Bismillahirrahmanirrahim
Seyr-i sülûk, kulun kendi iç dünyasındaki putları devirip, Hakk’ın mutlak iradesine teslim olma yolculuğudur. Bu perspektiften bakıldığında Gazze, bugün sadece bir coğrafya, bir şehir ya da bir siyasi mesele değildir. Gazze; modern zamanın en büyük "Çilehânesi", ümmetin "Aynası" ve sâlik için "Makam-ı Rıza"nın ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bu kutlu ve sancılı süreci, tasavvufî bir dille şöyle okuyabiliriz:
Seyr-i Sülûk Penceresinden Gazze: Bir İnsanlık Miracı
Celâl Tecellisinin Zirvesi ve "Kahrın İçindeki Lütuf"
Tasavvufta Allah’ın iki türlü tecellisi vardır: Cemâl (güzellik, lütuf) ve Celâl (azamet, kahır). Gazze bugün mutlak bir Celâl tecellisi altındadır. Ancak sûfî bilir ki; "Lütfun da hoş, kahrın da hoş" diyebilmek, seyr-i sülûkun en zor mertebesidir.
Gazzeli müminlerin evleri yıkılırken, evlatlarını toprağa verirken ağızlarından dökülen "Hasbunallâh ve ni'mel vekîl" sözü, bir dil alışkanlığı değil; nefsin fâni varlığından vazgeçip Hakk’ın baki varlığına sığınma, yani bir "Fenâfillâh" (Allah’ta fani olma) nişanesidir.
Modern Zamanın Kerbelâsı ve İzzet Makamı
Seyr-i sülûkta Kerbelâ, haksızlığa karşı boyun eğmemenin ve bedeli ne olursa olsun "Sıdk" (doğruluk) üzere kalmanın sembolüdür. Gazze, bugünün Kerbelâ’sıdır. Sâlik için buradan çıkan ders şudur: Dünya zindan olabilir, beden parça parça edilebilir; fakat ruh Hakk’a bağlıysa o kul hürdür.
Hz. Mevlânâ buyurur: "Kuşun kanadı kırılsa da ruhu gökyüzündedir." Gazze, bedeni muhasara altında olsa da ruhu arşa yükselenlerin mektebidir.
Ümmetin "Nefs-i Emmâre" Aynası
Gazze bir aynadır. Biz o aynaya baktığımızda aslında Gazzeli yetimleri değil, kendi nefsimizin durumunu görüyoruz.
Onların Sabrı, bizim sabırsızlığımızı;
Onların Tevekkülü, bizim dünya telaşımızı;
Onların Cömertliği (canlarını vermeleri), bizim bir hırka-bir lokma paylaşamamaktaki cimriliğimizi yüzümüze vuruyor.
Eğer kalbimiz Gazze’deki acıyla sızlamıyorsa, seyr-i sülûkta "Kalb-i Meyyit" (ölü kalp) tehlikesiyle karşı karşıyayız demektir. Çünkü dervişlik, "yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmek" ve onun acısıyla hemhâl olmaktır.
"Sabır"dan "Rıza"ya Geçiş
Sâlik, yolun başında belaya sabreder. Yolun sonunda ise belayı gönderen Zat'tan dolayı o beladan razı olur. Gazze halkı, dünyevi tüm dayanakların (devletler, ordular, kurumlar) sustuğu bir yerde, sadece Allah’a dayanarak "Makam-ı Rıza"da devleşmiştir. Onlar, ölümü bir "şeb-i arûs" (düğün gecesi) gibi kucaklayarak, maddeye tapan modern insana ruhun ölümsüzlüğünü kanıtlamaktadır.
Sâlik İçin Gazze'den Alınacak Dersler
1. Varlık İddiasından Vazgeçmek: Gazze bize gösteriyor ki; mülk Allah’ındır. Bugün var olan yarın yok olabilir. Önemli olan "O"nun katındaki değerimizdir.
2. İstikamet: Her türlü baskı ve zulüm altında bile ibadetini, zikrini ve dik duruşunu bozmamak, gerçek "Veli" sıfatıdır.
3. Duyarlılık (Rikkat-i Kalb): Gazze için bir şeyler yapamıyorsak bile, kalbimizi o mazlumların safında sabit tutmak, seyr-i sülûktaki "Niyet" makamının gereğidir.
Netice-i Kelâm
Gazze, bizlere seyr-i sülûkun kitaplarda anlatılan o teorik bilgilerini pratik olarak gösteren kanlı ve şanlı bir meydandır. Orası bir mağlubiyet yeri değil, ruhun maddeye galip geldiği bir Fetih makamıdır.
Şeyh Galib'in dediği gibi: "Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen / Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen." Gazze halkı, bu "âdemlik" (insanlık) cevherini, tüm dünyanın karanlığına rağmen parlatmaya devam etmektedir.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...