KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Zât'ta Tevhid

Ehli Sünnet akidesinde Zât'ta Tevhid, Vâcibü'l-Vücud, mümkin varlık, zaman ve mekândan münezzehiyet ile müteşabihat konularını akli ve nakli temellerle ele alan bir yazıyı tahavi akidesi kitabından özetledik ve size sunuyoruz.

ZÂTTA TEVHİD VE ALLÂH TEÂLÂ MÜNEZZEHİYETİ

Tevhidin aslı ve özü, Zât’ta Tevhiddir. Cenâb-ı Hakk’ın bir zâtı vardır; O'nun varlığı yine O'nun zâtındandır ve bu varlık başka hiçbir zata benzemez. Şu kâlemde gördüğümüz, müşahede ettiğimiz hiçbir varlık; vasıflarında, özelliklerinde ve mahiyetinde O'na benzemez.

Elbette Cenâb-ı Hak var mıdır? Vardır. Biz de varız; karşımdaki bilgisayar, içinde oturduğum oda ve bu odadaki kitaplar da var. Fakat bütün bu varlıklar, var kılınmış olan varlıklardır; varlığı kendinden olan varlıklar değildir. Cenâb-ı Hakk’ın varlığı ise kendindendir ve zorunludur. Kelâm âlimlerimiz Cenâb-ı Hak'tan bahsederken O'nun için "Vâcibü'l-Vücud" (varlığı zorunlu olan varlık) tanımını yapmışlardır. Bu çerçevede iki temel durum ortaya çıkar:

1. Varlığı Zorunlu Olan Varlık (Vâcibü'l-Vücud): Cenâb-ı Allah'tan başka Vâcibü'l-Vücud bir varlık yoktur. Sadece varlığı kendinden ve zorunlu olan tek varlık O'dur. Diğer bütün varlıklara varlık veren, onları yokluktan ve hiçlikten varlık sahnesine çıkaran O'dur.

2. Varlığı Zorunlu Olmayan Varlık (Mümkinü'l-Vücud): O'nun dışındaki bütün varlıklar sonradan olmuşturlar (hâdis) ve bir an gelecektir ki varlıkları sona erecektir (fena bulacaktır). Cenâb-ı Hak için böyle bir ihtimal asla söz konusu değildir.

Zaman, Mekân ve Hâdiselerden Münezzehiyet

Vâcibü'l-Vücud olan bir varlığın başlangıç noktası da son noktası da yoktur. "Başlangıç" ve "son" kelimeleri, yalnızca zaman içinde anlam kazanan kavramlardır. Bir yerde zaman yoksa, başlangıç ve son da yoktur. Zamanın olmadığı yerde mekân, mekânın olmadığı yerde ise hareket yoktur.

Hareket; bir hâlden bir hâle, bir noktadan başka bir noktaya intikal etmektir; dolayısıyla ancak zaman ve mekân kayıtlı varlıklar için söz konusudur. Cenâb-ı Hak için hareket, sükûnet, belli bir yönde veya mekânda bulunma, belli bir biçime ya da şekle sahip olma asla düşünülemez. Mümkün varlıklara mahsus olan katı, sıvı, gaz hâlleri veya maddî unsurlar O'nun için imkânsızdır; çünkü bunların tamamını yaratan ve onlardan tamamen müstağni (ihtiyaçsız) olan O'dur.

Zât'ın Mahiyeti ve Müteşabihât

Cenâb-ı Hakk’ın zâtı gibi hiçbir zât yoktur. Bizim bildiğimiz ve idrak alanımız içinde bulunan varlıklar; eti, kemiği, kanı, organları olan, eni, boyu, derinliği bulunan ve boşlukta hacim kaplayan cisimlerdir. Varlıklarımızı boyutlarla anlamlandırırız. Fakat Cenâb-ı Hakk'ın varlığı için bunlar asla bahis konusu değildir.

Biz Cenâb-ı Hakk’ın varlığını biliyoruz, zâtından haberdarız; ancak zâtının künhünü ve hakiki mahiyetini bilemeyiz. Biz O'nu isimleri, sıfatları ve fiilleri ile tanırız. Bu sebeple zâtı hakkında hayale dalmak yerine O'nun sıfatlarını, esmâsını ve ef'âlini düşünmeliyiz. O; organlara sahip olmaktan, bir şeylerden mürekkep olmaktan ve mahlûkata benzemekten münezzehtir.

Kur'ân ve Sünnet’te geçen "yed" (el), "vech" (yüz), "göz" gibi müteşabih kavramları günlük dilde anladığımız maddî anlamlarıyla Cenâb-ı Hak'za atfedemeyiz. Zât'ta Tevhid inancının gereği olarak; “Cenâb-ı Hakk’ın zâtı hakkında aklımıza her ne geliyorsa, Cenâb-ı Hak ondan başkadır, farklıdır ve münezzehtir” bilincine sahip olmalıyız.

Kısır aklımız ve sınırlı algılama kapasitemiz, mutlak bir varlığı bütün boyutlarıyla ihata etmekten acizdir. Hakîkatte bize düşen; haddimizi, hududumuzu ve acziyetimizi bilerek Selef-i Salihîn'in çizgisinde istikameti korumaktır.

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU