Bugün, vicdanımızın sesini bastıran o "nasılsa bir şey olmaz" alışkanlığını, kâinatın en nazik kalbinin titreyişiyle terbiye edelim. Bir hurmanın şüphesinden sabaha kadar uyuyamayan bir Rahmet Peygamberi'nin ümmeti olarak, bugün kendi sofralarımızın ve kazançlarımızın sorumluluğuyla yüzleşme vakti.
Bugünün güzelliği: "Zerrede Saklı Olan Büyük Sorumluluk."
"Şüphenin Uykusuzluğu, İmanın Uyanıklığıdır"
Günlük Sahne:
"Haramın Kanıksandığı Bir Dünyada Yaşamak" Bugün rüşvetin "hediye", faizin "fırsat", kul hakkının "kâr" diye adlandırıldığı, gayri meşru olanın hayatın içine sinsice karıştığı bir dönemdeyiz. Modern dünyada "çalanın değil, akıllı davrananın kazandığı" bir sistemde, bizler de payımıza düşeni "hak" görüp tüketebiliyoruz. Başkasının hakkı, yetimin rızkı veya şüpheli bir kazanç boğazımızdan geçerken, vicdanımızın sesi artık eskisi kadar yüksek çıkmıyor. "Herkes yapıyor" cümlesi, ruhumuzdaki o incelikli teraziyi bozdu. Oysa Efendimiz (sav), yerdeki bir hurmanın "acaba sadaka mı, değil mi?" şüphesiyle sabaha kadar uykusuz kalıyordu. Peki, O'nun bu "ihtiyat" ahlakı bize ne söylüyor?
Asr-ı Saadet’ten Kesit:
"Hurmanın Uyutmadığı Kalp" Efendimiz (sav), bir gece yatağında huzursuzca dönerken, hanımı (ra) endişeyle sebebini sordu. Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "Yerde bir hurma buldum, ziyan olmasın diye onu yedim. Fakat şimdi içime bir şüphe düştü; acaba o hurma sadaka malı mıydı? Eğer sadaka ise, bana haram olan bir şeyi yemiş olurum!"
O (sav), sadaka malının kendisine haram olduğunu biliyordu. Hurmanın bizzat kendisine ait olma ihtimali çok yüksek olmasına rağmen, sadece bir "ihtimal", sadece bir "belki" duygusu, O'nun (sav) geceyi uykusuz geçirmesine yetti. O, "üzerinden geçip giden bir ömür" değil, "hesabı verilecek bir ömür" yaşıyordu.
Hissedilecek Hikmet:
"Hassasiyet, Sevginin Göstergesidir" Bu tablodaki hikmet şudur: İnsanın Allah ile olan bağı, yediği lokmadaki titizliğiyle ölçülür. Resulullah (sav) o gece sadece bir hurmanın hesabını yapmıyordu; O, Allah'ın huzuruna çıkma sorumluluğunu hücrelerinde hissediyordu. Bugün bizler, rüşveti, faizi ve haksız kazancı kanıksayıp sonra da büyük bir rahatlıkla "Biz O'nun (sav) ümmetiyiz" diyebiliyorsak, bu, o kutlu örnekten ne kadar uzaklaştığımızın en acı göstergesidir.
Bugün hayatımıza bu ahlakı; kazancımızın her kuruşunun temizliğini sorgulayarak, "Bu benim hakkım mı?" sorusunu her alışverişte kendimize hatırlatarak ve kalbimizi şüpheli olandan koruyarak taşıyabiliriz. Unutmayalım ki, gönlündeki huzuru, boğazından geçen lokmanın helalliğinde arayan insan, o kutlu Nebi'nin (sav) izinden gidiyor demektir.
Sizin hayatınızda, "bu benim hakkım değil" diyerek veya "içim rahat etmedi" diyerek elinizdeki bir imkândan veya kazançtan vazgeçtiğiniz, o vazgeçişin ardından yaşadığınız huzuru "Benim imtihanım buymuş" diyerek sahiplendiğiniz bir an oldu mu?

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...