KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Rabıta Ne Demektir

Kâdirî Sülûkunda "Râbıta" Kavramı ve Doğru Bilinen Yanlışlar
Kâdirî yolu müntesiplerinin ve tasavvuf sâliklerinin günümüzde en çok zihnini bulandıran, usul karmaşasına yol açan ve ne yazık ki zaman zaman sınırları aşılarak inanç esaslarını tehdit eden konuların başında Râbıta gelmektedir. 
Bu yazı, Seyyid Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin Kur’an ve Sünnet merkezli pür ekolü ışığında, râbıtanın aslını ve sonradan eklenen şekilsel uygulamaların kritiğini sunmak amacıyla hazırladık.
1. Râbıta Ne Demektir?
Sözlükte bağ, alaka, sağlamlaştırma, vuslat ve muhabbet anlamına gelen râbıta; ıstılahta muhabbet duyulan kâmil bir zatın hal, hareket, güzel ahlak ve sözlerinin hafızada canlanması, kalbin o güzel örnekle meşgul olması demektir. Başka bir ifadeyle râbıta, kalbi sünnet-i seniyyeyi yaşayan bir mürşid vasıtasıyla Allah ve Resûlü’ne bağlamaktır.
2. Şekilsel Râbıta Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?
İslam tarihinin ilk asırlarında, Kuşeyrî Risalesi’nde ve ilk dönem tasavvuf klasiklerinde, bugünkü anlamda "şeyhin fiziksel suretini, iki kaşının arasını veya nurunu göz önünde canlandırma" şeklinde yapılandırılmış, seans benzeri bir râbıta uygulaması kesinlikle yoktur.
İlk dönemin sufileri ve Pîr Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin asrındaki dervişler için rabıta; şeyhi sevmek, onun Kur'an ve Sünnet'e dayalı emirlerine itaat etmek ve onun ahlakını (sîretini) model almaktan ibaretti. Gözleri kapatıp mürşidin simasını hayal etmeyi sülûkun asli bir şartı haline getiren teknik yaklaşım, tasavvuf tarihine asırlar sonra (özellikle Nakşibendiyye - Hâlidiyye ekolüyle) dahil olmuş yabancı bir usuldür.
3. Kâdirîlikte Râbıtanın Hedefi Nedir?
Kâdirîlikte hedeflenen, insan-ı kâmil yetiştirmektir. Bunun yolu da müridin gönlüne şeriatla amel eden kâmil bir rehberi model olarak koymaktır. Râbıtada nihai hedef "İhsan" şuuruna, yani huzura ermektir. Kulun, her an Allah’ın huzurunda bulunduğu duygusunu diri tutması, "Sen O'nu görmesen de O seni görmektedir" sırrıyla yaşamasıdır.
Şeyh Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin sülûk sisteminde bir mürid, her nerede bulunursa bulunsun Allah’ın huzurunda olduğu duygusunu (Murâkabe bilincini) canlı tutabiliyorsa, onun zihinsel bir sima hayal etme râbıtasına zaten ihtiyacı yoktur.
4. Gerçek Râbıta Kime Yapılmalıdır?
Hakiki râbıta, ancak Allah’a ve Peygamberine (s.a.v) yapılan râbıtadır. Bu hali yaşayan kişi, Hadîd Suresi 4. ayette buyrulan "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir" ayetinin tecellisine mazhar olur.
Nitekim Hz. Hasan’ın, dayısı Hind b. Ebî Hâle’den Hz. Peygamber’in (s.a.v) şemâil ve hilyesini sorması ve "Onun özelliklerini zihnimde diri tutup kalbi bir bağ kurmak için onu bana tasvir etmeni istiyorum" demesi, gerçek rabıtanın Resûlullah’ın sünnetine ve şahsına yapılması gerektiğinin en açık sahabe örneğidir.
Unutulmamalıdır ki; mürşid yalnızca bir yol gösterici ve rehberdir. Kul ile Rabbi arasında bir aracı, günah affedici veya haşa postacı değildir. Kulun Rabbini tefekkür etmesine engel olacak şekilde, sürekli şeyhin şahsını ve cismini düşünme gayreti, vuslat yolundaki en büyük perdelerden biri haline gelebilir.
5. Râbıtanın Kur'an ve Sünnet'ten Doğrudan Delili Var mıdır?
Kur'an-ı Kerim’de ve sahih sünnette bugün anlaşılan manada mürşid imgelemeli râbıtaya dair doğrudan (nass) bir delil yoktur. Al-i İmran Suresi 200. ayette geçen "Râbitû" (Hazırlıklı olun/bağlanın) kelimesi, tamamen askeri cephe birliği, cihat ve İslam sınırlarını korumakla ilgilidir. Bu ayetleri şekilsel râbıtaya doğrudan delil getirmeye çalışmak ilmi ve tefsiri açıdan isabetli bir yaklaşım değildir.
6. Fotoğrafa / Resme Bakarak Râbıta Yapanların Durumu
Günümüzde bazı çevrelerde görülen, şeyhin fotoğrafına bakarak râbıta yapma uygulaması kesinlikle sakınılması ve uzak durulması gereken bir durumdur. Tasavvufta râbıta bir ibadet formu değildir; sevenin sevgilisini anma halidir. Mürit, mürşidinin sünnete uygun halini, takvasını ve nasihatlerini bir şekle, resme ve şemâle bürümeden kalbinde tefekkür etmelidir. Fotoğraflarla yapılan uygulamalar, tasavvuf psikolojisini yozlaştırır.
7. Râbıta Hangi Durumda Şirke Dönüşür?
Eğer râbıta, mürşidin şahsı ilahlaştırılarak, Allah’a yakınlaşmanın mutlak ve zorunlu bir "aracı misyonu" haline getiriliyorsa, ya da mürşide haşa Allah’ın "Alîm" (her şeyi bilen) ve "Basîr" (her şeyi gören) sıfatları yüklenerek "Şeyhim kalbimi okuyor, beni her an izliyor" korkusuyla icra ediliyorsa, bu durum kişiyi açıkça inanç noktasında tehlikeye ve şirke götürür.
Büyük mutasavvıf Ebu Nasr es-Serrâc’ın el-Luma’ adlı eserinde ve tasavvuf klasiklerindeki ortak kabul şudur:
Sâlik, seyr-i sülûk sırasında murâkabe mertebelerine çıktığında; İhlas Suresi'nin manasını düşündüğü Murâkabe-i Ahadiyyet’te, "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir" (Hadîd: 4) ayetini tefekkür ettiği Murâkabe-i Maiyyet’te, "Biz insana şah damarından daha yakınız" (Kâf: 16) sırrına erdiği Murâkabe-i Akrabiyyet’te ve "Allah onları, onlar da Allah’ı sever" (Mâide: 54) ufkuna ulaştığı Murâkabe-i Muhabbet’te zaten kuldan kul rabıtası düşer. Bu seviyeye gelmiş, kalbi Allah ile atmaya başlamış birinin hâlâ kul suretine rabıtada ısrar etmesi, tevhid şuuruna zarardır ve şirk tehlikesi barındırır.
Kâdirî Müntesipleri Seyyid Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’nin asil yolu; rüyalarla amel etme, hurafe ve uydurma menkıbelerle vakit öldürme, kul suretlerine tapınma veya şeyh korkusuyla tir tir titreme yolu değildir.
Bizim yolumuz; ilim, fıkıh, Kur'an'a ittiba, cehrî zikirle kalbi temizleme ve dervişi veren el kılan ahlaki bir uyanış yoludur. Kalbinizi fani suretlerin esaretinden kurtarıp, bizzat Pîr'in Fütûhu'l-Gayb ve Fethu'r-Rabbânî kitaplarındaki tevhid derslerine bağlayalım. Hakiki râbıta, mürşidin yüzünü hayal etmek değil; mürşidin rehberlik ettiği o dosdoğru Sünnet yolunda yürümektir.

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU