Vehhabilik, Hanbelî Mezhebi ve Ehl-i Sünnet Meselesi
Hanbelî Mezhebi Nedir?
Hanbelî mezhebi, Ehl‑i Sünnet’in dört fıkıh mezhebinden biridir. Kurucusu Ahmed b. Hanbel (ö. 241/855), hadis ilmine verdiği önem, nasslara bağlılığı ve selef anlayışına sadakatiyle tanınır.
Ancak tarih boyunca Hanbelî mezhebi:
- Tasavvufu tamamen reddetmemiş, bilakis birçok Hanbelî âlim sûfîlerle iç içe yaşamıştır.
- Te’vil meselesinde ihtiyatlı davranmış, fakat diğer mezhepleri bid‘at ehli ilan etmemiştir.
- Ehl‑i Sünnet çerçevesinde birlik anlayışını korumuştur.
İbn Kudâme, Abdülkadir Geylânî, İbn Receb el‑Hanbelî gibi isimler Hanbelî mezhebinin ilim, edep ve itidal geleneğini temsil eder.
Vehhabilik Nedir?
Vehhabilik, 18. yüzyılda Muhammed b. Abdülvehhab (ö. 1206/1792) tarafından Necid bölgesinde ortaya çıkan bir harekettir. Kurucusu kendisini “tevhidi ihya eden bir ıslahatçı” olarak sunmuş, fakat bu iddia zamanla sert ve dışlayıcı bir anlayışa dönüşmüştür.
Vehhabilik:
- Hanbelî fıkhını benimsediğini söyler, ancak bunu dar ve literalist bir yorumla uygular.
- Selefîliği tarihsel bir birikim değil, ideolojik bir kimlik hâline getirir.
- Kendisi gibi düşünmeyeni bid‘at ve hatta şirkle suçlama eğilimindedir.
Bu yönüyle Vehhabilik, klasik Hanbelîlikten ziyade siyasal ve ideolojik bir selefîlik olarak değerlendirilmiştir.
Ehl‑i Sünnet Kavramı
Ehl‑i Sünnet ve’l‑Cemaat: Akaidde Eş‘arî ve Mâturîdî çizgiyi, Fıkıhta Hanefî, Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelî mezheplerini, Amelde ise ümmetin büyük çoğunluğunun yolunu ifade eder.
Ehl‑i Sünnet’in temel vasfı: İhtilafı tekfir sebebi yapmamak, Bid‘at ile küfür arasındaki farkı muhafaza etmek, Ümmetin asırlık ilim ve irfan birikimini yok saymamaktır.
Vehhabiliğin Ehl‑i Sünnet’le Çatışma Noktaları
a) Tekfir ve Tefsik Anlayışı (Aşağıda yazılan not: başlığına bakın)
Vehhabilik, tarih boyunca: Kabir ziyareti yapanları, Tevessül ve istigaseye başvuranları, Tasavvufî pratikleri sürdürenleri şirkle itham etme eğilimi göstermiştir. Oysa Ehl‑i Sünnet âlimleri bu tür amelleri –yanlış görseler bile– çoğunlukla bid‘at kapsamında değerlendirmiş, tekfir yoluna gitmemiştir.
b) Tasavvufa Karşı Tavır
Ehl‑i Sünnet geleneğinde tasavvuf: Nefis terbiyesi, Ahlâk inşası, İhsan şuurunun korunması olarak görülür. Vehhabilik ise tasavvufu büyük ölçüde hurafe ve sapma olarak nitelemiş, ümmetin asırlık manevî mirasını reddetmiştir.
c) Tarihsel Sürekliliğin Reddi
Vehhabilik, kendisinden önceki: Âlimleri, Mezhep birikimini, İslam coğrafyasındaki uygulamaları çoğu zaman “bozulma dönemi” olarak görmüş, adeta İslam’ı yeniden başlatma iddiasında bulunmuştur. Bu tavır, Ehl‑i Sünnet’in “ümmetin icmâı ve sürekliliği” ilkesine aykırıdır.
d) Sert ve Zahiri Yorum
Hanbelî mezhebinde bulunan nass merkezli yaklaşım, Vehhabilikte: Hikmetten kopuk, Maksatları (makâsıdü’ş‑şeria) ihmal eden, Ruhsat ve kolaylığı yok sayan bir katılığa dönüşmüştür.
Neden Ehl‑i Sünnet’e Karşı Bir Cephe Oluştu?
Bu durumun temel sebepleri şunlardır: 1. Mezhep değil hareket mantığı: Vehhabilik, fıkhî bir mezhep değil, ideolojik bir ıslah hareketidir. 2. Siyasal destek: Suud ailesiyle kurulan ittifak, bu anlayışın askerî ve siyasî güçle yayılmasına yol açmıştır. 3. İlimden ziyade mücadele dili: Tedricilik yerine çatışmacı bir üslup tercih edilmiştir. 4. Kendini hakikatin tek temsilcisi görme: Bu anlayış, doğal olarak Ehl‑i Sünnet çoğunluğuyla çatışma üretmiştir.
Not:
Tefsîk (التفسيق) kelimesi, İslâm ilminde bir kişiyi veya grubu “fâsık” saymak, yani: “İman dairesinden çıkarmadan, büyük günah veya bid‘at sebebiyle dinden çıkmış saymadan sapkın ve günahkâr görmek” anlamına gelir. Kısaca: Tekfir ile Tefsîk bir değildir. Tefsîk, tekfirden bir alt seviyedir.
Tefsîk Ne Demektir?
Fâsık: Allah’a iman ettiği hâlde, Açık bir günahı işleyen, Şer‘î sınırları ihlal eden, Doğru yoldan çıkan kimse demektir. Dolayısıyla tefsîk, bir kişiye: “Bu Müslümandır ama doğru yolda değildir, fâsıktır” hükmünü vermektir. Ehl-i Sünnet, ihtilaflı meselelerde tekfire gitmez, çoğu zaman tefsîk veya tebdi‘ ile yetinir.
Ehl-i Sünnet Tefsîki Nasıl Kullanır?
Ehl-i Sünnet âlimleri: Açık küfür olmadıkça tekfir etmez Büyük günah işleyeni: “Mü’min ama fâsık” , “Ameli bozuk, imanı var” diye niteler. Örnek: İçki içen → kâfir değil, fâsıktır. Faiz alan → kâfir değil, fâsıktır. Bid‘at işleyen → çoğunlukla bid‘at ehli, ama Müslümandır. Bu, ümmeti parçalamamak için geliştirilen itidal çizgisidir.
Vehhabilikte Tefsîk Sorunu
Vehhabilik çizgisinde ise sıkça şu görülür: Önce bid‘at denir. Ardından şirk ithamı gelir. Sonunda tekfire kadar giden bir zincir oluşur. Oysa Ehl-i Sünnet’te: Her bid‘at = küfür değildir. Her yanlış amel = şirk değildir. Bu yüzden klasik Ehl-i Sünnet: Tefsîki son derece ihtiyatla, Tekfiri ise en son çare olarak kullanır.
Büyük Âlimlerin Ölçüsü

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...