KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Yaraları Duayla Sarmak

Bugün, her türlü savaşın ve imtihanın ardından yorgun düşen ruhumuzu, Uhud'un o tozlu ve hüzünlü ikliminde yapılan o muazzam yakarışla şifalandıralım.

Bugünün güzelliği: "Uhud'un Ardından: Her Hâlde O’na Sığınmak."

"Yaralar Sarılırken, Kalbi Yöneltmek"

Günlük Sahne: "Yaralarla Yaşamak" ve Şikâyet Etmek Bugün hayatın getirdiği zorluklar karşısında yaralandığımızda, işlerimiz ters gittiğinde veya mücadeleler bittikten sonra kalan boşlukta hemen şikâyet etmeye, neden başımıza geldiğini sorgulamaya meylediyoruz. Kayıplarımızın acısıyla öfkeleniyor, geleceğe dair derin bir güvensizlik duyuyoruz. Oysa Uhud gibi ağır bir imtihanın ardından, şehitler aranırken ve yaralar sargıdayken bile dünyaya takılmayıp asıl yönü Rabbine çeviren bir Peygamber ahlakı var. Peki, kılıç sesleri dindikten sonra ashabını arkasına alıp ellerini semaya açan Hz. Peygamber (sav) o duayla bize neyi öğretiyordu?

Asr-ı Saadet’ten Kesit: "Uhud'un Saf Tutulan O Anı" Müşrikler çekilmiş, harp meydanında şehitler ve yaralılar baş başa kalmıştı. Henüz Medine'ye dönülmeden önce Efendimiz (sav), dağın etrafında kalan ashabına "Saf olunuz, Allah'a dua edelim" buyurdu. Sahabeler arkasında sükûnetle saf tuttular. O an, kollarındaki yaraların acısını unutturan o muazzam niyaz döküldü mübarek dudaklarından:

"Allah'ım, hamd ve senâ sanadır... Allah’ım senin açıp yaydığını dürecek yok, senin dürdüğünü de açıp yayacak yoktur. Senin saptırdığını doğru yola iletecek yok; Senin doğru yola ilettiğini de saptıracak yoktur. Senin vermediğini verecek yok, senin verdiğini de engelleyecek yoktur! Senin uzaklaştırdığını yakınlaştıracak yok; Senin yaklaştırdığını da uzaklaştıracak yoktur! Allah'ım, Rahmet ve bereketlerini, fazl-ı keremini aç, yay Üzerimize… Allahım, ben yoksulluk gününde nimet, korkulu günde emniyet dilerim senden... Allahım senden hiç değişmeyen ebedi nimet istiyorum… Allah'ım Bize verdiğin ve vermediğin şeylerin zararlarından Sana sığınırım. Allah'ım imanı sevdir bize… gönüllerimizi onunla beze… Küfürden, Azgınlık ve taşkınlıktan iğrendir bizi… Din ve dünyamıza zararlı şeyleri bilenlerden, doğru yola erenlerden eyle bizi…Allah'ım bizi Müslüman olarak yaşat, Müslüman olarak öldür. Salihler, İyiler zümresine kat, ki onlar, ne şeref ve haysiyetlerini yitirenlerdir, ne de dinlerinden dönenlerdir. Allah'ım senin peygamberini yalanlayan, senin yolundan yüz çeviren, peygamberinle çarpışan kafirlerin de, ehli kitap kafirlerinin de cezalarını ver… Ey hak ve gerçek ilah! onlara azabını indir!”

O (sav), zaferin sarhoşluğuna da yenilmemişti, yenilginin acısına da... Sadece ve sadece kalbin istikametini Allah'ın rızasına sabitlemişti.

Hissedilecek Hikmet: "Gerçek Emniyet, O’na Teslimiyettir" Bu tablodaki hikmet şudur: İnsanın en büyük sığınağı, ne dünyalık zenginliği ne de geçici güvenlikleridir. En zorlu anlarda bile "Allahım, imanı sevdir bize" diyebilmek, dünyadaki en büyük zenginliktir. Uhud'un o acı hatırasının ardından bile isyan yerine dua, öfke yerine niyazla dolan o kalp, ümmetine "Hangi şartta olursanız olun, duayı ve istikameti elden bırakmayın" mirasını bırakıyordu.

Bugün hayatımıza bu ahlakı; başımıza gelen sıkıntılı bir olay veya zorlu bir mücadelenin ardından isyan etmek yerine "Allah'ım, bizi imanda sabit kıl" diyerek duaya sarılmakla, korkulu anlarımızda sığınacak tek limanın O'nun rahmeti olduğunu hatırda tutarak taşıyabiliriz.

Sizin hayatınızda, büyük bir yorgunluktan veya zor bir imtihandan geçtiğiniz bir anda, ellerinizi açıp ettiğiniz o samimi duanın kalbinize indirdiği o derin emniyet ve huzur hissettiğiniz anlar oldu mu?



5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU