“Titreyen Beden, Isınan Gönül”
Hak dostlarının büyüklerinden, gönül ehlinin sultanlarından Bişr el-Hâfî Hazretleri, yalnız sözle değil; hâliyle de insanlara Allah'ı hatırlatan bir veliydi.
Onun gönlü, mahlûkata karşı şefkatle doluydu. Bir gün kışın en sert zamanlarından birinde yolda yürüyordu. Soğuk iliklere kadar işliyordu. Tam o sırada yol kenarında titreyen bir fakir gördü. Üzerinde onu koruyacak doğru dürüst bir elbise yoktu. Fakir soğuktan adeta yaprak gibi sallanıyordu. Bişr Hazretleri bir an durdu. Ona baktı. Sonra hiç düşünmeden sırtındaki cübbesini çıkardı. Ve fakirin omuzlarına örttü. Fakir ısındı...
Bu kez Bişr Hazretleri üşümeye başladı. Ama gönlü öyle bir huzurla dolmuştu ki, bedeninin çektiği zahmeti hissetmiyordu. Çünkü Allah dostları, kendi rahatlarından önce başkalarının ihtiyacını düşünürler.
Sonraları kendisine sordular:
— "Ey Allah'ın sevgili kulu! Bu yüksek hâllere nasıl ulaştın?"
Bişr Hazretleri başını eğdi. Tevazu ile şöyle buyurdu:
— "Ömrüm boyunca hâlimi Allah'tan başkasına şikâyet etmedim."
— "Ve insanlardan bir şey istemedim."
İşte Kadirî yolunun ince sırlarından biri budur ey can:
Kulun kalbi önce Allah'a dayanır. İnsanlar sebep olabilir. Fakat kalbin dayanağı yalnız Allah olur.
Bir gün yanına dertli bir Müslüman geldi. Gözlerinde yorgunluk vardı. Ve şöyle dedi:
— "Efendim! Çoluk çocuğumun geçimi çok zorlaştı. Bana dua eder misiniz?" Bişr Hazretleri tebessüm etti. Sonra hikmet dolu şu cevabı verdi:
— "Kardeşim..."
— "Evde un kalmadığında..."
— "Çocukların senden bir şey istediğinde..."
— "Çaresizlik içinde Rabbine yöneldiğinde..."
— "Sen bana dua et." Adam şaşırdı. Bişr Hazretleri devam etti:
— "Çünkü o anda senin yapacağın dua, benim duamdan daha makbul olabilir." Ne büyük bir tevazu… Ne büyük bir kulluk şuuru… Veliler kendilerini insanların üstünde görmezler. Aksine, Allah katında kimin daha makbul olduğunu yalnız Allah'ın bildiğini düşünürler.
Bir gece… Bişr Hazretleri tatlı bir rüya gördü. Rüyasında Âlemlerin Efendisi'ni, Muhammed gördü. Kalbi heyecanla doldu. Resûlullah ona hitaben buyurdu:
— "Ey Bişr!"
— "Allah'ın seni neden yücelttiğini biliyor musun?" Bişr Hazretleri edeple cevap verdi:
— "Allah'ın Resûlü daha iyi bilir." Bunun üzerine Efendimiz buyurdu:
— "Sünnetime sarıldığın için..."
— "Mümin kardeşlerine nasihat ettiğin için..."
— "Ehli Beytimi sevdiğin için..."
— "Allah senin dereceni yükseltti."
İşte Yesevî hikmeti burada gönüllere seslenir:
Ahmed Yesevi yolu der ki: "Hak yolunda yükselmek isteyen önce kardeşlerinin yükünü taşımayı öğrenmelidir." Çünkü Allah katında büyüklük; çok bilinmekte değil, çok sevilmekte değil, çok konuşmakta değil, Allah'ın kullarına faydalı olabilmektedir.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— Şefkatin Bedeli: Allah dostları bazen üşürler ama başkasını üşütmezler.
— Tevekkülün Sırrı: Hâlini önce Allah'a arz eden kul, insanların kapısında zillete düşmez.
— Tevazu Makamı: Hakiki veliler kendi dualarını değil, mazlumun duasını daha değerli görürler.
— Sünnete Bağlılık: Allah'a giden yolun en güvenli rehberi Resûlullah'ın izinden yürümektir.
"Kendi sırtındaki cübbeyi vermek cömertliktir; fakat kalbindeki merhameti verebilmek veliliktir."
Bu menkıbe bize şunu fısıldıyor ey can:
Belki de Allah katında en sıcak elbise, bedenimizi değil; bir müminin üşüyen gönlünü ısıtan merhamettir...

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...