"Vera: Kalbi Allah'tan Başkasından Korumaktır"
Hak dostlarının sultanı, Gavs-ı Âzam Abdülkadir Geylânî Hazretleri bir gün müridlerine vera hakkında sohbet ediyordu. Meclis sükût içindeydi. Gönüller, onun irfan pınarından dökülecek hikmet damlalarını bekliyordu. Hazret sözlerine şöyle başladı:
— "Vera; şeriatın izin vermediği her şeyden sakınmaktır."
Mümin önce Allah'ın kitabına ve Resûlü'nün sünnetine bakar. Eğer orada bir ruhsat ve meşruiyet görürse onu alır. Şüpheli bulursa terk eder. Çünkü vera, haramdan kaçmakla kalmaz; şüpheli olanı da kalbe yaklaştırmamaktır. Bir müddet sustu. Sonra buyurdu:
— "Vera üç derecedir."
Birinci Derece
Avamın verası… Açık haramlardan uzak durmaktır. Dilini, elini ve azalarını günahlardan korumaktır.
İkinci Derece
Salihlerin verası...Nefsin arzularını körükleyen şüpheli şeylerden de uzak durmaktır. Çünkü kalbi karartan yalnız haram değildir. Şüphe de gönül nurunu azaltır.
Üçüncü Derece
Ariflerin verası… Kalbi Allah'tan alıkoyan her şeyi terk etmektir. Artık mesele sadece haram değildir. Kalbi meşgul eden her perde vera konusu olur. Çünkü Hak dostlarının en büyük korkusu, Allah'tan uzak kalmaktır. Sonra Hazret buyurdu:
— "Vera iki kısımdır."
Zahirî Vera
Azaların Allah'ın razı olmadığı işlere yönelmemesidir. Kulun bütün davranışlarını yalnız Allah rızası için yapmasıdır.
Bâtınî Vera
Kalbe Allah'tan başka hiçbir sevgiyi hâkim kılmamaktır. Kalbin kıblesi yalnız Allah olursa, insan ihsan makamına yaklaşır. Hazret devam etti:
— "Vera olmadan zühd tamam olmaz."
Nasıl ki bir bina sağlam temel üzerine kurulursa, zühd de vera üzerine yükselir. Şüpheli lokmadan sakınmayan, kalbin inceliklerini kolay kolay anlayamaz. Sonra yeme ve giyinme adabına geçti. Buyurdu ki: Helâl lokma; yalnız helâl kazanç değildir. İnsanı Allah'ı unutturmayan lokmadır. Çünkü nice helâl vardır ki israfa dönüşür. Nice az lokma vardır ki kalbi nurlandırır. Hak dostları yemek için yaşamaz; Allah'a kulluk edebilmek için yerler. Sonra elbiseyi anlattı. Peygamberlerin elbisesi sadelikti. Pamuk… Keten… Yün… Onlar gösteriş için değil, örtünmek için giyinirlerdi. Velîlerin elbisesi ise nefsi değil, edepleri süslerdi. Onlar elbiseleriyle değil, ahlâklarıyla tanınırlardı. İnsan dilerse güzel giyinebilir. Fakat elbise kibir doğuruyor, insanı Allah'tan uzaklaştırıyorsa, o zaman elbise değil, nefis giyinmiş olur. Sonra Gavs-ı Âzam buyurdu:
— "Vera on hasletle tamamlanır."
🌹 Dilini gıybetten korumak.
🌹 İnsanları küçümsememek ve alaya almamak.
🌹 Gözü haramdan sakındırmak.
🌹 Her hâlükârda doğru sözlü olmak.
🌹 Nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilmek.
🌹 Malı Hak yolunda harcamak, batıla israf etmemek.
🌹 Kibir ve böbürlenmeyi gönülden söküp atmak.
🌹 Beş vakit namazı vaktinde eda etmek.
🌹 Ehl-i Sünnet ve Selef-i Salihîn'in istikametinden ayrılmamak.
🌹 Zikrullahı hayatın ayrılmaz parçası hâline getirmek.
Meclisin sonunda Hazret şu cümleyle gönüllere mühür vurdu:
"Vera, sadece haramdan kaçmak değildir. Vera, kalbi Allah'tan başkasına kaptırmamaktır."
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— Vera, takvanın kapısıdır.
— Helâl lokma kalbi nurlandırır; şüpheli lokma kalbi karartır.
— Zühdün temeli, veradır.
— Kalbin en büyük süsü ihlâs; dilin en büyük süsü doğruluktur.
— Allah dostları elbiseleriyle değil, edepleriyle tanınırlar.
— Vera sahibi olan kimse, yalnız davranışlarına değil, niyetlerine de bekçilik eder.
"Kalbini Allah'tan başkasına kapatan kimse, dünyanın ortasında yaşasa da Hak ile beraberdir."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...