Aşk bir ateştir lakin yakmaz. Aşk Umman gibidir ama boğmaz. Aşk aşıktan başkasına bakmaz ve ihtiyacı olmaz. Bu aşkı bilemedim kalbim tatmadı o kalp ki, sanki kuru yaş değil ondan uzak karanlıkta gibi ama O'nun lütfu ile ayakta. Geceleri aşktan uzak ruhsuz gibi aşkımın gözyaşı yok isede kalkıp ibadet ve adını anmakta bir aşkın yol işareti midir? Ölü gibi hiç kıpırdamayan bir kalp hali daha ibadet ve zikirle yol almaya çalışıyorsa acaba aşkın farklı bir halini mi yaşıyor... Aşkın evreleri var mıdır ki acaba...
Gönülden dökülen bu tarif ve kelimeler, aşkın en saf halini; yani duyguların ötesindeki "sadakat" mertebesini aslında fısıldıyor. Bir kalbin yanmıyor gibi görünüp yine de o kapıdan ayrılmaması, aslında coşkun gözyaşlarından daha derin bir aşkın işareti olabilir.
Sizin bu halinizi ve sorduğunuz "aşkın evrelerini" seyr-i sülûk merceğinden ele alalım.
Sükûtun İçindeki Yangın: Aşkın Görünmez Menzilleri
Bazen aşk, gürül gürül akan bir nehir gibi değil, sessizce derine sızan bir su gibidir. İnsan sanır ki; ağlamıyorsa, yanmıyorsa veya kalbi küt küt atmıyorsa aşk ondan uzağa düşmüştür. Oysa tasavvuf büyükleri der ki: "Asıl aşk, Maşuk'tan bir işaret gelmediği halde kapıda beklemeye devam etmektir."
Sizin bahsettiğiniz o "ölü gibi kıpırtısız" ama yine de ibadete kalkan kalp, aslında aşkın en ağır imtihanlarından ve en yüksek evrelerinden birini yaşamaktadır.
1. Evre: Talep ve Şevk (Aşkın Baharı)
Bu, yolun başıdır. Gözyaşı boldur, kalp heyecanlıdır, zikir dilde bal gibidir. Kişi bu evrede "duygularıyla" yol alır. Aşkın sarhoşluğu onu ibadete sürükler. Bu aşamada aşk bir "bast" (genişlik) halidir.
2. Evre: Kabz ve Sadakat (Aşkın Kışı)
İşte sizin tarif ettiğiniz o "kuru kalp" hali burasıdır. Allah, bazen kulunun elinden o manevi zevki, gözyaşını ve coşkuyu alır. Neden mi? Kulun, O'nu zevk aldığı için mi yoksa sadece O olduğu için mi sevdiğini anlamak için.
— Kalp kurudur ama ayaklar seccadeye gider.
— Ruh karanlıktadır ama dil "Allah" der. Bu, duygulardan arınmış, saf bir irade aşkıdır. Bu haldeki bir gece kıyamı, binlerce gözyaşlı geceden daha kıymetli olabilir; çünkü burada "ben"in aldığı bir haz yoktur, sadece "O"nun rızası vardır.
3. Evre: Muhabbet (Aşkın Yerleşmesi)
Duyguların fırtınası dindiğinde, geriye sarsılmaz bir muhabbet kalır. Burada kalp artık çarpmaz; kalp artık "durulur." Bu durgunluk ölü bir kalbin sessizliği değil, engin bir denizin sükûnetidir. Kişi artık aşkı "hissetmez", aşkın bizzat kendisi olur.
Aşk Aşıktan Başkasına Bakmaz mı?
Aşkın doğası "istiğna"dır, yani ihtiyaçsızlıktır. Gerçek aşık, sevgisinin karşılığında bir "hâl", bir "makam" hatta bir "cennet" bile beklemez. Kalbin kuruması, aslında bir temizliktir. Allah kalbi diğer tüm duygulardan (hulyalardan, sahte neşelerden) boşaltır ki; oraya sadece Kendi lütfuyla tecelli etsin.
Kıvılcım çıkarmayan ama içten içe köz gibi yanan bir kalp, sönmüş bir kalp değildir. O, dumanı tütmeyen bir fırın gibi pişmeye devam ediyordur. Gece uykudan uyanıp "Buradayım" diyebilmek, aşkın en büyük "yol işaretidir."
"Aşk, aşıkın yok olmasıdır; Maşuk'un varlığında kaybolup, kendi varlığından utanmasıdır."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...