KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

Mezarlığı Şenlik Yeri Gören Sultan

 

Harika bir vaka, muazzam bir ahlak dersi! İbrâhim bin Edhem Hazretleri’nin bu sarsıcı menkıbesi, tasavvufun sadece teorik bir bilgi değil, bir "tahammül ve rahmet" sanatı olduğunu çok rafine bir dille ortaya koyuyor. Kulluk itirafı, mezarlık tefekkürü ve en önemlisi de kendisine zulmedene ecir vesilesi olduğu için dua edebilme çok etkileyici.

İşte o asil ve nebevî ahlakın derlenmiş, hali:

Mezarlığı Şenlik Yeri Gören Sultan

Hak dostlarının sultanlarından İbrâhim bin Edhem Hazretleri bir gün kırlarda tek başına yürüyordu. Üzerinde sade bir hırka, ayağında tozlu ayakkabılar… Ne yanında bir hizmetkârı vardı ne de eski şaşaalı günlerini hatırlatan bir saltanat nişanı…

Oysa o, bir zamanlar Belh şehrinin tahtını, tacını ve saraylarını gözünü kırpmadan terk edip, Allah’ın kapısına saf bir gönülle kul olmayı seçen bir sultan idi.

Derken karşısına sert mizaçlı, heybetli bir asker çıktı. Asker, onun bu dervişane ve sade hâline bakıp küçümseyerek sordu:

“Sen köle misin?”

İbrâhim bin Edhem Hazretleri tebessüm etti. Başını hafifçe eğdi ve mahviyetle dedi ki:

“Köleyim…”

İşte Kadirî terbiyesinin ilk sırrı burada gizlidir ey can: Hak dostları “ben” demekten ve benlik davası gütmekten korkarlar. İnsanlar dünyada sahte makamlar ararken, onlar mutlak kulluğa (ubûdiyete) sığınırlar.

Asker tekrar sordu:

“Peki, bu beldenin en şenlikli, en mamur yeri neresidir?”

Hazret hiç tereddüt etmeden ileriyi işaret etti:

“Mezarlık…”

Askerin yüzü öfkeyle gerildi:

“Ey şaşkın köle! Sana insanların yaşadığı, bayındır yerleri soruyorum; sen bana mezarlığı gösteriyorsun!”

Hazret yine aynı sükûnet ve dinginlikle buyurdu:

“Bu beldenin en şenlikli ve asıl kalabalık yeri orasıdır…”

Çünkü veliler için mezarlık; tefekkür-i mevtin, yani korkunun değil asıl uyanışın yeridir. Orada sahte makamlar susar, kibir toprağa gömülür ve herkes gerçek Sahibi'ne döner.

İşte burada da Yesevî nefesi esmeye başlar. Pîr-i Türkistan yolu der ki: “Ölümü unutan nefis azgınlaşır; ölümü hatırlayan kalp ise incelip yumuşar.”

Kamçı Darbesi ve Taşan Rahmet

Asker bu derin hikmeti anlayamadı. Cehaletin getirdiği öfke büyüdü ve elindeki kamçıyla İbrâhim bin Edhem Hazretleri’nin mübarek başına vurdu. Başından süzülen kanlar yüzüne doğru akarken Hazret ne bir beddua etti, ne öfkelendi, ne de nefsini savundu.

Asker onu önüne katıp şehre doğru sürdü. Kapıdan girdiklerinde ahali bu manzarayı görünce feryat etti:

“Sen ne yaptın ey asker! Kime vurduğunun farkında mısın?”

Asker sertçe sordu: ,

“Bu kölenin başını yardım! Çünkü sorduğum sorulara doğru cevap vermedi!”

Kalabalık hayret ve hüzünle bağırdı:

“Yazıklar olsun sana! Bu zat, tahtını terk eden sultan İbrâhim bin Edhem Hazretleri’dir!..”

Affın ve Rızanın Zirvesi

Askerin rengi uçtu, dizlerinin bağı çözüldü. Titreyerek atından indi ve koşup Hazret’in ayaklarına, ellerine sarıldı: — “Affet beni ey sultan! Neden bana ‘köleyim’ dedin?”

İşte o anda tasavvufun ve fütüvvetin en parlak ahlakı dile geldi. Hazret tebessüm ederek buyurdu:

“Bana ‘köle misin?’ diye sordun… ‘Kimin kölesi’ olduğumu sormadın ki… Ben elbet Allah’ın kölesiyim…”

Sonra o yaralı haline rağmen askeri teselli edecek şu muazzam kelam döküldü dudaklarından:

“Başımı yardığın ilk anda senin affını Allah’tan diledim. Çünkü senin bana yaptığın bu zulüm sebebiyle Allah bana ecir ve sabır sevabı verecek. Benim vesilemle senin ceza görmene, ahirette yanmana gönlüm razı olmadı. Bana hayır ulaşırken, sana şer ulaşmasını istemedim…”

İşte pırıl pırıl nebevî ahlak budur ey can… İnsan kötülüğe kötülükle değil, rahmet ve şefkatle mukabele ettiğinde nefsin zincirleri paramparça olur. Çünkü Nebiler Nebisi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Sana gelmeyene gitmen, seni mahrum bırakana vermen ve sana zulmedeni affetmendir.”

İbrâhim bin Edhem Hazretleri’nin bu hâli, işte bu nebevî sünnetin yaşayan canlı bir tefsiriydi.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

* Hakiki Kulluk: Veliler için en büyük paye “Allah’ın kulu” olabilmektir. Onlar övülmekten mahcup olur, nefsin gizlice büyümesinden titrerler.

* Mezarlık Hikmeti (Tefekkür): Ölümü ve sonrasını hatırlamak karamsarlık değil; aksine kalbi dünyanın geçici prangalarından kurtaran asil bir hürriyettir.
* Affın Sırrı: Tasavvufta affetmek bir acziyet veya zayıflık değil; aksine nefsin intikam alma arzusunu yerle yeksan edebilecek en büyük güçtür.
* Nebevî Ahlak: Gerçek tasavvuf yolu; fevkalade kerametler göstermekten ziyade, her şartta ve ahlakta Fahr-i Kâinat Efendimiz’e benzeyebilmektir.

“İnsan düşmanını yenince değil; kendi öfkesini ve nefsini yenince hakiki kahraman olur.”

Bu menkıbe bize sessizce şunu fısıldıyor ey can: Belki de Allah’a en yakın olanlar; canlarını yakanlara, kalplerini kıranlara bile kalbi bir safiyetle dua edebilen o kırık gönüllü kullardır…



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU