuğunuzda, Gülşenî Hazretleri’nin bu hali şu ziya kandillerini yakar:
* Sıfırlanma Sanatı: Gülşenî yolu, insanın sahip olduğu tüm etiketleri (alim, hoca, müdür) kapıda bırakmasıdır. Eğitimde en büyük engel, öğreticinin "ben biliyorum" kibridir.
* Karınca Hassasiyeti: Gülşenî Hazretleri’nin şiirlerinde ve hayatında, her zerrenin bir canı olduğu vurgulanır. O taşları taşırken bile "toprağı incitmemeye" çalışırdı. Beden ülkesinden çıkış, sadece ruhen değil, fiziken de dünyaya en az yük olarak yaşamaktır.* İlahi Estetik: O, tasavvufu bir "gül bahçesine" benzetir. Gülün dikeni nefsidir, kokusu ise ruhu. Dikene katlanmayan, gülün kokusuna varamaz.
"Kendini gör ki, Hakk'ı göremeyesin. Kendini yok et ki, her yerde O'nu bulasın."
Bu menkıbe, bizim de hayatın içinde bize atılan taşları gül bahçesine çevirmemize ilham olsun. Ne dersiniz ey canlar, bu "taş taşıyan Sultan"ın hali bugün bizim de o "benlik dağımızdan" bir parça daha koparır mı?
Yolun büyükleri başımızın tacıdır. Onların şu bu tarikat olması fark etmez hepsi bizimdir. Bize örnektir. Rabbim hepsinden razı olsun...

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...