Hz. Mevlânâ’nın bu sarsıcı ve keskin ifadesi, tasavvuf yolunun ciddiyetini, dervişliğin "yarım yamalak" yapılamayacak bir hakikat olduğunu ilan eder. Bu söz, aslında bir tehdit değil, bir tekamül feryadıdır. “Ya Oldur, Yada Öldür” Her sâlikin kendi nefsiyle hesaplaşmasını sağlayacaktır.
"Ya Oldur, Yada Öldür": Benlik Savaşında Son Karar
Tasavvuf büyükleri bu keskin ifadeyi kullandıklarında, sadece belli bir karakter yapısını değil, insan nefsindeki o kadim ve sinsi "benlik" davasını hedef alırlar. Bu söz, her birimize ayrı ayrı hitap eder. Tasavvufî perspektifte bu ifade, fiziksel bir ölümden değil, "Mevt-i İrâdî" denilen iradeli bir ölümden ve "İnsan-ı Kâmil" olma yolundaki mutlak kararlılıktan bahseder.
"Öldür": Nefsinin Putlarını Tanımak ve Yıkmak
Eğer bu söze genel bir pencereden bakarsak, "öldürülmesi" gereken şey tek bir davranış (yönetme hırsı gibi) değil, nefsin her türlü ilahlık iddiasıdır. İnsanın içindeki o hiç doymayan, her şeyi kontrol etmek isteyen, kibirli ve bencil Nefs-i Emmâre’ye yöneliktir.
* Büyüklerin hikmeti: Eğer içindeki "ben"lik duygusunu, "ben biliyorum" davasını ve "ben yönetmeliyim" tutkusunu öldürmezsen; hakikat senin kalbinde dirilemez.
* Kimimiz için bu "öldürme", riya (gösteriş) damarını kesmektir.
* Kimimiz için tembelliği ve dünya rahatını feda etmektir.
* Kimimiz için ise "haklılık" davasından vazgeçmektir.
* Sır: Bir tohum toprakta "ölmeden" fidan olup "olamaz". Dervişin ölümü, gururunun, riyaset sevdasının ve ucbunun (kendini beğenmişliğinin) toprağa gömülmesidir.
Hz. Mevlânâ der ki: "Senin gerçek varlığın, hayali varlığın (egon) öldüğü zaman başlar. Kendi varlığından geç ki, Hakk'ın varlığıyla baki kalasın."
Şemsi Tebrizi der ki: Bir gül kadar güzel ol, ama dikeni kadar zalim olma. Öyle bir söz söyle ki, "ya yaşat ya da öldür" asla yaralı bırakma.
Her birimizin içinde "en iyisini ben biliyorum" diyen gizli bir firavun vardır. Seyr-i sülûk, bu firavunu kendi içimizde bulup, onu tevazu ve hiçlik kılıcıyla öldürme sanatıdır.
"Oldur": Cevheri Ortaya Çıkarmak
"Oldur" kısmı ise, Allah’ın insanın fıtratına koyduğu o ilahi cevheri, yani "Eşref-i Mahlukat" sırrını kemale erdirmektir. Yani "Oldurmak", sâlikin kendi fıtratındaki o ilahi ışığı (ruh-u sultanî) perdeleyen karanlıkları dağıtmasıdır.
* Büyüklerin hikmeti: İnsan bu dünyaya sadece yemek, içmek ve makam sahibi olmak için gelmemiştir. İnsan, "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmak" için gelmiştir.
* "Olmak", her olayda kendi menfaatini değil, Allah'ın rızasını görecek bir basirete ermektir.
* Sır: "Oldurmak", kalbi masivadan (Allah dışındaki her şeyden) temizleyip onu bir ayna haline getirmektir. Eğer o ayna parlamıyorsa, insan sadece bir "et ve kemik" yığını olarak kalmış, "olamamış" demektir.
* Hikmet: Meyve "olunca" dalı yere sarkar. İnsan da manen "olunca" tevazuu artar. Eğer bir sâlikte bilgi arttıkça kibir de artıyorsa, o kişi henüz "olma" yoluna girmemiş, sadece "bilgi yüklenmiş" demektir.
"Ya... Ya da...": Orta Yolun Olmaması
Tasavvuf yolu "gri" alanları kabul etmez. Kalp ya Allah ile meşguldür ya da nefis ile. Bu sözdeki keskinlik, sâlikin uyanması içindir.
* İkaz: "Eğer nefsini öldürüp ruhunu oldurmazsan, ömrünü boşa harcamış, insanlık emanetine ihanet etmiş olursun."
* Mesele: Yolun yarısında kalmak, "yapıyormuş gibi" görünmek ama aslında nefsine hizmet etmeye devam etmek, sâlik için en büyük hüsrandır.
Başkasına Değil, Kendine Bak: Etrafındaki insanlara "Şu arkadaşın huyu böyledir" demek yerine, "Benim içimdeki gizli kontrol hırsı nerede? Ben nerede 'olduramadım'?" diye düşünür.
Maneviyatın Ciddiyeti: Bu yolun "şakası" olmadığını, ya tam bir teslimiyetle "hiçliğe" erileceğini (ölmek), ya da o yüce hakikate (olmak) ulaşılamayacağını hatırlatır. Orta yol, yani "nefsini kırmadan dervişlik yapmak" imkânsızdır.
Hizmetteki Gizli Tuzaklar: Hepimiz hayır işlerinde, derneklerde veya sohbetlerde hizmet ederiz. Genele hitap eden bu yazı bize hatırlatır ki; hizmet ettiğimiz yer bizim nefsanî tatmin alanımız değil, nefs-i emmâreyi öldürme meydanımızdır.
Bir Hakikat Kürsüsü Olarak "Ya Oldur, Ya Öldür"
Tasavvuf büyükleri bu sözüyle bize şunu söyler: Dervişlik, ölme ve olma arasındaki o ince çizgide yürümektir. Nefsini öldüren, Hakk'ta diri olur (Beka). Nefsini yaşatan ise hakikat yolunda ölüdür.
Yunus Emre (k.s.) ne güzel buyurur: "Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez." İşte "öldürülmesi" gereken o hayvânî (nefsanî) sıfatlardır ki, ruhun aşkla "olması" mümkün olsun.
Tasavvuf büyükleri der ki:
"Ey derviş! Ya nefsini öldür ki ruhun bayram etsin, ya da bu yolda 'olmaya' talip olma; çünkü bu yol 'ben' diyenlerin değil, 'Hû' diyenlerin yoludur."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...