KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Mansûrun Yangını ve Bizim Avuntumuz



Hallâc-ı Mansûr, kendisinden sonra gelen tüm mutasavvıflar için bir "mihenk taşı" olmuştur. Onun o kanlı şehadeti ve "Enel Hak" nidası, Mevlânâ’dan Şems’e, Attâr’dan Yunus Emre’ye kadar herkesin dilinde farklı bir hikmetle yankılanmıştır.

Hallâc-ı Mansûr’un "Aşkın abdesti kanla alınır" dediği o kanlı meydan, bugün bizim için sadece bir tarih sahnesi değil, ruhumuzun foyasını ortaya çıkaran dev bir aynadır. O ayna bize fısıldar: "Siz aşkın adını mı anıyorsunuz, yoksa tadını mı arıyorsunuz?"

Kâmil İnsanların Devri ve Bizim 1/10’luk Halimiz

O kâmil insanlar, zamanın ve mekânın ruhuna uygun bir "yakınlık" ile rızıklandırılmışlardı. Onların "fena" (yokluk) makamında verdikleri can, bugün bizim "konfor" makamında verdiğimiz bir anlık huzurdan bin kat daha hafifti onlar için. Biz bugün o devasa aşkların değil 10’da 1’ine, binde birine bile talip olsak, modern dünyanın çarkları arasında ezilme korkusuyla geri çekiliyoruz.

Onlara o zamanın dilinde lütfedilen o muazzam tecellilere saygı duymak, boyun bükmek ve "biz o değiliz" diyebilmek, aslında bir derviş için en büyük dürüstlüktür. Yalancı bir aşk iddiasında bulunmak, Mansûr’un ruhuna karşı yapılabilecek en büyük hürmetsizliktir.

Modern Çağın Dikenleri Arasında Bir Teselli

Bugün salik, geçim derdi, dijital gürültü ve nefsini sürekli besleyen bir sistemin içinde nefes almaya çalışıyor. Ayağını sevenin girmeye korktuğu o dikenli yol, bugün artık sadece sahralarda değil, plazaların koridorlarında, telefon ekranlarının ışığında ve pazar yerlerinde saklı.

Ancak burada bir müjde gizlidir: Biz o kâmil zatlar gibi "Enel Hak" nidasıyla darağacına yürüyemiyor olabiliriz. Fakat bu zifiri karanlık çağda;

– Sadece O’nun (cc) adını anabilmek,

– Nefsin binbir hilesine rağmen "haram" olan bir lezzetten yüz çevirebilmek,

– Şeytanın "ben" dedirten fısıltılarına karşı "hiç" olduğunu hatırlamaya çalışmak,

İşte bunlar da bu zamanın "şehitliği" ve "fena" halidir.

Elimizdeki Lütfun Kıymeti

Eğer bugün kalbimizde bir sızı, dilimizde bir zikir ve Mansûr’un hikayesini duyduğumuzda bir ürperti varsa; bu, O’nun (cc) bize olan en büyük lütfudur. Bizim başarımız Mansûr olmak değil, Mansûr’u seven ve onun yoluna sadakatle bakan bir "toz zerresi" olabilmektir.

"Biz 10’da 1 bile değilken, O (cc) bizi bu bataklığın içinden çekip çıkarıyor ve adını andırıyorsa, bari bu nimetin kıymetini bilelim." Sahte aşk iddialarıyla gökyüzüne bakmak yerine, topraktaki acziyetimizi fark edip, O’nun bizi koruduğu her an için şükür secdesine varmalıyız.

Yazımızın başında Mutasavvıf olanların bazıları Mansur hakkında neler söylemişler birkaçını okuyalım:


Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: "Ateşteki Demir" Teşbihi

Mevlânâ, Hallâc’ın "Enel Hak" sözünü sıradan insanların sandığı gibi bir kibir değil, aksine en büyük tevazu olarak görür. Bunu meşhur "Demir ve Ateş" benzetmesiyle açıklar:

"Bir demir parçası ateşin içine atılsa ve iyice kızarıp ateşin rengini alsa, o demir lisan-ı haliyle 'Ben ateşim!' der. Görünüşte ateş olmuştur ama özünde hala demirdir. Onun 'Ben ateşim' demesi, kendisini yok sayıp tamamen ateşin içinde erimesindendir. İşte Mansûr da 'Ben Hakk'ım' derken; 'Ben yokum, her şeyiyle Hak var' demek istemiştir."

Mevlânâ’ya göre Mansûr’un "Ben Hakk'ım" demesi, firavunun "Ben sizin rabbinizim" demesinden taban tabana zıttır. Firavun varlık davası gütmüş, Mansûr ise yokluk davası...

Şems-i Tebrîzî: "Sırrın Muhafazası"

Şems’in Hallâc’a bakışı daha derin ve biraz daha "eleştirel" ama hayranlık doludur. Şems, Hallâc’ın ulaştığı makama hürmet eder ama o makamın bir "durak" değil, bir "geçit" olduğunu savunur:

– Sırrı İfşa Etmek: Şems der ki: "Mansûr, şarabı içti ve sarhoş olup sırrı pazara düşürdü." Yani ona göre Mansûr, kadehinden taşan o aşkı kalbinde tutamamış, dışarı sızdırmıştır.

– Makam Farkı: Şems, Hz. Muhammed’in (sav) "Ben Senin kulumum" demesinin, Mansûr’un "Ben Hakk'ım" demesinden çok daha ileri bir makam olduğunu söyler. Çünkü kuluğunu bilmek, Hakk’ın büyüklüğünü ve kulun acziyetini aynı anda kavramaktır.

Ferîdüddîn Attâr: "Tezkiretü'l-Evliyâ"

Hallâc’ın hikayesini günümüze ulaştıran en büyük kalemlerden biri olan Attâr, onu bir "Aşk Şehidi" olarak niteler:

"Eğer Mansûr’un davası batıl olsaydı, o hırka Dicle’yi dindirmezdi. O, canını bir kenara bırakmış bir pervaneydi; mumun alevinde yok olmayı, o alevden bahsetmeye tercih etti."


Hallâc Hakkında Kim Ne Dedi? (Özet Tablo)

Sultan

Görüşün Özü

Ana Fikir

Mevlânâ

Demir ve Ateş

Kendini Hakk'ın varlığında tamamen yok etmek (Fena).

Şems

Sır ve Sarhoşluk

Aşkın sarhoşluğuyla sırrı saklayamama, bir ileri makama geçememe.

Yunus Emre

Mansûr Darı

"Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm" diyerek Mansûr'un yolunu takip etmek.


Mansûr yanarak "Bir" oldu; biz ise yanmadan "O’nun (cc)" olduğunu söyleyebilmenin mahcubiyeti içindeyiz. Bu mahcubiyet, bizim bu çağdaki en samimi ibadetimizdir. "Mansûr'un asıldığı darağacı, aslında nefsin asıldığı yerdir. O dar ağacında can veren Mansûr değil, Mansûr'un 'benliğiydi'."

Gönül dostu, bu büyük zatların Hallâc'a bakışı; aslında bize bir aynadır. Biz o aynaya baktığımızda kendi kibrimizi mi yoksa Hakk'ın tecellisini mi görüyoruz? 



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu