KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Kalbi Taşıyan Güç: Tevekkül

Bugün, modern dünyanın insan ruhuna en sessiz ama en ağır bıraktığı yüklerden biri üzerine konuşalım: Sürekli kaygı hâli… Yetişememe korkusu, kontrolü kaybetme endişesi, yarının ne getireceğini bilememenin içimizi daraltan ağırlığı…

Bugünün güzelliği: “Sıkıntılı Anlarda Kalbi Ayakta Tutan Güç: Allah’a Tevekkül.”

“Her Şeyi Taşımaya Çalışan İnsan”

Günlük Sahne: Kontrol Ettikçe Yorulan Kalpler

Bugün insan, her şeyi hesaplamak zorunda hissediyor kendini. Geleceğini garanti altına almak, tüm ihtimalleri düşünmek, her kapıyı önceden görmek istiyor. Bir iş geciktiğinde, bir hastalık haberi geldiğinde, ekonomik bir sıkışıklık yaşandığında yahut planlar bozulduğunda içimizde hemen o tanıdık ses yükseliyor:

“Ya düzelmezse?”
“Ya elimden kayıp giderse?”
“Ya yetişemezsem?”

Modern insanın en büyük yorgunluklarından biri de budur: Her şeyi kendi omuzlarında taşıdığını sanması… Bu yüzden biraz aksilik bile yaşansa kalp hemen daralıyor. Çünkü insan, kendi sınırlı gücünü merkeze koyunca; sınırsız korkuların içine düşüyor. Oysa Hz. Peygamber (sav), en karanlık anlarda bile kalbi sarsılmayan bir teslimiyet öğretiyordu.


Asr-ı Saadet’ten Bir Sahne:

“Üzülme… Allah Bizimle Beraberdir”

Hicret yolculuğu…

Mekke ayağa kalkmıştı. Efendimiz’i (sav) bulmak için yollar tutulmuş, iz sürücüler peşlerine düşmüştü. Ve sonunda Sevr Mağarası… Dışarıda ölüm arayan insanlar… İçeride ise yalnız iki kişi… Hz. Ebû Bekir (ra), mağaranın ağzına kadar gelen müşrikleri görünce endişeyle şöyle dedi:

“Ya Resûlallah! Eğer ayaklarının altına baksalar bizi görecekler…”

Gerçekten de her şey bitmiş gibi görünüyordu. İnsan aklı için çıkış kalmamıştı. Fakat o mağarada korkudan daha büyük bir hakikat vardı. Efendimiz (sav), sarsılmayan bir teslimiyetle buyurdu: “Üzülme! Allah bizimle beraberdir.” (Buhârî, Müslim) Ne büyük bir cümle…  Çünkü o anda Efendimiz (sav), sadece mağaranın darlığını değil; Allah’ın sonsuz kudretini görüyordu. Tedbir alınmıştı. Yol planlanmıştı. Gizlenilmişti. İnsan olarak yapılması gereken yapılmıştı. Ama kalp artık sebeplere değil, sebepleri yaratan Rabbine dayanıyordu. İşte tevekkül buydu.


Hissedilecek Hikmet:

“Tevekkül, Yükü Sahibine Bırakabilmektir”

Tevekkül; çalışmayı bırakmak değildir. Hiçbir şey yapmadan beklemek hiç değildir. Tevekkül: Elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah’ın hikmetine teslim edebilmektir. Çünkü insanın gücü sınırlıdır. Her kapıyı açamaz. Her yarını bilemez. Her musibeti engelleyemez. Ama Allah bilir. Allah görür. Allah yönetir. Kalbin huzuru da tam burada başlar. İnsan, “Her şey benim elimde” sandığında ezilir. Ama: “Ben gayret ederim. Neticeyi ise Rabbime bırakırım.” diyebildiğinde içindeki düğümler çözülmeye başlar.

Kur’an’ın şu ayeti, tevekkülün kalbe bıraktığı huzuru ne güzel anlatır: “Kim Allah’a tevekkül ederse O ona yeter.” (Talâk, 3) Belki de bizi tüketen şey; yaşadığımız imtihanlar değil, onları tek başımıza taşımaya çalışmamızdır…


Bugüne Bakan Tarafı

Bugün planlarımız bozulduğunda hemen öfkeye kapılmak yerine: “Belki de Rabbim beni daha hayırlısına yönlendiriyordur.” diyebilmek… Rızık endişesiyle boğulduğumuzda: “Rızkın sahibi Allah’tır.” hakikatini kalbe indirebilmek… Çaresiz hissettiğimiz anlarda: “Ben yalnız değilim.” şuurunu diri tutabilmek…

İşte tevekkül, insanın omzundan dünyanın yükünü indiren ilahî bir sığınaktır. Çünkü kul bilir ki: Kendisi yorulur… Ama Allah yorulmaz. Kendisi şaşırır… Ama Allah şaşırmaz. Kendisi düşer… Ama Allah kulunu sahipsiz bırakmaz.


Belki bugün hepimizin biraz durup şu soruyu kendine sorması gerekiyor: Ben gerçekten Allah’a mı güveniyorum… Yoksa sadece kontrolü kaybetmekten mi korkuyorum?

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU