Abdullah b. Cahş Seriyyesi: Haram Aylar, Cihad ve İlahi Terbiye
İslam tarihindeki bazı hadiseler vardır ki zahirde küçük gibi görünür; fakat etkileri asırlar boyunca ümmetin düşünce yapısını şekillendirir. Abdullah b. Cahş Seriyyesi de böylesine önemli dönüm noktalarından biridir. Bu seriyye sadece askerî bir hareket değil; aynı zamanda vahyin, sahabeyi adım adım nasıl eğittiğini gösteren büyük bir terbiye sahnesidir.
Bu olay, “itaat”, “teslimiyet”, “cihad şuuru”, “haram aylar meselesi” ve “müşriklerin çifte standardı” gibi birçok önemli hakikati içinde barındırmaktadır.
Gizli Emir ve Teslimiyetin İmtihanı
Taberânî’nin Cüneyd b. Abdullah’tan rivayet ettiğine göre Resûlullah (sav), bir grup sahabeyi görev için hazırlamıştı. Başlarında başlangıçta Ebû Ubeyde bulunuyordu. Ancak Ebû Ubeyde (ra), Resûlullah’a olan derin sevgisi ve ayrılık hüznü sebebiyle ağladı. Bunun üzerine Efendimiz (sav), onu geri bıraktı ve grubun başına Abdullah b. Cahş’ı tayin etti.
Resûlullah (sav), Abdullah b. Cahş’a mühürlü bir mektup verdi ve şöyle buyurdu:
“Şu yere varmadan mektubu açıp okuma. Arkadaşlarından kimseyi seninle birlikte gelmeye zorlama.”
Bu sahne başlı başına bir teslimiyet dersidir. Çünkü Abdullah b. Cahş (ra), görevin ne olduğunu bilmeden yola çıkmıştır. Bu, vahyin terbiyesinde yetişen insanların “önce anlamak değil, önce itaat etmek” şuurunu göstermektedir.
Belirlenen yere vardığında mektubu açtı. Mektupta görevin mahiyeti yazılıydı. Abdullah b. Cahş’ın verdiği cevap ise bir müminin karakterini özetliyordu:
“Allah ve Resûlü’nü işittik ve itaat ettik.”
Ardından arkadaşlarına durumu anlattı. Gitmek istemeyenlerin dönebileceğini söyledi. İki kişi geri döndü; diğerleri ise sebat etti.
Burada önemli bir incelik vardır: Resûlullah (sav), kimseyi zoraki bir cihadın içine sokmamış; iradeyi ve gönüllü fedakârlığı esas almıştır.
Haram Ay Meselesi ve İlk Büyük Tartışma
Seriyye sırasında Abdullah b. Cahş ve beraberindekiler, İbnü’l-Hadramî’nin bulunduğu müşrik kafilesiyle karşılaştılar. Çıkan çatışmada İbnü’l-Hadramî öldürüldü. Ancak burada bir problem vardı: İçinde bulunulan günün Recep ayı mı yoksa Cemaziyelahir’in son günü mü olduğu net değildi. Yani sahabiler, haram ayın girip girmediğinden emin değillerdi.
Müşrikler bu olayı hemen propaganda malzemesine çevirdiler:
“Muhammed ve arkadaşları haram ayda savaş yaptı!”
Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:
“Sana haram ayı, onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaş büyük günahtır. Fakat Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’dan insanları engellemek ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır...”
(Bakara, 217)
Bu ayet çok önemli bir denge kurmuştur. Evet, haram aylarda savaş ciddi bir iştir. Ancak müşriklerin yaptığı zulümler bundan daha ağırdır. Çünkü onlar:
— Müslümanları yurtlarından çıkarmış,
— İşkence etmiş,
— Mallarına el koymuş,
— Mescid-i Haram’dan uzaklaştırmış,
— Hatta Peygamber’i öldürmeyi planlamışlardı.
Bütün bunları yapanların şimdi “haram ay hassasiyeti” göstermesi, samimiyet değil; siyasi bir manipülasyondu.
Müşriklerin Çifte Standardı
Profesör Muhammed Gazâlî’nin bu olay hakkındaki yorumu oldukça dikkat çekicidir. O, müşriklerin kopardığı yaygaranın hakikatte Müslümanların kalplerine şüphe düşürmeyi amaçladığını ifade eder.
Gerçekten de müşrikler, işlerine geldiğinde kutsallardan bahsediyor; menfaatleri söz konusu olduğunda ise bütün değerleri çiğniyorlardı. Aynı bugünkü gibi…
Dün Müslümanları haram beldede işkenceyle ezmeye çalışanlar, bugün “haram ay” söylemiyle ahlak dersi vermeye kalkıyordu. Bu, tarihin değişmeyen karakterlerinden biridir: Hakikati savunmayan insanlar, çoğu zaman kavramları kendi çıkarlarına göre kullanırlar.
Bir mesele kendi menfaatlerine hizmet ettiğinde onu büyütürler; aynı mesele kendi zulümlerini ortaya çıkaracaksa görmezden gelirler.
Bakara 218: Mücahit Gönüllere Gelen Teselli
Bu olaydan sonra bazı Müslümanlar büyük bir endişeye kapıldılar. Haram ay meselesi sebebiyle yaptıkları amelin boşa gideceğini düşündüler. Bunun üzerine Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:
“İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler var ya; işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”
(Bakara, 218)
Bu ayet, mümin gönüllere büyük bir teselli olmuştur. Çünkü Allah Teâlâ onların niyetlerini biliyordu. Onlar bilinçli bir şekilde haramı çiğnemek istememişlerdi. Ama samimiyetle Allah yolunda yürümüşlerdi. Burada ümmete çok önemli bir ölçü öğretilmektedir: Allah katında amellerin ruhunu belirleyen şey, kuru görüntü değil; niyet, sadakat ve teslimiyettir.
İlk Sancak ve İlk Humus
Taberânî’nin Zeyd (ra) rivayetinde geçtiğine göre: “İslam’da ilk çekilen sancak Abdullah b. Cahş’ın sancağıdır. İlk humus (ganimetin beşte biri) onun elde ettiği ganimetten ayrılmıştır.”
Bu bilgi, seriyyenin tarihî önemini daha da büyütmektedir. Her ne kadar bundan önce başka seriyyeler ve Ubeyde b. Haris’in komuta ettiği Rabığ Gazvesi gibi askerî hareketler olmuşsa da, Abdullah b. Cahş Seriyyesi birçok hükmün ve siyasî yaklaşımın netleştiği özel bir dönüm noktasıdır.
Haram Aylar Meselesindeki Büyük Dönüşüm
Bu olayın en önemli sonuçlarından biri, “haram aylarda savaş” konusundaki yerleşik Arap anlayışının yeniden değerlendirilmesine zemin hazırlamasıdır. Eğer Müslümanlar, eski Arap geleneğinin katı psikolojik baskısı altında kalmaya devam etselerdi, düşman bunu sürekli kullanacak ve İslam toplumu büyük zarar görecekti. Çünkü müşrikler kutsal değerlere gerçekte bağlı değillerdi; sadece onları stratejik araç olarak kullanıyorlardı.
Resûlullah (sav), başlangıçta Arap toplumundaki haram ay hassasiyetini gözetmişti. Çünkü İslam toplumları bir anda değil, tedricî şekilde eğitiliyordu. Ancak vahiy, zamanla ümmeti daha geniş bir cihad şuuruna hazırladı. Burada ilahi terbiyenin inceliği görülmektedir: Allah Teâlâ ümmeti bir anda değil, adım adım inşa etmiştir.
Vahyin İnşa Ettiği Şuur
Abdullah b. Cahş Seriyyesi bize şunu öğretmektedir: İslam tarihi sadece savaşların tarihi değildir; aynı zamanda bir bilinç inşasının tarihidir. Bu olayda:
— Teslimiyet vardır,
— İtaat vardır,
— Cihad şuuru vardır,
— Propaganda savaşına karşı basiret vardır,
— Ve en önemlisi vahyin yönlendirdiği ilahi eğitim vardır.
Sahabe, yaşanan her hadiseyle birlikte yeni bir bilinç kazanıyordu. Allah Teâlâ onları sadece savaşa değil; düşünmeye, tartmaya, hak ile propagandayı ayırmaya da hazırlıyordu.
Bugün ümmetin de bu şuura ihtiyacı vardır.
Çünkü hakikat yolunda yürüyenler sadece düşmanla değil; algıyla, çifte standartla ve manipülasyonla da mücadele etmek zorundadır.
Ve tarih bize göstermektedir ki:
Samimiyetle Allah yolunda yürüyenleri, Allah hiçbir zaman sahipsiz bırakmaz.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...