Bugün, modern dünyanın "konfor" olarak sunduğu kafeslerin ötesine geçelim. Her an daha fazlasını arzulayan, rahatına düşkün ruhumuzu, "dünya bir yolcunun gölgelenmek için altına sığındığı bir ağaç altıdır" diyen o kutlu nebinin terbiyesiyle terbiye edelim.
Bugünün güzelliği: "Sadeleşmek: İnsanın Aslî Vatanına Dönüşü."
"Konforun Azlığı, Maneviyatın Çokluğu"
Günlük Sahne: "Daha Fazlası" Hırsı Bugün, evimizi, hayatımızı ve zihnimizi eşyalarla, teknolojiyle ve bitmek bilmeyen "ihtiyaçlarla" doldurduk. Öyle ki, huzuru "daha yumuşak bir yatakta", "daha lüks bir eşyada" ya da "daha konforlu bir yaşamda" bulacağımızı sanıyoruz. Oysa konfor arttıkça, ruhumuzun derinliklerine inme iştahımız azalıyor. Hz. Ömer (ra) gibi, bir anlık gafletle "Dünya nimetleri neden bizim de elimizde değil?" diye sormaya başladığımızda, aslında kendi huzurumuzun temeline dinamit koyduğumuzu fark edemiyoruz. Peki, o hasırın izlerini vücudunda bir nişan gibi taşıyan Hz. Peygamber (sav), bize dünyanın gerçek değerini nasıl öğretiyordu?
Asr-ı Saadet’ten Kesit: "Dünya Onların, Ahiret Bizim Olsun" Hz. Ömer (ra) o kutlu odaya girdiğinde, gördüğü manzara karşısında sarsılmıştı. Bir yanda Bizans’ın ve İran’ın şatafatı, diğer yanda Allah’ın Resulü’nün o sade, o çıplak hasır üzerindeki huzuru... Hz. Ömer’in yüreği dayanamadı; "Ya Resulallah, onlar bolluk içinde yüzerken sen neden bu haldesin?" diye sordu. O (sav), doğruldu ve o sarsıcı hakikati zihnimize kazıdı:
"Ey Ömer! Şüphen mi var? Onların o lüks hayatı dünyada onlara verilmiştir. Bizim için ise ahiret hayatı daha hayırlıdır."
Biri de: “Odanızda peygamberin döşeği nasıldı diye Hz. Hafsa'dan sormuştu. Buyurdu ki: “Yüzlerini değiştirerek Peygamberimizin altına serdiğim bir kilimden ibaretti. Bir gün onu dörde katlayarak serersem biraz daha yumuşak olacağını düşündüm. Nitekim öyle yaptım. Resulullah, sabah olunca, gece ne sermiştin diye sordu. Her zaman serdiğim kilimi, ancak dörde katlamıştım deyince peygamberimiz: “Onu daha önce serdiğin gibi ser. Yumuşaklığı gece kalkmaya mani oluyor” buyuran bir Peygamber... O, konforu bir "engel", sadeliği ise "yükselişin merdiveni" olarak görüyordu.
Hissedilecek Hikmet: "Sadeleşmek, Özgürleşmektir" Bu tablodaki hikmet şudur: İnsan, sahip olduğu eşyalarla değil, eşyanın ona sahip olmamasıyla değer kazanır. Modern dünyada "rahatlık" diye bize sunulan şey, aslında uyanık kalmamızı sağlayan o manevi dirilişi körelten bir uyuşturucudur. Efendimiz (sav), dünyayı bir amaç değil, bir "araç" kıldığı için o hasırın izlerini bir şeref nişanı gibi taşıyordu.
Bugün hayatımıza bu ahlakı; evimizdeki fazlalıklardan arınarak, "daha iyisi olsun" hırsı yerine "daha sade olsun, kalbim ferahlasın" diyerek, konforumuz arttıkça gafletimizin artacağını hatırlayarak taşıyabiliriz. Unutmayalım ki, gece yumuşak bir yatakta derin uykulara dalmak değil; o hasırın izini gönlünde hissederek uyanık ve diri kalabilmek, asıl huzurdur.
Sizin hayatınızda, daha sade ve az eşyalı bir ortamda bulunduğunuzda, ruhunuzun daha ferahladığını veya o anki ibadetinizin/tefekkürünüzün daha derinleştiğini hissettiğiniz bir an oldu mu?

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...