Kadiri Yolu

 

Toplumda Görünen Çöküş ve Görünmeyen Kök Sebep



Toplumsal Erozyona Tasavvufi Bir Bakış

Görünen Çöküş ve Görünmeyen Kök Sebep

Hayırlı günler… İçinden geçtiğimiz zaman dilimi, yalnızca ahlâkî savrulmaların değil, daha derin bir mana kaybının habercisidir. Toplumsal dinamiklerde yaşanan sarsıntılar; çıplaklık, uyuşturucu, bahis, yolsuzluk, güç tutkusu ve teşhircilik gibi başlıklarla görünür hâle gelse de, tasavvufî nazarla bakıldığında bunlar sebep değil sonuçtur. Asıl mesele, insanın kalbiyle olan bağının zayıflaması, hatta kopma noktasına gelmesidir.

Tasavvuf, olaylara zahirden değil bâtından bakar. Zahirde gördüğümüz yozlaşma, bâtında nefsin merkeze alınması, hakikatin hayattan çekilmesi ve ibadetin ruhunun boşalmasıdır. Bugün toplumun sokakta, medyada, sanatta, sporda sergilediği taşkınlık; kalbin boşalttığı yeri nefsin doldurma çabasından başka bir şey değildir.

Batılılaşma Değil, Nefsileşme

Mesele yalnızca “Batı değerleri” meselesi değildir. Zira tasavvuf bize şunu öğretir: İnsan nefsine uyduğu sürece Mekke’de de olsa Firavunlaşır; nefsini terbiye ettiği sürece Paris’te de olsa kul kalır.

Batı, bu toplumdan değerleri alıp götürmedi; biz değerleri emanet bilincinden çıkarıp vitrine koyduk. Ahlâkı yaşanır olmaktan çıkarıp söylem hâline getirdik. İslam’ı bir hayat nizamı olmaktan ziyade, bir kimlik etiketi hâline indirgedik. %99,9 Müslüman olmak, istatistiksel bir bilgi olarak kaldı; kalpteki teslimiyetle desteklenmeyince bir anlam üretmedi.

Teşhir Kültürü ve Riyâ Salgını

Tasavvuf, gizliliği sever. Amelin, halin ve niyetin mahremiyetini korur. Oysa bugün dindar-dindar olmayan herkesin ortak hastalığı teşhirciliktir. İyilik de kötülük de sergileniyor. Günah alenileşiyor, ibadet reklamlaşıyor.

İslami camiada görülen şekilcilik, güç ve görünür olma hastalığı; tasavvuf dilinde riyâ, ucub ve nefs-i emmârenin hâkimiyetidir. Zikir var ama murakabe yok. İlim var ama hikmet yok. Cemaat var ama cem’iyet yok. Kalabalıklar artıyor fakat insan azalıyor.

Sanat, Spor ve Medya: Aynanın Kırık Yüzü

Sanatçının uyuşturucuyla, sporcunun bahisle, medya patronunun haksız kazançla anılması; bu alanların bozulduğunu değil, toplumun aynasının çatladığını gösterir. Çünkü tasavvufa göre toplum, yöneticilerinin ve önderlerinin aynasıdır. Önderlik ahlâk üretmiyorsa, kitleler istikamet bulamaz.

Eskiler derdi ki: “İnsanlar, yöneticilerinin dini üzeredir.” Bugün yöneticilik sadece siyasette değil; ekranda, sahnede, sahada ve kürsüde de icra ediliyor.

İçi Boşaltılmış Bir İslam mı?

Evet, acı ama gerçek: Bu toplumda formu kalan, ruhu zayıflayan bir dindarlık oluşmuştur. Namaz var ama huşû yok. Oruç var ama nefs terbiyesi yok. Hac var ama ahlâk dönüşümü yok.

Tasavvuf, tam da bu noktada haykırır:

“İbadet, seni Allah’a yaklaştırmıyorsa; yalnızca seni kendinle oyalıyordur.”

Bu yüzden yozlaşmanın ilacı daha fazla slogan, daha sert dil, daha çok görünürlük değildir. İlacı; tezkiye, tevazu, ihlâs ve edeptir.

Nereye Gidiyoruz?

Tasavvufî bakışla cevap nettir: Nefs merkezli bir toplumdan, kalp merkezli bir topluma dönmezsek; gittiğimiz yer insanlıktan uzaklaşmadır. Bu gidişat kader değildir, sonuçtur. Ve sonuçlar, sebepler değiştiğinde değişir.

Her çağın bir kurtuluş dili vardır. Bu çağın dili; bağırmak değil derinleşmek, görünmek değil arınmak, suçlamak değil kendini hesaba çekmektir.

Tasavvuf bize şunu öğretir:

“Kıyamet, koparak gelmez; kalpler boşaldığında başlar.”

Ve yine öğretir ki:

“Bir toplum, kalbini kurtarırsa; sokakları da, sahilleri de, kürsüleri de kurtulur.”

Son Söz

Bu toplum hâlâ umut taşımaktadır. Çünkü bozulma, fark ediliyorsa; uyanış ihtimali vardır. Tasavvuf, umudu diri tutar ama rehaveti reddeder. Herkesi başkasını düzeltmeye değil, önce kendi nefsini terbiye etmeye çağırır.

İnsan, yeniden kul olmayı hatırladığında; toplum da yeniden insanlaşacaktır.

Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar