KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

İlimden Şuura, Şuurdan Ahlâka


İlimden Şuura, Şuurdan Ahlâka: Tasavvufta Hakiki Terbiye ve Riayet

Tasavvuf, ne sadece bilgi birikimi ne de zahirî birtakım uygulamalardan ibarettir. O, ilmin kalbe inmesi, kalbin hayata hâkim olmasıdır. Nice insanlar vardır ki Allah’ın varlığını bilir, sıfatlarını tanır, şeriat hükümlerini öğrenmiştir; fakat takvada derinleşemez, ahlâkta kemale eremez. Bunun sebebi cehalet değil, ilmin şuur hâline gelememesidir.

İlim ile şuur arasında derin bir fark vardır. İlim zihinde durur; şuur ise kalbi yönlendirir. Kur’ân’ın işaret ettiği gibi:

“Bilesiniz ki Allah kişi ile kalbi arasına girer.”

Bu ayet, bilginin kalbe nüfuz etmeden insanı dönüştürmeyeceğini gösterir. Allah’ı bilmek başka, O’nun seni gördüğünü, duyduğunu, kalbine muttali olduğunu içinde hissetmek başkadır. İşte marifetullahın sahih tesiri burada başlar.

İnsan, Allah’ın Semi‘, Basîr ve Kadîr olduğunu bilmekle mükelleftir. Fakat bu bilginin gerçek meyvesi; O’nun seni her an gördüğünün şuurunda olmak,  kalbinin O’na açık olduğunu hissetmek vb. Bu idrak arttıkça itaat derinleşir, tevekkül güçlenir, ihlas kök salar. Allah’ın büyüklüğünü hisseden O’na isyandan utanır; cemalini hisseden itaatten lezzet alır.

Şeyhin ve Eğiticinin Vazifesi

Tasavvufta şeyhin asli görevi; talim ve tezkiyedir. Yani öğretmek ve arındırmak. Bu ise sistemli bir seyr, sürekli müzakere ve hikmete dayalı bir irşad gerektirir. Talebe bazen yükselir, bazen duraklar; bazen şehvetine yenilir, bazen ruhen kuraklık yaşar. İşte bu sebeple cemaat, sohbet ve beraberlik büyük bir nimettir.

Toplanmanın kendine has bir bereketi vardır. Kalpler birbirinden hâl alır, Rabbani coşkunluk canlanır. Fakat burada asıl gaye şekil değil, hâldir. Ne zikrin lafzı ne de yöntemin adı kutsaldır; kutsal olan kalpte meydana gelen dönüşümdür.

Nitekim Rasûlullah ﷺ sahabeye tek tip bir vird tayin etmemiştir. Tarikatların farklı zikirleri olması da bu hikmete dayanır. Çünkü kalpler farklıdır. Eğitici, zikrin kalp üzerindeki tesirini bilmeli; talebenin mizacına, hâline ve kapasitesine uygun olanı vermelidir. Zikir, mânâsıyla birlikte verilmezse tesiri eksik kalır.

İbn Ataullah el-İskenderî ne güzel söyler:

“Ameller, ayakta duran cesetler gibidir; onlara ruh veren ihlastır.”

Tasavvufun Ahlâk Merkezi

Tasavvuf, ferdî kemali ümmetten koparmaz. Aksine müridi, ümmetin sorumluluğunu taşıyan bir fert hâline getirir. Şeyh, müridini yalnız kendi nefsini arındıran biri değil; ümmetin derdiyle dertlenen, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir şahsiyet olarak yetiştirir.

Sûfîler arasında meşhur olan söz boşuna değildir:

“Sûfîler, birbirlerini münkerden alıkoydukları için hayır içindedirler.”

Kur’ân da kurtuluşun şartlarını sayarken bunu açıkça belirtir:

“Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.”

İyiliği emretmeyen, kötülüğe karşı susan bir cemaat; rahmetten mahrum kalır, kalpler dağılır. Tasavvuf ehlinin en büyük imtihanlarından biri de budur: itaat adı altında körlüğe düşmemek. Şeyh de mürid de hakka bağlıdır. Hak sözü kim söylerse söylesin kabul edilir.

İmam Gazâlî, İhyâ’da münkerle mücadelenin hikmet, ölçü ve şer‘î sınırlar içinde yapılmasını uzun uzun anlatır. Tasavvuf bu dengeyi kaybettiğinde, ahlâk değil taassup üretir.

Riayet, Edep ve İncelik

Tasavvuf; riayet dinidir. Yeme içmeden konuşmaya, semâdan sohbet adabına kadar her şeyde ölçü vardır. Sûfî, yemeği gaye değil, vasıta görür. Az ile yetinir, israf etmez, haramdan sakınır, şüpheli olandan uzak durur. Helali küçümsemez, nimeti hor görmez.

Cüneyd-i Bağdâdî şöyle der:

“Kiminle yemek yediğine dikkat et; çünkü beraber yemek süt kardeşliği gibidir.”

Sema, tasavvufta rükün değil; yardımcıdır. Asıl olan Kur’ân’dır. Sema edep içinde yapılır; taşkınlık, gösteri ve şatafat tasavvufun ruhuna aykırıdır. Güçlü olan, hâline hâkim olandır.

Sonuç Olarak

Tasavvuf;
– ilmi şuura,
– şuuru ahlâka,
– ahlâkı ümmet sorumluluğuna dönüştürme yoludur.

İlimle kibirlenen değil, ilimle Allah’tan korkan kazanır. Şekille oyalanan değil, kalbi dönüştüren kurtulur.

İbn Ataullah’ın şu sözüyle bitirelim:

“En hayırlı ilim, Allah korkusunu artırandır. Eğer ilmin Allah korkusu doğurmuyorsa, o ilim senin aleyhinedir.”


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu