KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Geylânî’nin Üç Boyutlu Eğitim İlkeleri



Taklitten Tahkike: Geylânî’nin Üç Boyutlu Eğitim İlkeleri
Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinin ilk irşat meclisi sadece üç kişiyle başlamış, ancak kurduğu sarsılmaz nebevi nizam sayesinde zamanla cemaati yetmiş binleri aşmıştır. Seyyid, bu muazzam inkılâbı şematik zikir formülleri veya konforlu salon maneviyatıyla değil; temellerini İmam Gazzâlî’nin İhyâ-u Ulûmiddîn çizgisinden alan, sâlikin yaşını ve istidadını gözeten, şeriat ile tasavvufu tek bir potada eriten üç boyutlu sistematik bir eğitim programı ile başarmıştır.

1. BOYUT: DİNÎ VE KÜLTÜREL EĞİTİM (Şeriat Terazisi ve İlim)
Geylânî mektebinde ilim, manevi terakkinin sarsılmaz zeminidir. Bu eğitim, medreseye gelenlerin durumuna göre iki ana damardan yürütülürdü:
- Halkın Eğitimi ve el-Gunye Metodu: İbadetlerini tashih etmek için gelen yaşlı veya ilimde derinleşmemiş halk kesimine, Şeyh önce Ehl-i Sünnet itikadını, ardından kendi başyapıtı olan "el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hakk" kitabını okuturdu. Gazzâlî’nin İhyâ’sı tarzında yazılan ve fıkhi meseleleri daha özet, batıni ahlakı ise derinlemesine ele alan bu kitabın en hayati bölümlerinden biri "Emr-i bi'l-Ma'rûf ve Nehy-i ani'l-Münker" (İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak) esasıdır. Kitapta, seçkin talebelerin birer "tevhid davetçisi" olarak nasıl yetiştirileceği, dönemin fikri akımları ve sapkın mezheplerine karşı Müslümanların nasıl korunacağı, vaaz ve hitabetin fıkhi edebi en ince detayına kadar zikredilmiştir.
- 13 Yıllık Davet ve İlim Akademisi: İlim tahsiline kapasitesi yeten medrese talebeleri, tam 13 yıl süren ağır bir talim ve tedristen geçerlerdi. Talebe bu süreçte; Tefsir, Hadis, Fıkıh, Fıkıh Usulü, Nahiv (Arapça gramer) ve Kıraat ilimlerini otorite olacak seviyede okurdu.
- Kelâm ve Felsefe Yasağı: Şeyh Abdülkadir Geylânî, ümmeti ve kalpleri bölen Kelâm ve Felsefe ilimlerinden kesinlikle uzak durmuş, talebelerine bu içerikteki kitapların mütalaasını sert bir dille yasaklamıştır. Onun mîzânında asıl şart; Fıkıh ile Sünnî tasavvufun birlikte yürütülmesi, Kur’an ve Sünnet’e dayalı saf bir nefis terbiyesidir.

2. BOYUT: RUHÎ EĞİTİM (Niyetin Tashâhi ve Azîmet)
Ruhî eğitim; dervişin niyetini sahteliklerden arındırma, aklını, fikrini ve tüm duygularını Allah Resûlü (s.a.v.) ile birleme ve O’nu yegane önder tanıma mücadelesidir. Hedef, kalpte Allah’tan başka hiçbir dert ve dava bırakmamaktır.
- Ruhsatların Terki, Azîmetle Amel: Sâlikin manevi makamlara yükselmesi için dini hayatta kolaylıklara (ruhsatlara) kaçmayı terk etmesi, azîmetle amel etmesi şart koşulurdu. Şeyh, ilim ve amel karşısında dervişin duruşunu tartar, günahları işlerken gösterilen cüretkarlığa karşı ibadette azîmeti ilk sıraya koyardı.
- Amelî ve Batıni Dersler: Nazari (teorik) derslerin yanında Geylânî hazretleri; günlük hayatta ihtiyaç duyulan ibadetlere yönelik zikirler, virdler, takva ve verâ (şüphelilerden kaçınma) dersleri verirdi. Nefsin hileli halleri, şeytanın kalbe giriş yolları ve dervişin her şartta kuşanması gereken güzel ahlak dersleri bu eğitimin omurgasıydı. Seyyid bu hususları el-Gunye ve Fütûhu’l-Gayb eserlerinde uzun uzadıya şerh etmiştir.

3. BOYUT: İÇTİMAÎ (SOSYAL) EĞİTİM (Aksiyon, Adalet ve Edeb)
Bu eğitim, ferdi İslam toplumunun kopmaz ve faydalı bir parçası haline getirmeyi; o dönemde iç savaşlar ve Haçlı işgalleriyle paramparça olan İslam toplumundaki ayrılık sebeplerini ortadan kaldırmayı hedeflerdi. Derviş, dergahın dışındaki sosyal hayatta insanlara karşı nasıl davranacağını bizzat Şeyh'ten öğrenirdi.
- Bedene ve Hayata Siyaret Eden Edeb: Müridin oturup kalkması, yemesi içmesi, seyahati, ziyareti, elbise giymesi, eve giriş çıkışı, uyuması, süslenmesi, evlilik ahlakı, anne-baba ve çocuk ilişkileri bizzat Allah Resûlü'nün (s.a.v.) hayatından canlı örneklerle birer yaşam tarzı haline getirilirdi.
- Tembelliğin ve Dilenmenin Reddi: Şeyh Abdülkadir, müritlerini asalaklıktan, tembellikten, başkalarının hibeleriyle (bağışlarıyla) yaşamaktan ve dilenmekten şiddetle sakındırırdı. Onları ahlaka ve emanete riayet ederek bizzat çalışıp kazanmaya ve helal ticaret yapmaya yönlendirirdi.
- Şeyh-Mürid İlişkisinde Hak ve Sorumluluk Dengesi: Müride, zahirde ve batında şeyhe itaati, irtibatı kesmemeyi ve her işinde istişare etmeyi emrederdi. Buna mukabil Şeyh de müridine karşı hikmetle ve şefkatle muamele etmek, onu Allah rızası için terbiye edip koruyup gözetmek zorundaydı. Şayet bir Şeyh bu babalık ve terbiye görevini yapmazsa, müridin onu terk edip kendisini hakikaten eğitecek başka bir mürşide gitme hakkı sabitti.
- Zenginlere Karşı İzzet, Fakirlere Karşı Tevazu: Geylânî hazretleri dervişin duruşunu şöyle formüle etmişti: "Zenginlere karşı izzet ve şeref ile, fakirlere karşı ise tevazu ile durun." Mürit, zenginlerin dünyalığına ve hibelerine asla göz dikmemeli, onların karşısında zayıflık gösterip yalakalık yapmamalıydı. Seyyid, zenginlere dalkavukluk yapmayı din için en büyük tehlike görürdü. Ancak bunu yaparken de zenginlere karşı şahsi bir kin duymamayı ve hürmeti elden bırakmamayı emrederdi.

GEYLÂNÎ’NİN YOZLAŞMIŞ YAPILARA MEYDAN OKUYAN DURUŞU
Şeyh Abdülkadir Geylânî, haftada üç gün (Cuma sabahı ve Salı akşamı medresede, Pazar sabahı tekkede) kürsüye çıkarak tüm topluma vaaz eder, daveti ulaştırırdı. Onun kürsüsü, dönemin yozlaşmış otoritelerine karşı bir hakkı haykırma merkeziydi:
- Saray Alimlerine Tenkit: Menfaatçi alimleri sertçe uyarır ve şöyle haykırırdı: "Eğer ilmin semeresini ve bereketini elde etmiş olsaydınız, nefsani hazlarınız için koşa koşa sultanların eşiğine gitmezdiniz! Alim adam mahlûkatın kapısına gitmez, zahit adam başkalarına el açmaz, Allah’ı seven başkasına bakmaz!"
- Mezhep Taassubunun Reddi: Mezhep mutaassıplarına hücum eder, ümmeti bölen kavgaları lanetler ve "Mezhep taassubunu terk et; dünya ve ahirette sana fayda verecek şeylerle meşgul ol!" buyururdu. Rabbani alimlerin yolundan sapan ulema ve sahte fakihlere karşı mücadelesi kesintisizdi. Hedefi; insanları Allah’a sevk edecek, bozuk yapıyı düzeltecek bir "Rabbani Alimler Topluluğu" yetiştirmekti. Çünkü ilahi zaferin ancak bu kâmil neslin eliyle geleceğini bilirdi.
- Zalim İdarecilere ve Sultanlara Karşı Duruş: Dönemin Abbasi halifelerini ve sultanlarını kürsüden açıkça tenkit ederdi: "Sultanlar birçok kişi için sahte ilah oldular; dünya zenginlik, güç ve kuvvet ilahlarıyla doldu. Yazıklar olsun size! Gölgeyi asıl, rızıklanan kulları rızık verici, acizi güçlü, ölüyü diri sandınız! Dünya firavunlarını büyük görüp Allah’ı unuttunuz. Sizin bu hükmünüz, kurtlara tapanların hükmü gibidir! Sen Hakk'a hizmet et, sana faydası ve zararı olmayan şu sultanların eline bakma!"
SOFRASI VE KAPISI AÇIK BİR SULTAN: FAKİRLERİN DOSTU
Seyyid Abdülkadir Geylânî hazretlerinin oğluna yaptığı şu meşhur vasiyet, yolunun özüdür: "Ey oğlum! Dünyada iki şey sana yeter: Fakir ile arkadaşlık, veli kişiye hürmet. Zenginlerle beraber olduğunda izzetini koru, fakirlerle beraber olduğunda ise kendini hiçle."
Onun bu nasihatleri kuru birer felsefe değil, bizzat yaşadığı hayatın ta kendisiydi. Medresesinin ve tekkesinin kapısı gariplere, fakirlere ve kimsesizlere ardına kadar açıktı. Onları yedirir, içirir, barındırır ve ders halkalarına en ön safta alırdı. Bu cömertliği dinin en yüce ameli görerek şöyle buyurmuştur:
"Bütün amelleri inceledim; yemek yedirmekten daha faziletli ve güzel ahlaktan daha şerefli bir şey görmedim. İsterdim ki tüm dünya benim elimde olsun da açları doyursam; keşke elim delik olsa da dünyalık adına hiçbir şey tutmasa! Şayet bana bin dinar gelse, yanımda bir gece bile kalmaz, infak ederim!"
Sonuç
Seyyid Abdülkadir Geylânî’nin bu sarsılmaz eğitim nizamı gösteriyor ki; onun yolu holdingleşen yapılara, dünyalık biriktiren din baronlarına ve tasavvufu sadece mekanik vird sayılarına indirgeyen sahte şemalara taban tabana zıttır. Geylânî ekolü; şeriat terazisini kuşanmış Rabbani alimler yetiştiren, zengin karşısında dik, fakir karşısında hiç olan, helal kazancı ve cihadı esas alan nebevi aksiyonun ta kendisidir.


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU