İstikamet ve İhya
Marifetullah ile Başlayan Bilinçli Müslüman Olma Yolculuğu
"Allah'a giden yol, O'nu tanımakla başlar. O'nu tanıyan, kendini tanır; kendini tanıyan ise kulluğunu yeniden keşfeder."
İçinde yaşadığımız çağ, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı; fakat bilginin hikmete, hikmetin de hayata dönüşmesinin zorlaştığı bir çağdır. Nice insan din hakkında konuşabilmekte, fakat dini yaşayabilme noktasında derin bir boşluk hissetmektedir. İnandığımız değerlerle yaşadığımız hayat arasındaki mesafe her geçen gün biraz daha açılmaktadır.
Bugün karşı karşıya bulunduğumuz en büyük problem, bilgi eksikliğinden çok istikamet eksikliğidir. Bilgiler zihnimizde durmakta; fakat kalbimize, ahlakımıza, ibadetimize ve hayatımıza yön verememektedir. Bunun neticesinde iman ile amel, ilim ile irfan, zihin ile gönül arasında görünmez kopuşlar meydana gelmektedir.
İşte bu sohbet yazıları, bu kopuşu onarmak içindir. Buradaki hedefimiz yalnızca yeni bilgiler öğrenmek değildir. Asıl hedefimiz; imanımızı tahkik derecesine ulaştırmak, ibadetlerimizi şuurla yerine getirmek, ahlakımızı Resûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) ahlakıyla güzelleştirmek ve büyüklerimizin irşadıyla nefsimizi terbiye ederek Allah'ın rızasını hayatımızın merkezine yerleştirmektir. Çünkü Müslüman olmak sadece birtakım bilgileri bilmek değil; Allah'ın razı olacağı bir şahsiyet inşa etmektir.
Bu sebeple yol haritamız üç temel üzerine kurulacaktır:
— Akaid ile sağlam bir iman inşa etmek,
— İlmihal ile ibadet ve amellerimizi doğru öğrenmek,
— Tasavvuf ve ahlak ile kalbimizi tezkiye ederek öğrendiklerimizi yaşayabilmek.
Bu üçü birbirinden ayrıldığında denge bozulur. Akaid olmadan tasavvuf sağlam bir zeminden mahrum kalır; ilmihal olmadan ibadetler şuursuz alışkanlıklara dönüşür; ahlak olmadan ise ilim insana fayda vermeyen bir yük hâline gelir.
Büyüklerimizin menkıbeleri de bu eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü menkıbe yalnızca geçmişte yaşanmış güzel hikâyeler değildir. Onlar, nefis terbiyesinin canlı örnekleri; sabrın, teslimiyetin, ihlâsın ve kulluğun hayat bulmuş hâlidir. O büyüklerin nasıl düşündüklerini, nasıl mücadele ettiklerini ve Allah'a nasıl yöneldiklerini gördükçe kendi yolumuzu daha sağlam çizebiliriz.
Bu yolculuk kısa süreli bir heyecan değil; yıllara yayılan bir inşa sürecidir. Her hafta işlenecek konular birbirini tamamlayacak; her ders bir öncekini kuvvetlendirecek; böylece zamanla sadece bilgiler değil, bir Müslüman şahsiyeti oluşacaktır.
Bu meclis bir "ben biliyorum" meclisi değildir. Bu meclis, "Biz Allah'ın daha iyi kulları nasıl olabiliriz?" sorusunun cevabını birlikte arayan kardeşlerin meclisidir.
Her dersin sonunda kendimize şu soruyu soracağız: "Bugün öğrendiğim bilgi, evimde, ailemde, ticaretimde, ibadetimde ve ümmet karşısındaki duruşumda neyi değiştirecek?" Çünkü hayatı değiştirmeyen bilgi, insanın omzundaki bir yük olmaktan öteye geçemez.
"O'na Benzer Hiçbir Şey Yoktur."
Bu uzun yolculuğun ilk adımı Allah'ı tanımaktır. Çünkü insan, Rabbini tanıdığı kadar Müslümandır. İnsanın Allah tasavvuru bozulursa ibadeti de bozulur, ahlakı da bozulur, dünyaya bakışı da bozulur. Bu sebeple ilk sorumuz şudur:
Allah'ı gerçekten nasıl tanıyoruz?
Rabbimizi tanımanın yolu O'nun bize bildirdiği isim ve sıfatlarını öğrenmekten geçer. Ehli sünnet akaidine göre Allah Teâlâ'nın zatına ait hiçbir sıfat yaratılmışlara benzemez. O vardır. Varlığı kendindendir. Başlangıcı yoktur. Sonu yoktur. Birdir. Hiçbir şeye muhtaç değildir. Ve hiçbir mahlûka benzemez. Kur'ân-ı Kerîm bu hakikati tek bir cümleyle ifade eder:
"Leyse kemislihî şey'." , "O'nun benzeri hiçbir şey yoktur." (Şûrâ, 42/11)
İşte bu hakikat, Allah'ı tanımanın temelidir. Çünkü insan zihni sürekli Allah'ı kendi tecrübeleriyle anlamaya çalışır. Sevgimizi insan sevgisine benzetiriz. Merhameti insan merhameti gibi düşünürüz. Gazabı insan öfkesi gibi tasavvur ederiz. Beklemeyi, unutmayı, yorulmayı, zamana bağlı olmayı hep insana ait ölçülerle değerlendiririz. Oysa Allah bunların tamamından münezzehtir. Bizim aklımıza gelen her tasavvur yaratılmıştır. Allah ise bütün tasavvurlarımızın ötesindedir.
İşte "Muhâlefetün li'l-havâdis" sıfatı bize bunu öğretmektedir. Allah hiçbir şeye benzemez. Hiçbir şey de O'na benzemez. Bunun yanında Rabbimizin Subûtî sıfatları O'nu bize tanıtır. O Hay'dır. Diri olandır. O Alîm'dir. Her şeyi bilir. O Semî'dir. Her şeyi işitir. O Basîr'dir. Her şeyi görür. O Kadîr'dir. Her şeye gücü yeter. O Mürîd'dir. Dilediğini diler. O Mütekellim'dir. Konuşandır. O'nun kelâmı haktır. İnsan, bu sıfatları sadece ezberlemek için değil; hayatını bu hakikatlerin gölgesinde yaşamak için öğrenmelidir.
Bir musibet geldiğinde "Allah her şeyi bilmektedir." diyebilmek… Bir çıkmaza düştüğünde "Allah'ın kudreti her şeye yeter." diyebilmek… Kimsenin görmediği bir yerde "Allah beni görüyor." şuuruyla hareket edebilmek… İşte marifetullahın kalpteki meyvesi budur.
Büyük velilerden İbrahim bin Edhem Hazretleri'ne bir gün: "Allah nerededir?" diye sorulduğunda şöyle buyurduğu rivayet edilir: "Sen O'nu hayalinle arıyorsun. O ise hayal ettiğin her şeyin ötesindedir." Bu söz, insanın aczini öğretmektedir. Kul kendi küçüklüğünü ne kadar idrak ederse Allah'ın büyüklüğünü o kadar hisseder. Kendi fakrını bilen, Rabbinin zenginliğini tanır. Kendi aczini bilen, Rabbinin kudretini tanır. Kendi faniliğini bilen, Rabbinin bekasını tanır. Marifetullah işte burada başlar. Allah'ı tanıdıkça insan kendini tanır. Kendini tanıdıkça Rabbine yaklaşır. Rabbine yaklaştıkça da dünya gözünde küçülür, ahiret büyür. Bu sebeple bu hafta kendimize küçük ama önemli bir hedef belirleyelim. Hayatımız boyunca defalarca söyleyeceğimiz bir cümleyi bu hafta bilinçle tekrar edelim: Bir olayla karşılaştığımızda; "Allah görüyor." Bir sıkıntıyla karşılaştığımızda; "Allah biliyor." Bir çıkmaza düştüğümüzde; "Allah'ın kudreti her şeye yeter." Bir nimete kavuştuğumuzda; "Bu Allah'ın lütfudur." Çünkü Allah'ın isim ve sıfatlarını hayatın içine taşımadıkça onları gerçekten tanımış olmayız.
Rabbimizden niyazımız odur ki; Bizleri kendisini hakkıyla tanıyanlardan, O'na layıkıyla kulluk edenlerden, ilmini ahlâka, ahlâkını amele dönüştürenlerden eylesin.
Niyetlerimizi halis, gayretlerimizi daim, kalplerimizi ihlâslı, ayaklarımızı sırât-ı müstakîm üzere sabit kılsın.
Âmin.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...