Seyr-i Sülûkte Cezbe ve Meczûbluk Makamı: İlahi Cazibe
Meczûbluk, Arapça’da "çekmek, kendine doğru cezbetmek" anlamına gelen cezb kökünden türemiştir. Meczûb, kendi iradesiyle ve uzun süren bir manevi çabayla değil, doğrudan İlahi kuvvet ve cazibe (Cezbe) ile Allah'a çekilmiş, O'nun nuruna gark olmuş kimsedir. Bu hal, sâlikin (yolcu) on yıllar süren çabasıyla ulaşabileceği makamlara, bir anda lütuf olarak ulaşması anlamına gelir.
Bu makam, manevi yolculukta iki temel yöntemden biridir:
1. Seyr (Sülûk): Kulun kendi çabası, zikri, riyâzeti ve mürşid rehberliğinde adım adım ilerlemesi. (Yani yolcunun yürümesi)
2. Cezbe: Allah’ın kulunu bir anda çekip alması, manevi makamları lütuf yoluyla kat ettirmesi. (Yani yolcunun çekilmesi)
Büyüklerin Sözleriyle Cezbe ve Sülûk
Tasavvuf büyükleri, cezbenin hızını ve sülûkün kemalini sık sık karşılaştırmışlardır:
1. İmam Rabbânî ve Hız-Kemâl Dengesi
Müceddid-i Elf-i Sânî İmam Rabbânî (k.s.), cezbeyi manevi yolculukta büyük bir hızlandırıcı olarak görür, ancak kemalin sülûk ile tamamlanacağını vurgular:
“Cezbe, sülûkün binlerce yılını bir nefese sığdırabilir. Ancak kâmil bir insan olmak için, cezbeden sonra sülûk tamamlanmalıdır. Zira cezbe seni Hakk’a ulaştırır; sülûk ise Halk içinde Hak ile olma makamını öğretir.” (Mektûbât’tan özeti)
İmam Rabbani'ye göre, cezbe kişiyi Allah'a ulaştırır (fenâ makamına); fakat orada kalmak, halka dönüp onlara hizmet edebilmek, şeriatın gereklerini irşat edebilmek için sülûk (metodik terbiye) şarttır.
2. Abdülkadir Geylânî ve Hâlin Şeriata Uyumu
Meczûbluk hali, genellikle aklın ve şeriatın zahirî hükümlerinin ötesinde yaşanan kuvvetli bir vecd halidir. Bu durum, şeriattan sapma tehlikesini beraberinde getirir. Abdülkadir Geylânî (k.s.), bu manevi hallerin ölçüsünü kesinlikle Şeriat olarak belirler:
“Eğer bir kişinin havada uçtuğunu, denizin üstünde yürüdüğünü görseniz bile, onun bu hâlini Şeriatın terazisi ile tartınız. Şeriatın emrine aykırı ise, bilin ki o hâl, şeytanın bir aldatmacasıdır.” (Fütûhü’l-Gayb)
Meczûbun hali ne kadar yüksek olursa olsun, hareketleri şeriata aykırı ise, bu makam kâmil ve güvenilir değildir.
3. Mevlânâ ve Aşkın Gücü
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (k.s.), cezbeyi, tüm riyâzet ve çabayı aşan Aşk gücüyle açıklar:
“Bizim mesleğimiz, çile çekmek değil, Allah’a aşık olmaktır. Cezbe-i Hakk (Hakk’ın çekişi), yüz yıllık yoldan daha kısadır.” (Mesnevî'den yorumlanmıştır)
Mevlânâ, ilahi cazibenin, kişinin kendi gayretinden çok daha tesirli ve hızlı olduğunu ifade eder.
Kâmil İnsan (İnsân-ı Kâmil) Olmak
Mutasavvıflar, kâmil bir mürşidin veya İnsân-ı Kâmil'in yalnızca cezbe veya yalnızca sülûk yoluyla oluşmadığı konusunda hemfikirdir. En yüksek makam, bu iki yolun birleşimidir:
Seyr-i sülûkun gayesi olan İnsân-ı Kâmil'e ulaşmak, sadece cezbe ile değil, cezbenin getirdiği hâl ile sülûkün sağladığı makamın birleşmesiyle mümkündür. Meczûbluk makamı, ilahi bir lütuftur; ancak bu lütfun meyvelerinin halka yayılması için sülûkün disiplini ve Şeriatın hakemliği şarttır.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...