KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Gül Yaprağı Modeli Neden Kayboldu

Gül Yaprağının Zarafetinden Güç Savaşlarının Dikenine: Abdülkadir Geylânî Modeli Neden Kayboldu?

Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretlerinin adalet, cihad ve ahlak üzerine kurulu o asil tasavvuf modeli, modern kapitalizmin, seküler konforizmin ve siyasi ihtirasların kıskacında nasıl iğdiş edildi? İşte tarihin akışı ve modernizmin getirdiği acı gerçeklerle yüzleşme analizi...

Şeyh Abdülkadir Geylânî hazretlerinin 18 yaşında başlayıp çileyle, sabırla, açlıkla ve derin bir mahrumiyetle yoğrulan 32 yıllık ilim ve hal yolculuğu, tasavvuf tarihinin en saf, en tavizsiz ve Kur’an-Sünnet eksenli modelini oluşturur. Bağdat’a girmek istediğinde şehrin alimlerinin ona "Burası dolu, sana yer yok" manasında ağzına kadar su dolu bir kase göndermesi, onun ise o suyun üzerine bir gül yaprağı koyarak "Ben kimsenin yerini daraltmam, ümmete sadece bir letafet ve koku olmaya geldim" mesajı vermesi, bu yolun ne kadar zarif başladığının kanıtıdır.

Kelam tartışmalarından uzak duran, felsefi tevillere dalmayan, cömertlik, rıza, sabır ve fakr (hiçlik) üzerine kurulu, zahiri ilimler (fıkıh, hadis) ile batıni halleri (zikir, riyazet) harmanlayan bu muazzam yapı, bugün ne yazık ki neredeyse tamamen uygulanamaz veya taklit edilemez hale gelmiştir.

Bugün bizi nebevi yapıya bağlayan geylânî modelinin uygulanamamasının, tarihin akışı ve modernizmin getirdiği çok derin sebepleri vardır. Gelin bu sebepleri maddeler halinde, açık yüreklilikle inceleyelim:

1. Kurumsallaşma ve "Holdingleşme" Hastalığı

— Geylânî Modeli: Abdülkadir Geylânî hazretlerinin yolu "fakr" (hiçlik ve dünyaya talipsizlik) üzerine kuruluydu. O, medresesinde fakirleri doyurur, kimseden bir şey istemez, krallara ve halifelere boyun eğmezdi.

— Bugünün Gerçekliği: Modernize olmuş tarikatlar ve yapılar zamanla devasa holdinglere, vakıflara, ticari işletmelere ve finans ağlarına dönüştü. İşin içine milyarlık bütçeler, şan, şöhret, lüks araçlar ve plazalar girdiğinde, Geylânî’nin tahta oturttuğu sabır, rıza ve cömertlik ilkeleri yerini “din baronlarına” ve "pazar payını koruma" refleksine bıraktı. Mal çoğaldıkça, ruh azaldı.

2. Siyasete ve Güce Eklemlenme (Müstağnilik Kaybı)

— Geylânî Modeli: Abdülkadir Geylânî, dönemin Abbasi halifelerini ve vezirlerini saraylarında ziyaret edip onlara dalkavukluk yapmazdı. Aksine, bir zalimlik gördüğünde kürsüden halifeyi doğrudan uyaracak kadar müstağni (bağımsız ve dik) bir duruşa sahipti.

— Bugünün Gerçekliği: Bugünkü yapılar, varlıklarını sürdürebilmek, devlet birimlerinde kadrolaşma yapmak, devlet ihalelerinden pay alabilmek veya hapishaneye girmekten korunabilmek için siyasi güç odaklarına entegre olmuşlardır. "Münafık kadrolarla mücadele etme" basireti kaybolmuş, aksine o kadroların algı aparatına ne yazık ki dönüşülmüştür. Güce yaslanan, Geylânî gibi Hakk'a yaslanamaz.

3. Otuz İki Yıllık Çilenin Yerine "Hızlı ve Konforlu" Maneviyat Arayışı

— Geylânî Modeli: 32 yıl süren bir ilim tahsili, Bağdat çöllerinde yıllarca süren yalnızlık, açlıktan ot yiyerek hayatta kalma ve nefsini tamamen öldürme süreci.

— Bugünün Gerçekliği: Modern insan "hız ve haz" çağı insanıdır. Yıllarca dirsek çürütmek, aç kalmak, nefsini terbiye etmek zor gelmektedir. Bugün maneviyat, birkaç haftalık "kamplar", şekilsel zikir tesbihatları veya sadece bir şeyhe intisap ederek (bağlanarak) sorumluluktan kaçma mekanizması haline getirilmiştir. Emek verilmeden, çile çekilmeden elde edilen "şeyhlikler" veya "müridlikler" elbette Geylânî derinliği üretemez.

4. Kelam ve Tevilden Kaçışın Yerine "Kimlik Savaşları"

— Geylânî Modeli: O, ümmeti bölecek felsefi ve kelami tartışmalardan (Mihne benzeri fitnelerden) uzak durdu. Amacı insan yetiştirmek, kalpleri temizlemek ve Kur'an-Sünnet çizgisinde bir ahlak inşa etmekti.

— Bugünün Gerçekliği: Bugün cemaatler ve tarikatlar ahlak üretmekten ziyade, "biz ve onlar" kutuplaşması üzerinden kimlik üretmektedir. Din; ahlak, cömertlik ve sabır olmaktan çıkmış; kendi grubunun propagandasını yapma, diğer cemaatleri tekfir etme veya aşağılama aracına dönüşmüştür.

5. Hizmet Kavramının Tersyüz Edilmesi

— Geylânî Modeli: Hizmet; insana, fakire, yetime, ümmetin derdine derman olmaktı. Geylânî, "Ben cenneti namaz ve oruçla değil, cömertlikle ve insanlara hizmetle buldum" der.

— Bugünün Gerçekliği: Bugün yapılarda "hizmet" denildiğinde anlaşılan şey, bağlı bulunulan yapının büyümesi, daha çok mülk edinmesi, daha çok kitap/dergi satması veya liderin kutsanmasıdır. Odak noktası "insan" olmaktan çıkıp "organizasyonun kendisi" haline gelmiştir.

6. Devlete Tamamen Sırt Çevirmek Değil, Adalete ve Cihada Omuz Vermek (Zengi ve Eyyubi Desteği)

— Geylânî Modeli: Abdülkadir Geylânî hazretleri, şahsi menfaat devşiren veya adaletten sapan Abbasi halifelerine karşı tavizsiz ve dik dururken; ümmetin izzeti için Haçlılara karşı bayrak açan Nureddin Mahmud Zengi ve onun yetiştirdiği Selahaddin Eyyubi’nin mukaddes davasına en büyük lojistik ve manevi desteği vermiştir. Ribatlarında ve medresesinde sadece derviş değil, Kudüs’ü fethedecek bir orduya maya olacak ihlaslı bir nesil yetiştirmiştir. Buradaki sır şudur: Onun müstağniliği (bağımsızlığı) otoritenin kendisine değil, zulmedilmesinedir; ümmetin namusunu koruyan mücahid devlet aklına karşı ise tam bir kenetlenmedir.

— Bugünün Gerçekliği: Modern dönemde "devletten ari olmak" veya "siyasete mesafeli durmak" kavramları ya tamamen sisteme entegre olup omurgasını paraya ya da ümmetin jeopolitik gerçeklerinden kopuk, edilgen bir yalıtılmışlığa bürünme hatasına düşmüştür. Geylânî modeli; devlet mekanizmasının kime ve neye hizmet ettiğine bakar. İlay-ı Kelimetullah ve adalet için savaşan bir iradeye omuz vermek tasavvufun aslındandır; bugünkü gibi menfaat, ihale ve kadro pazarlıkları için güce yamanmak ise sapmasıdır.

7. Cephede Zikir, Saf Saf Cihad: Aksiyonel Tasavvufun Kaybı

— Geylânî Modeli: Kudüs’ün fethi ve Haçlıların durdurulması sürecinde Geylânî hazretlerinin yetiştirdiği dervişler, sadece tekkelerde çile çeken münzeviler değildi. Uçlardaki (sınırlardaki) mücahidlerin en ön saflarında, zikir halkaları kurarak, kalplere sekinet, düşmana korku ve cesaret aşılayarak bizzat savaşıyorlardı. Tasavvuf, orduyu ve devleti ruhsuzlaşmaktan koruyan, savaşa manevi bir disiplin ve fetih ahlakı veren en dinamik unsurdu.

— Bugünün Gerçekliği: Bugün tasavvuf algısı büyük oranda "dünyadan el-etek çekmiş bir pasifizm" ya da "salon maneviyatı" sınırlarına hapsedilmiştir. Aksiyon bilinci, cihad ruhu ve ümmetin fiziki acılarına göğüs germe iradesi yok olmuştur. Dervişlik, cephede orduya yön veren ruhani bir güç olmaktan çıkıp, konforlu mekanlarda vicdan rahatlatma seanslarına dönüşmüştür. Devletin ve askerin ruhunu mayalayacak o asil "mücahid derviş" karakteri, yerini edilgen kitlelere bırakmıştır.

Özetle;

Bugün Abdülkadir Geylânî modelinin uygulanamamasının sebebi, İslam tasavvufunun modern kapitalizm, seküler konformizm ve siyasi ihtiraslar tarafından iğdiş edilmiş olmasıdır. Gül yaprağının zarafeti gitmiş, yerini güç savaşlarının dikeni almıştır.

Ancak bu karamsar tabloya rağmen, nebevi metodun özü kaybolmamıştır. Bugün holdingleşmiş yapılardan uzak durarak; kendi köşesinde ilimle, helal lokmayla, gösterişsiz zikirle, cömertlikle ve insana karşılıksız hizmetle yaşayan "yalnız fenerler" (bireyler ve küçük halkalar) hâlâ mevcuttur. Belki de modern mihne döneminde Geylânî olmak, kitlelerin arkasından gitmek değil, o yalnız fenerlerden biri olmayı göze alabilmektir.




5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU