Hidayet, kelime anlamıyla "doğru yolu göstermek, rehberlik etmek" demektir; ancak İslamî derinlikte, kalbin ilahî bir nurla aydınlanarak hakikati batıldan ayırması ve bu hakikat üzere sabit kalmasıdır. Şeytanın "yol kesen bir eşkıya" olduğu bu yolculukta hidayet, yolcunun elindeki en parlak meşaledir.
İşte ayet, hadis ve büyüklerin hikmetli sözleriyle Hidayet:
Kur’an-ı Kerim’de Hidayet: Mutlak İrade ve Talep
Kur’an, hidayeti bir lütuf olarak sunar ancak bu lütfu kulun "talebiyle" ilişkilendirir.
Fatiha Suresi’nin Özü: Her gün onlarca kez okuduğumuz "Bizi dosdoğru yola ilet (İhdina’s-sırata’l-mustakîm)" (Fatiha, 6) ayeti, hidayetin sürekli tazelenmesi gereken bir "hal" olduğunu gösterir. Hidayet bir kere alınıp cebe konulan bir nesne değil, her an Allah’tan dilenmesi gereken bir akıştır.
Gayret ve Hidayet İlişkisi: "Bizim uğrumuzda cihat edenleri (gayret gösterenleri), elbette yollarımıza iletiriz." (Ankebût, 69). Bu ayet, "önce iman sonra amel" dediğimiz silsileyi destekler: Sen adım atarsan, Allah yolunu açar.
Hidayetin Kaynağı: "Şüphesiz sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; fakat Allah dilediğini hidayete erdirir." (Kasas, 56). Bu ayet, Peygamberimize (sav) bile hidayet verme yetkisinin değil, sadece tebliğ görevinin verildiğini hatırlatarak kulluk bilincini diri tutar.
Hadis-i Şeriflerde Hidayet: Pusula ve Dua
Efendimiz (sav), hidayeti hem bir dua konusu yapmış hem de toplumsal bir sorumluluk olarak anlatmıştır.
Kalplerin Değişkenliği: "Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl." (Tirmizi). Bu hadis, hidayetin muhafaza edilmesi gereken bir emanet olduğunu gösterir.
Vesile Olmanın Ecri: "Senin vasıtanla Allah’ın bir kişiye hidayet vermesi, senin için üzerine güneşin doğduğu her şeyden (veya kızıl develerden) daha hayırlıdır." (Buhari). Bu, "Ümmet bilinci" dediğimiz aşamanın en büyük ödülüdür.
Büyüklerin Sözlerinde Hidayet: Kalbin Uyanışı
İslam alimleri ve arifleri, hidayetin teknik tarifinden ziyade "kalpteki yankısına" odaklanmışlardır.
İmam Gazzâli: "Hidayet, Allah’ın kulunun kalbine attığı bir nurdur." Gazzâli’ye göre hidayet, sadece akılla ulaşılan bir sonuç değil, kalbin tasfiyesi (temizliği) sonucu Allah’ın bir ikramıdır.
Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî: "Gözün nuru güneşten, gönlün nuru Allah’tandır." der ve ekler: "Şeytanın hidayeti yoktur, çünkü o sadece akla güvendi, aşkı ve teslimiyeti (secdeyi) reddetti."
Abdülkadir Geylani (k.s): "Evladım! Hidayet istiyorsan nefsine muhalefet et. Çünkü hidayet kapısı, nefis hevası kapandığında açılır." Bu söz, senin bahsettiğin "nezf-i tezkiye" (nefsin arındırılması) süreciyle tam olarak örtüşür.
Bedîüzzaman Said Nursî: "Hidayet, insanın akıl ve kalbini, iman vasıtasıyla Allah’ın isimlerine bir ayna yapmasıdır." Yani hidayet, evrendeki ilahî sanatın şifrelerini çözebilme yeteneğidir.
Hidayetin İki Mertebesi (Önemli Nüans)
İslam alimleri hidayeti ikiye ayırır:
1. Hidayet-i İrşad: Yolun gösterilmesi. (Kur’an ve Peygamber bunu yapar).
2. Hidayet-i Tevfik: O yolda yürüme gücünün verilmesi. (Bunu sadece Allah yapar).
Özetle: Şeytan yolda pusu kuran bir haramidir; Hidayet ise o karanlıkta yolu gösteren ilahî bir fenerdir. Eli silah (ilim ve amel) tutan bir yolcu, bu fenerin ışığı altında ilerlerse eşkıyaya yem olmaz.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...