KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Muharrem Ayında Sahabeye Beddua

Ehl-i Sünnet Âlimlerinin Bu Konudaki Duruşu

Ehl-i sünnet âlimleri, sahabe arasında meydana gelen ihtilaflar konusunda daima ihtiyatlı bir dil kullanmışlardır. Çünkü onlar, Kur'an'ın övdüğü ve Allah Resûlü'nün terbiyesinde yetişen neslin faziletini kabul etmekle birlikte, yaşanan hadiselerin de bir fitne dönemi olduğunu belirtmişlerdir.

İmam Tahâvî, Ehl-i sünnet inancını özetlediği eserinde şöyle der: "Sahabenin hiçbirini aşırı sevgiyle yüceltmeyiz; hiçbirinden de uzaklaşmayız. Onlara buğz edenlerden ve onları hayırla anmayanlardan hoşlanmayız. Onları ancak hayırla anarız."

Bu yaklaşım, Ehl-i sünnetin sahabe hakkındaki temel ölçüsünü ortaya koymaktadır. Müslüman, sahabeyi ilahlaştırmaz; fakat onları diline dolayarak hedef hâline de getirmez.

İmam Gazâlî ise sahabe arasındaki ihtilafları konu edinmenin çoğu zaman faydadan çok zarar getireceğini belirtmiş ve müminin dilini korumasını tavsiye etmiştir. Çünkü kişi, hakikatin bütün yönlerini bilmeden konuştuğunda farkında olmadan Allah'ın razı olduğu kullardan birine dil uzatabilir.

Şeyhülislam İbn Teymiyye de sahabe arasındaki olayları değerlendirirken onların faziletlerini ve İslam'a yaptıkları hizmetleri göz önünde bulundurmak gerektiğini ifade eder. Ona göre sahabeler hata edebilirler; ancak onların hataları, imanlarını, faziletlerini ve İslam'a yaptıkları büyük hizmetleri yok saymayı gerektirmez.

Bu sebeple Ehl-i sünnetin yolu; ne kutsallaştırıcı bir taassup ne de düşmanlık ve lanetleme yoludur. Orta yol; sevgide, adalette ve edeptedir.

Kerbelâ'dan Kin Değil İbret Çıkarmak

Kerbelâ hadisesi ümmet tarihinin en büyük acılarından biridir. Hz. Hüseyin Efendimiz ve beraberindeki mübarek insanların uğradığı zulüm hiçbir mümin tarafından hafife alınamaz. Ancak Kerbelâ'yı anmak ile Kerbelâ'yı asırlar boyunca devam edecek bir öfke ve nefret kaynağına dönüştürmek aynı şey değildir.

Ehl-i sünnet, Kerbelâ'yı bir matem kültürünün değil, bir ibret mektebinin parçası olarak görür. Bu hadise bize:

— İktidar hırsının ümmete neye mal olabileceğini,

— Fitnenin nasıl büyüdüğünü,

— Müslüman kanının ne kadar kıymetli olduğunu,

— Adaletin ve istişarenin önemini,

— Birlik ve kardeşliğin korunmasının gerekliliğini, öğretir.

Eğer Kerbelâ'dan çıkarılan sonuç, her yıl yeni Beddua seansları ve  düşmanlıklar üretmek olursa hadisenin verdiği dersler unutulmuş olur. Eğer sonuç; zulme karşı durmak, adaleti savunmak ve ümmetin bir daha benzer acılar yaşamaması için çalışmak olursa Kerbelâ doğru anlaşılmış olur. Bu Hüseyni bir duruştur. 

Müminin Dili Dua Dili Olmalıdır

Müslüman geçmişte yaşamış insanlar adına mahkeme kurmakla değil, kendi ameliyle sorumludur. Bu sebeple müminin dili lanet ve beddua dili değil; dua ve ıslah dili olmalıdır.

Bugün ümmetin karşı karşıya bulunduğu problemler, geçmişin hesaplarını yeniden açmakla çözülemez. Bilakis Müslümanların birbirlerini anlamaya, ortak değerlerde buluşmaya ve kardeşlik hukukunu güçlendirmeye ihtiyaçları vardır.

Biz Hz. Ebû Bekir'i de severiz, Hz. Ömer'i de severiz, Hz. Osman'ı da severiz, Hz. Ali'yi de severiz. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i de severiz. Ehl-i Beyt'i sevdiğimiz gibi sahabeye de hürmet ederiz. Çünkü bunların tamamı bu ümmetin ortak mirasıdır.

Hz. Hamza'nın katili olan Vahşî'nin İslam'a girdikten sonra affedilmiş olması da üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir örnektir. İslam, insanları kin ve intikam zincirine mahkûm etmek için değil; tövbe, merhamet ve hidayet kapısını açmak için gelmiştir.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Hasan hakkında: "Bu oğlum seyyiddir. Umulur ki Allah onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük topluluğun arasını düzeltecektir." buyurmuştur. Burada dikkat çekici olan husus, Resûlullah'ın her iki tarafı da "Müslüman topluluk" olarak nitelemesidir. Bu ifade, ihtilafların tekfir ve nefret diliyle değil, ümmet perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Geçmişte yaşananları Allah'ın adaletine havale eder, doğruları örnek alır, yanlışlardan ibret çıkarırız. Kalplerimizi kin ve nefretten korur, ümmetin birlik ve beraberliği için dua ederiz. Çünkü müminin vazifesi geçmişin yangınını büyütmek değil, geleceğin köprülerini kurmaktır.

"Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma." (Haşr, 59/10) Rabbim Feraset ve basiret sahibi olmayı nasip etsin…Amin

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU