KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

İttiba ile Keşif Arasında

Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin tasavvuf ve "Vahdet-i Vücûd" anlayışının islam inancıyla "birebir tam bir uyum" içinde olup olmadığı, islam alimleri arasında yüzyıllardır tam bir fikir birliğine varılamamış, en çok tartışılan ve keskin kutuplaşmalara yol açmış konulardan biridir. 

Kurucusu olduğu Ekberîlik geleneği ve birçok Anadolu mutasavvıfı bu görüşü islam'ın özü ve tevhidin en yüksek mertebesi olarak görürken, fıkıh ve kelam alimlerinin önemli bir kısmı ise bu öğretinin zahiri manasını islam akidesine aykırı bularak sert şekilde eleştirmiştir. 


Kādirîlik ekolü ise, tasavvuf tarihinde "Şeriat ve sünnete tam bağlılık" ilkesini en sert ve net şekilde kırmızı çizgi kabul eden, silsilesini ve metodunu tamamen Kur'an ve sünnet çerçevesine oturtan en köklü meşreplerden biridir. 


Seyyid Abdülkādir-i Geylânî, Vahdet-i Vücûd gibi felsefi ve spekülasyona açık yorumlar yerine, ameli ve ahlaki bir tasavvuf anlayışını benimsemiştir. Onun sisteminin merkezinde şeriata tam bir "uyma" (ittiba) ve manevi olgunlaşma süreci olan fena-beka halleri yer alır.

"Kur'an ve Sünnet Üzere Kurulmuş Uydurma/Uy" Kuralı (İttiba)

Abdülkādir-i Geylânî’nin en meşhur sözlerinden biri şudur: "Şeriatın onaylamadığı hiçbir hakikat, hakikat değildir." Kādirîlikte:

— Şeriat Ölçüdür: Keşif, ilham veya manevi haller ne kadar yüksek olursa olsun, eğer Kur'an ve sünnetin zahirine aykırı ise derhal reddedilir.

— Uydurma Değil, Sünnete Uy: Dinde kendi kafasına göre ritüel veya inanç "uydurmak" kesinlikle yasaktır. Tasavvuf, sünneti en ince detayına kadar hayatına uygulama (ittiba/uyma) sanatıdır.


Kādirîlikte Fena ve Beka Halleri

Geylânî hazretlerinin Fütûhu'l-Gayb ve Fethu'r-Rabbânî adlı eserlerinde en çok işlediği konu, kulun kendi varlığından geçip Allah'ın varlığında yok olması (fena) ve O'nunla baki kalması (beka) sürecidir. Bu süreç üç aşamada gerçekleşir:

– Fena ani'l-halk (Halktan fani olmak): Kulun, insanlardan gelebilecek fayda ve zararı görmeyi bırakmasıdır. Her şeyin tek failinin (yapanının) Allah olduğunu idrak eder.

– Fena ani'l-heva (Nefsin isteklerinden fani olmak): Kulun kendi iradesini, nefsi arzularını ve şahsi isteklerini tamamen terk etmesidir.

– Fena an iradetillah (Allah'ın iradesinde fani olmak - Fena fi'llah): Kulun kendi iradesini Allah'ın iradesine tamamen teslim etmesidir. Kul artık kendi adına hiçbir şey istemez, Allah onun için ne takdir ettiyse ona razı olur.

– Beka bi'llah (Allah ile baki olmak): Kendi benliğini yok eden kulun, artık tamamen ilahi ahlakla ahlaklanarak, Allah'ın rızasına uygun bir şekilde hayata dönmesi ve insanlara faydalı olmasıdır.


Kadirilik ve Muhyiddin İbnü'l-Arabi Ekolünün Karşılaştırması

İki ekolün İslam'a yaklaşım metodunu daha net görmek için şu karşılaştırma tablosuna bakabiliriz:


Özellik

İbnü'l-Arabî Ekolü (Akıl/Felsefe/Keşif)

Kādirî Ekolü (Amel/Zühd/İttiba)

Merkez Konu

Varlık (Ontoloji): Varlığın tekliği, tecelliler, hakikat-i Muhammediye.

Ahlak ve Nefs (Tezkiye): Günahlardan arınma, ibadet, şeriata bağlılık.

Yöntem

Keşif, ilham ve derin felsefi/tasavvufi tevil.

Kur'an ve sünnete tam bağlılık, zikir ve riyazet.

Halkın Anlayışı

Avamın (halkın) yanlış anlamasına ve şeriattan sapmasına müsaittir.

Her seviyeden insanın rahatça anlayıp uygulayabileceği kadar nettir.

İslam'a Uygunluk Algısı

Alimler arasında hep tartışmalı olmuştur.

İslam alimlerinin tamamı tarafından tamamen meşru ve övgüye değer bulunmuştur.

Kādirîlik, tasavvufu felsefi bir tartışma zemini olmaktan çıkarıp, adeta bir "sünneti yaşama disiplini" haline getirdiği için İslam dünyasında en yaygın ve en az eleştirilen tarikat olmuştur.

Vahdet-i Vücud ekolünün ve Konunun daha iyi anlaşılması için bahsettiğiniz kavramları, Anadolu ekolüne yansımalarını ve İslam alimlerinin bu öğretiye yaklaşımlarını şu başlıklar altında inceleyebiliriz:

"Taşa Tapan da Hakka Tapar" İfadesinin Hakikati

İbnü'l-Arabî'nin Füsûsü'l-Hikem adlı eserinde geçen ve "Bir kişi taşa dahi tapsa asliyetinde Hakka tapıyordur" şeklinde yorumlanan düşüncesi, "putperestliği meşru görmek" anlamına gelmez. Buradaki tasavvufi derinlik şudur: 

Mutlak Varlık: Evrende Allah'ın varlığı dışında bağımsız, kalıcı ve gerçek bir varlık yoktur. Gördüğümüz her şey O'nun isim ve sıfatlarının birer gölgesi, yansıması veya tecellisidir. 

— Zahiri vs. Hakiki Yöneliş: Bir putperest puta taparken, aslında farkında olmadan o varlıktaki "mutlak varlık" ve "güç" tecellisine yönelmektedir. 

— Şeriat Ölçüsü: İbnü'l-Arabî, putperestlerin niyet olarak mutlak varlığa yönelseler bile, şeriat (İslam hukuku) ve peygamberlerin getirdiği doğru kılavuzluktan saptıkları için büyük bir delalette ve şirkte olduklarını açıkça belirtir. Yani hakikat boyutunda her şey O'nun tecellisi olsa da, takdir ve ibadet boyutunda şeriat kuralları esastır. 


Anadolu Ekolüne Yansımaları (Asa ve Kapı Öpme)

Anadolu irfanında (Yesevilik, Mevlevilik, Bektaşilik vb.) görülen kapı eşiğini öpme, derviş asasını selamlama veya posta saygı gösterme gibi davranışlar, doğrudan nesnenin kendisine duyulan bir kutsiyetten kaynaklanmaz.

— Bu davranışlar, "Yaratılanı severiz, Yaradan'dan ötürü" felsefesinin pratik tezahürüdür.

— Mürşidin asası veya dergahın kapısı öpülürken, o nesnede tecelli eden ilahi sanata, oranın temsil ettiği manevi makama ve dolayısıyla Allah'ın tecellisine hürmet edilir.


İslam'a Uygunluk Açısından Alimlerin Yaklaşımları

İbnü'l-Arabî'nin öğretilerinin İslam akidesine birebir uyup uymadığı konusunda İslam düşünce tarihinde üç ana akım oluşmuştur:


İbnü'l-Arabî ve Vahdet-i Vücûd Yaklaşımları

[Kabul Edenler / Sufiler] 

[Reddedenler / Zahir Alimleri]

[Tevil Edenler / Dengeli Yol]

Sadreddin Konevî, Mevlânâ 

İbn Teymiyye, İbn Kesir

İmam-ı Rabbani, Bediüzzaman  

"Tevhidin en zirve noktasıdır"

Panteizmdir, şirke yol açar

Manevi sarhoşluktur, tevil gerekir

— Tamamen Kabul Edenler (Sufi Ekolü): Sadreddin Konevî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ve Yunus Emre gibi Anadolu'yu mayalayan isimler bu öğretiyi benimsemiştir. Onlara göre bu düşünce, Kur'an'daki "Nereye dönerseniz dönün Allah'ın vechi (yüzü) oradadır" (Bakara, 115) gibi ayetlerin en derin batıni yorumudur. 

— Sert Şekilde Reddedenler (Fıkıh ve Kelam Alimleri): İbn Teymiyye başta olmak üzere birçok alim, bu görüşün yaratıcı ile yaratılan arasındaki farkı ortadan kaldırdığını (panteizm/monizm) iddia etmiştir. "Her şey O'dur" demenin, her şeyi Tanrılaştırmak anlamına geleceğini ve İslam'ın "Allah yaratıcıdır, alem ise yaratılandır" şeklindeki kesin sınırlarını ihlal ettiğini savunarak İbnü'l-Arabî'yi sertçe eleştirmişlerdir. 

— Orta Yolu Bulanlar ve Tevil Edenler: İmam-ı Rabbani ve Bediüzzaman Said Nursi gibi alimler ise İbnü'l-Arabî'nin büyük bir veli olduğunu kabul etmekle birlikte, Vahdet-i Vücûd'un "imanın bir şartı olmadığını" ve manevi bir sarhoşluk (sekir) halinde söylendiğini belirtmişlerdir. Bu görüşün ancak yüksek manevi mertebedeki kişilerce doğru anlaşılabileceğini, avam (halk) düzeyinde ise inanç kaymalarına ve şeriattan uzaklaşmaya sebep olabileceğini söyleyerek ihtiyatlı yaklaşmışlardır. 


Özetle; İbnü'l-Arabî'nin sistemi, İslam'ın genel ve zahiri (fıkhi) kurallarıyla birebir, pürüzsüz bir uyum içinde değildir. Kendi felsefi dünyası içinde şeriatı gözetecek açıklamalar yapsa da, ifadelerinin ucu açık yapısı nedeniyle İslam dünyasında her zaman hem "Şeyhü'l-Ekber" (En Büyük Şeyh) hem de "Muhyiddin" (Dini İhya Eden) olarak yüceltilmiş, hem de ciddi eleştirilerin odağı olmuştur. 

 


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU