KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

Hz. Ömerin Omuzları

 

Fırat Kenarındaki Kurt ve Ömer’in Omuzları

Medine, derin bir gece uykusuna daldığında, İslam Devleti’nin halifesi Hz. Ömer, sırtında eski bir hırka ile sokakları arşınlıyordu. O, saraylarda uyuyan bir kral değil, tebaasının nefes alışını bile dert edinen bir "çoban"dı. Yanında sadık dostu Eslem vardı. Medine’nin dışına doğru yürüdüklerinde, karanlığın içinde titreyen zayıf bir ateş parıltısı gördüler. Yaklaştıklarında, bir çadırın önünde tencere kaynatan yaşlı bir kadın ve etrafında hıçkıra hıçkıra ağlayan çocuklar gördüler.

Hz. Ömer selam verip sordu:

"Gecenin bu vaktinde sizi burada bekleten, bu çocukları böyle ağlatan nedir ey anne?"

Yaşlı kadın, karşısındaki kişinin Halife olduğunu bilmeden, dertli bir iç çekerek cevap verdi:

"Açlık ey yolcu, açlık... Çocuklar açlıktan ağlıyorlar."

Ömer’in gözü ateşte kaynayan tencereye takıldı:

"Peki, tencerede ne pişiriyorsun ki bu kadar vakittir çocuklara vermedin?"

Kadının cevabı, Ömer’in kalbine inen ağır bir balyoz gibiydi:

"Tencerede sadece su ve taş var evladım. Onları 'yemek pişiyor' diye oyalıyorum ki uyuyup kalsınlar. Aramızdaki bu durumun hesabını Allah, Ömer’den sorsun!"

Hz. Ömer sarsıldı. Gözyaşlarını gizlemeye çalışarak:

"Peki anne, Ömer sizin bu halinizi nereden bilsin?" dedi.

Kadın, adalet tarihine geçecek o sarsıcı cümleyi kurdu:

"Madem bilmeyecekti, neden üzerimize halife oldu? Madem halkın derdinden haberdar olmayacaktı, neden bu yükün altına girdi?"

Hz. Ömer, tek kelime etmeden geri döndü ve Medine’ye, erzak deposuna doğru koşmaya başladı. Bir çuval un ve bir miktar yağ hazırladı. Yardımcısı Eslem: "Ey müminlerin emiri, ver ben taşıyayım" dediğinde, Hz. Ömer öfkeyle değil, büyük bir hüzünle haykırdı:

"Hayır Eslem! Kıyamet günü benim yükümü sen mi taşıyacaksın? Bırak, bugün bu un çuvalını ben taşıyayım ki, yarın mahşerde bu vebalin altında kalmayayım!"

Çuvalı sırtına vurdu, o kadının çadırına kadar nefes nefese taşıdı. Kendi elleriyle ateşi üfledi, hamuru yoğurdu ve çocuklara bizzat kendi elleriyle yedirdi. Çocuklar doyup gülmeye başlayınca, Ömer’in yüzünde de bir tebessüm belirdi. Ayrılırken kadına; "Yarın Halife’nin yanına git, beni orada bulacaksın" dedi.


Bu Kıssanın "Bilinç Kapıları" ve Derin Mesajları

Hikmet BoyutuDetaylı Analiz
Mesuliyet BilinciHz. Ömer bize öğretiyor ki; yetki sahibi olmak bir imtiyaz değil, ağır bir imtihandır. Şeytan (harâmî), yöneticiye "sen en büyüksün" der; hidayet ise "sen en büyük hizmetçisin" der.
Göz Boyama Değil, GözyaşıTencerede kaynayan taşlar, aslında sadece o kadının değil, bazen bizim de hayatlarımızın temsilidir. Dışı kaynayan ama içi boş işlerle çocukları (yani nefsimizi) oyalıyor muyuz?
Hesap Verme Endişesi"Kıyamet günü yükümü sen mi taşıyacaksın?" sorusu, her Müslüman’ın kendine sorması gereken bir sorudur. Başkasına güvenerek yapılan hataların bedelini, yine kişinin kendisi ödeyecektir.
Liderlik AhlakıGerçek lider, halkı açken tok yatmayan değil; halkının derdini sırtındaki çuvalla taşıyandır. İslam coğrafyasının bugün en büyük ihtiyacı, bu "Ömerî" dertleniştir.

Yayın İçin Tefekkür Notu

Bugün sayfanda bu kıssayı paylaşırken okuyucularına şu soruyu yöneltebilirsin:

"Bizler, kendi kapımızın önündeki açlıktan, kendi soframızdaki israftan ve kendi sorumluluğumuz altındaki kalplerden ne kadar haberdarız? Kendi 'tenceremizde' taş mı kaynatıyoruz, yoksa samimiyet mi?"

5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu