“Ölüm Dediğin Ne Ki?”
Hak dostlarının büyüklerinden, gönlü marifet nuruyla aydınlanmış olan Maruf el-Kerhi Hazretleri bir gün dostlarıyla oturuyordu. Onun hâli görenleri hayrete düşürürdü.
Geceleri ibadetle geçer… Gündüzleri zikirle yaşar… Kalbi daima Rabbiyle beraber bulunurdu. Bu hâline hayran olan dostlarından biri yanına yaklaştı ve sordu:
— "Ey Maruf! Seni bu kadar ibadete sevk eden nedir?" Maruf Hazretleri sustu. Çünkü bazı soruların cevabı sözde değil, hâldedir. Fakat dostu merak etmişti. Tekrar sordu:
— "Ölümü düşünmek mi?"
Bunun üzerine Maruf Hazretleri başını kaldırdı. Bakışlarında başka âlemlerin sessizliği vardı. Ve buyurdu:
— "Ölüm dediğin ne ki?"
Bu cevap karşısında adam şaşırdı. Çünkü insanların çoğu ölüm korkusuyla ibadet eder. Fakat veliler ölümün ötesine bakarlar. Adam yeniden sordu:
— "Öyleyse kabri ve berzahı düşünmek mi?"
Maruf Hazretleri yine aynı sükûnetle cevap verdi:
— "Kabir dediğin ne ki?" Adam daha da şaşırdı. Son bir ümitle sordu:
— "Yoksa seni ibadete sevk eden cehennem korkusu veya cennet ümidi midir?"
İşte o zaman gönül sultanı konuşmaya başladı.
— "Ey dostum!"
— "Bunların hepsi nedir ki?"
— "Ölüm de..."
— "Kabir de..."
— "Cehennem de..."
— "Cennet de..."
Bir an sustu. Sonra gönülleri titreten şu hakikati söyledi:
— "Bütün bunları elinde tutan bir Zât vardır."
— "Öyle yüce, öyle azametlidir ki..."
— "Eğer O'nu gerçekten seversen, bunların hepsini unutursun." Mecliste derin bir sessizlik oldu. Çünkü artık söz korkudan değil, muhabbetten açılmıştı.
İşte Kadirî yolunun en ince sırlarından biri burada gizlidir ey can:
İbadetin başlangıcı korku olabilir. Fakat kemâli sevgidir. Çocuk ateşten korktuğu için yaklaşmaz. Ama âşık, sevdiğine yakın olmak için ateşe bile girer. Veliler Allah'a sadece cehennemden kaçmak için kulluk etmezler. Onlar Allah'ı Allah olduğu için severler.
Maruf Hazretleri sözlerine devam etti:
— "Kul ile Rabbi arasında bir marifet doğarsa..."
— "Bir tanışıklık meydana gelirse..."
— "Kalp O'nun cemaline yönelirse..."
— "Artık kişi cenneti de cehennemi de düşünmez olur."
Sonra buyurdu:
— "İş, O'nun sevgi denizinde gark olmaktır."
İşte tasavvufun özü budur. Nimetten nimeti verene geçmek… İhsandan Muhsin'e yönelmek… Cennetten Rabbin rızasına ulaşmak...
İşte Yesevî hikmeti burada gönüllere seslenir:
Ahmed Yesevi yolu der ki: "Aşk geldiğinde korkular azalır. Muhabbet arttığında hesaplar susar." Çünkü seven insan sürekli hediyeyi düşünmez. Sevgiliyi düşünür. Hak dostlarının gözyaşı da, zikri de, ibadeti de bu muhabbetten doğmuştur.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— İbadetin Mertebeleri: Kimi korkuyla, kimi ümitle, kimi de sevgiyle kulluk eder.
— Marifetin Sırrı: Allah'ı tanıdıkça kalpteki muhabbet artar.
— Hakiki Hedef: Cennet büyük nimettir; fakat Allah dostlarının asıl gayesi Allah'ın rızasıdır.
— Aşkın Makamı: Muhabbet kemale erdiğinde kul, nimetlerden çok nimet vereni arar.
"Korku insanı yola çıkarır; ümit yürütür; sevgi ise menzile ulaştırır."
Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can: Belki de kulluğun en yüksek makamı, cenneti istemekten de öte, cennetin sahibini sevebilmektir...

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...