Bugün hırsların ve "hep daha fazlası" tutkusunun arasında unuttuğumuz, hem ticareti hem de beşerî münasebetleri ibadete dönüştüren o zarif prensibi işleyelim.
Bugünün güzelliği: "Alışverişte ve Hak Talebinde Kolaylık Göstermek."
"Zorlaştıran Değil, Kolaylaştıran Olmak"
Günlük Sahne: "Hakkımı Yedirmem" Sertliği
Bugün ekonomik kaygıların ve "aman aldanmayayım" korkusunun etkisiyle, alışverişte veya bir alacak-verecek meselesinde son derece katılaşabiliyoruz. Üç kuruşun hesabını yaparken karşı tarafın onurunu kırabiliyor, "Pazarlık sünnettir" diyerek esnafı nefessiz bırakabiliyor ya da birinden hakkımızı isterken cellat kesilebiliyoruz. "Ben haklıyım" zırhına bürünüp nezaketi bir kenara bırakmak, modern dünyanın "kazanma" kuralı haline geldi. Peki, bereketi rakamlarda değil, rızada arayan Hz. Peygamber (sav) ne buyururdu?
Asr-ı Saadet’ten Kesit: "Allah Onu Rahmetiyle Kuşatsın"
Efendimiz (sav), sadece bir dürüstlük abidesi değil, aynı zamanda bir "kolaylık" müjdecisiydi. Bir gün etrafındakilere, geçmiş ümmetlerden bir adamın kıssasını anlatır. Adam ölür ve hesaba çekilir. Allah katında öyle çok büyük bir ameli yoktur. Ancak bir huyu vardır: Bu adam ticaret yaparken zenginlere mühlet tanır, darda kalanların ise borcunu siler veya onlara kolaylık gösterirdi. Hizmetçilerine hep şunu derdi: "Gidin, borcunu ödeyemeyene kolaylık yapın, umulur ki Allah da bize kolaylık gösterir."
Bu adamın bu "kolaylaştırma" ahlakı üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Biz kolaylık göstermeye ondan daha layığız; onu bağışlayın." Efendimiz (sav) bu duruşu şu muazzam dua ile mühürler:
"Satarken kolaylık gösteren, alırken kolaylık gösteren ve hakkını talep ederken kolaylık gösteren adama Allah rahmet etsin." (Buhari)
Hissedilecek Hikmet: "Bereket, Müsamahadadır"
Bu tablodaki hikmet şudur: Dünyalık bir hakkı alırken gösterdiğiniz sertlik, manevi bir kazancı elinizden kaçırmanıza neden olabilir. Efendimiz (sav) bize öğretmiştir ki; "haklı olmak" bize "kaba olma" yetkisi vermez. Aksine, haklıyken nezaket göstermek, alacağımız varken anlayışlı davranmak kalbi olgunlaştıran en büyük terbiyedir.
Edeple edeplenmek; bir alışverişte esnafın halini gözetmek, borç verdiğimiz bir dostumuzun sıkıntısını kendi sıkıntımız saymak ve "İşimiz görülsün" diye değil, "Gönüller hoş olsun" diye adım atmaktır. Bugün hayatımıza bu ahlakı; pazarlık yaparken makul sınırı aşmayarak, geciken bir ödeme için nezaketle sitem ederek veya birine borcunu ödemesi için "Canın sağ olsun, ne zaman imkanın olursa" diyerek taşıyabiliriz.
Sizin de hayatınızda, "haklı olduğunuz halde" karşı tarafa gösterdiğiniz bir kolaylığın, size beklemediğiniz bir huzur veya kapı açtığı oldu mu?

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...