Kadiri Yolu

 

İki zirve, Tek hakikat

İki Zirve, Tek Hakikat: Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Ömer (r.anhum)

İslam ilim tarihinin en yüksek iki zirvesinden biri Abdullah b. Mes’ud, diğeri Abdullah b. Ömer’dir (r.anhum). Bu iki büyük sahabi, dinin iki vazgeçilmez boyutunu temsil eder: ruh ve hikmet ile şekil ve sadakat. Aralarındaki fark, bir çatışma değil; İslam ilim geleneğini doğuran bereketli bir zenginliktir.


İlmi Karakter ve Ekol Farklılığı

Abdullah b. Mes’ud – Kûfe / Re’y (Hikmet) Ekolü

İbn Mes’ud, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) en yakınında bulunmuş, vahyin iniş süreçlerine ve hükümlerin arka planına bizzat şahit olmuş bir sahabidir. Onun ilmi karakteri, sadece "ne yapıldı" sorusuna değil, "neden yapıldı" sorusuna odaklanır.

* Önceliği: Hikmet, maksat (makâsıd), maslahat ve içtihat

* Temsil ettiği çizgi: Akıl ve kıyasın rehberliğinde fıkıh

* Mirası: Kûfe mektebi → Alkame b. Kays ("İbn Mes’ud’un ilmini ve şahsiyetini en iyi temsil eden talebesi") → İmam Ebû Hanife → Hanefî fıkhı

Bu sebeple birçok alim, onun fıkhını daha derin, sistemli ve hayata tatbik edilebilir bulmuştur.

Abdullah b. Ömer – Medine / Eser (Rivayet) Ekolü

İbn Ömer ise Peygamber Efendimizin her hâlini, her davranışını harfiyen taklit etme hassasiyetiyle tanınır. Onun için sünnet, sadece anlamı değil, şekliyle de korunması gereken ilahi bir emanettir.

* Önceliği: Rivayet, ittibâ ve zahire bağlılık

* Temsil ettiği çizgi: Hadisin ve pratiğin aynen muhafazası

* Mirası: Medine mektebi → İmam Mâlik → Mâlikî fıkhı

Bu yönüyle İbn Ömer, sünnetin orijinal formunun bozulmadan taşınmasının teminatı olmuştur.


Görüş Ayrılıklarının Temel Sebepleri

Bu iki büyük sahabi arasındaki metodoloji farkı üç ana başlıkta toplanır:

A. Şahitlik Edilen Dönem (Bağlam Farkı)

İbn Mes’ud, İslam’ın ilk yıllarından itibaren vahyin inişine, hükümlerin tedricine ve nesih süreçlerine şahittir. İbn Ömer ise daha genç yaşta Müslüman olmuş, bazı hükümlerin son uygulamalarını görmüştür. Bu durum, aynı meseleye farklı pencerelerden bakmalarına yol açmıştır.

B. Hikmet – Zahir Ayrımı (Metodoloji)

* İbn Ömer: Peygamberimizin bir yolculukta bir ağacın altında dinlendiğini gördüyse, sırf ona benzemek için o ağacın altında durur; bunu sünnete ittibâ kabul eder.

* İbn Mes’ud: Bunun ibadet değil, insani bir ihtiyaç olduğunu düşünür; bunu dini bir davranış haline getirmeyi doğru bulmaz.

C. Maslahat ve Fitneyi Önleme Hassasiyeti

İbn Mes’ud, toplumda kolaycılığın veya ihtilafın yayılmasından endişe ederek bazı ruhsatların kullanımında daha temkinli davranmıştır. Teyemmüm ve benzeri meselelerdeki tavrı bunun örneğidir.


Hangisi Daha Üstün?

İslam alimleri bu soruyu bir üstünlük yarışı haline getirmemiştir:

* Kûfe uleması: İbn Mes’ud’un fıkıhta daha derin ve içtihatta daha mahir olduğunu söyler.

* Medine uleması: İbn Ömer’in sünneti muhafaza ve rivayette zirve olduğunu vurgular.

Hakikat şudur: Biri dinin ruhunu ve sistematiğini, diğeri formunu ve geleneğini korumuştur.


Büyük Sentez: İmam Şafiî ve Usûl-i Fıkıh

Bu iki büyük nehir, İmam Şafiî’de birleşmiştir:

- Medine’de İmam Mâlik’ten (eser geleneği),

- Bağdat’ta Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî’den (re’y geleneği) ilim almıştır.

Er-Risâle adlı eseriyle şu soruya sistematik cevap vermiştir:

"Hangi durumda nass, hangi durumda akıl devreye girer?"

Böylece İslam hukuk metodolojisi (Usûl-i Fıkıh) doğmuştur.


Dört Mezhep: Aynı Hakikatin Farklı Tonları

- Hanefîlik: Hikmet ve maslahat ağırlıklı (İbn Mes’ud çizgisi)

- Mâlikîlik: Gelenek ve uygulama ağırlıklı (İbn Ömer çizgisi)

Ancak hepsi şu ortak noktada birleşir:

"Hz. Peygamber’in sözü esastır; akıl, O’nun muradını anlamanın aracıdır."


Yolculukta Namaz (Kasr) Örneği: Ruh ve Şeklin Somutlaşması

Abdullah b. Ömer’in Tavrı

* Seferde namazı kısaltmak zorunludur.

* Dört rekat kılınmasını doğru bulmaz.

* Sünnet namazları bile terk eder; Peygamber’den gördüğü yalın şekli korur.

Abdullah b. Mes’ud’un Tavrı

* Kasr bir ruhsattır, bir hediyedir.

* Hz. Osman Mina’da dört rekat kıldırınca, ihtilaf çıkmasın diye ona uyar.

* Gerekçesi nettir: "İhtilaf şerdir." "Bu tavır, usûl-i fıkıhtaki 'Kamu düzeni ve müslümanların birliği, şahsi içtihattan üstündür' ilkesinin temelidir"

Bu örnek, şeklin korunması ile birliğin korunması arasındaki dengeyi gösterir.


Neden Tek Bir Kalıp Olmadı? (İlahi Rahmet)

İslam farklı coğrafyalara ve mizaçlara hitap eder:

- Kimi insan şekille bağlanır (İbn Ömer mizacı),

- Kimi insan hikmetle derinleşir (İbn Mes’ud mizacı).

Tek tip bir dindarlık, bu rahmeti ortadan kaldırırdı.

Önemli Not: İbn Ömer’in şekilci bağlılığı, asla bir nesneyi (ağacı, taşı) kutsallaştırmak değil; o nesnenin hatırlattığı "Nebevî hatıraya" hürmet etmektir. İbn Mes’ud’un hikmet arayışı ise asla nassı (ayeti/hadisi) hafife almak değil, o nassın "murad-ı ilahisini" idrak etmektir.


Sonuç: Ruh ve Beden Gibi

İbn Ömer’in yaklaşımı dinin iskeleti, İbn Mes’ud’un yaklaşımı dinin ruhu gibidir.

- İskelet olmazsa ruh ayakta duramaz.

- Ruh olmazsa beden cansızlaşır.

Bugün bize düşen; İbn Ömer gibi sadakatle yürürken, İbn Mes’ud gibi hikmetle düşünmek, şekli ruha, ruhu şekle yeniden giydirebilmektir.

Asıl denge ve kurtuluş buradadır.


Bugüne Mesaj: Biz Bu Dengenin Neresindeyiz?

Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Ömer (r.anhum) arasındaki o muazzam denge, bugün modern dünya Müslümanı için hayati bir "check-up" (muhasebe) listesidir.

* Şekle Takılıp Ruhu Kaybetmek (İbn Ömer’siz İbn Mes’ud): Bugün bazılarımız, ibadetlerin sadece dış formuna odaklanıp namazdaki huşuyu, oruçtaki güzel ahlakı ve hacdaki kardeşliği ıskalayabiliyoruz. Unutmamalıyız ki; İbn Ömer o ağacın altında sadece "fiziken" durmuyordu, kalbi o an Hz. Peygamber ile beraber atıyordu. Ruhu olmayan bir şekil, sizi menzile ulaştırmayan bir ulaşım aracına benzer.

* "Kalbim Temiz" Diyerek Şekli Terk Etmek (İbn Mes’ud’suz İbn Ömer): Diğer yandan, "Önemli olan niyet" diyerek sünnetin belirlediği disiplini ve şekli (şeriatı) hafife alan bir anlayış türemiştir. Oysa iskeleti olmayan bir bedenin ayakta durması mümkün değildir. İbn Mes’ud, hikmet ararken asla "Namazı şöyle de kılsak olur" dememiş; aksine sünnetin ruhunu korumak için şekle daha bir ciddiyetle sarılmıştır.

* "Ağacı Kutsallaştırma" Tehlikesi: Sizin de belirttiğiniz gibi, bir mekânı veya nesneyi "sırf orada olduğu için" kutsallaştırmak, İslam’ın tevhid özüne aykırıdır. Bizim görevimiz; o mekânda Hz. Peygamber’i (s.a.v.) hatırlayıp salavat getirmek (İbn Ömer sadakati), ama asıl kıblenin ve maksadın Allah olduğunu unutmamaktır (İbn Mes’ud hikmeti).

* Ayrılık Şerdir (Vahdet Bilinci): İbn Mes’ud’un, Hz. Osman’a muhalif olduğu halde sırf Müslümanlar bölünmesin diye onun arkasında namaz kılması, bugünün "en küçük fikir ayrılığında cemaatleri/grupları parçalayan" anlayışına en büyük cevaptır. Haklı olmak, birlik ve beraberlikten daha üstün değildir.

Nihai Soru: Hayatımızdaki "ağaçların" (vesilelerin) bizi Allah’a ve Resulüne yaklaştıran birer hatıra mı, yoksa bizi asıl amaçtan alıkoyan birer put mu olduğuna karar vermemiz gerekiyor. Kurtuluş; İbn Ömer’in disipliniyle yaşayıp, İbn Mes’ud’un derinliğiyle duymaktır.



Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar