KADİRİ YOLU

Kadiri Yolu
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Nahl Sûresi 51-64. Ayetlerin Tefsiri

Nahl Sûresi 51-64. Ayetlerin Tefsiri

 ﷺ


                                               بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla hamd yalnız Allah’ındır. Salat ve Selam ise Allah’ın Resulüne onun aile halkına ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen duaları işitensin herşeyi bilensin.


بِسْمِ ‬‮اللّٰهِ ‬‮الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يم



وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ


Vekâle-lleżîne eşrakû lev şâa(A)llâhu mâ ‘abednâ min dûnihi min şey-in nahnu velâ âbâunâ velâ harramnâ min dûnihi min şey-/(in)(c) keżâlike fe’ale-lleżîne min kablihim(c) fehel ‘alâ-rrusuli illâ-lbelâġu-lmubîn(u)

51- "Allah buyurdu ki: “İki ilah edinmeyin. O ancak bir tek ilahtır ve yalnız benden korkun.”

Uluhiyetin özelliklerinden olan ibadet yahut da bağımsız itaat veya hakimiyet gibi özellikleri Allah’tan başkasına vermek suretiyle iki ilah edinmeyin. Bütün manalarıyla ibadet ancak O’na yapılır. Ona itaat edilir, O’nun buyruklarına bağlı kalınır. Korku ve ümidinizi bana has kılın. Belanın size hücumu ve kazanın size uğradığı zaman bana dönün çünkü kazamı ancak lütfum ve bağışım geriye çevirebilir. Çünkü her şeyin mutlak sahibi yaratıcısı ve Rabbi O’dur. Bu ayet bir inanç esasını değil, hayatın her alanında tek otoritenin Allah olduğunu ilan eder. Mümin hayatının her anını tek bir ilahın gözetiminde yaşamlıdır. Tek bir ilah varsa müminin hayatında tesadüf yoktur; karmaşa yoktur. Herşey onun elindedir. Bu ayet tevhid fermanıdır. 


وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولًا اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ


Velekad be’aśnâ fî kulli ummetin rasûlen eni-’budû(A)llâhe vectenibû-ttâġût(e)(s) feminhum men heda(A)llâhu veminhum men hakkat ‘aleyhi-ddalâle(tu)(c) fesîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîn(e)


52- "Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Onundur. Din de daima O’nadır. Yoksa Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz"

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, nasıl ona dönülmez ve ondan yardım istenilmez. Din de daima O’nadır. İtaat ve boyun eğmek O’nadır. Her zaman için ihlasla itaat ona yapılmalıdır ve ona gerekir. Durum böyle olduğuna göre her şeyi onun mülküdür ve her şey ona itaat etmelidir. Nasıl olur da ondan başkasından korkulur. Yoksa siz Allah'tan başkasından çekiniyor ve sakınıyor kendinizi korumaya çalışıyorsunuz? Ey Cahiller! Allah'tan başka zarar veya fayda veren olmadığı halde başka birinden mi Ondan sakınır gibi sakınıyorsunuz? 

Hayatınızda başkasından korkmak üzerine kurulduğunu düşündüğünüzde bu o varlığa Allah’ta bağımsız bir güç atfetmektir. Bu gizli şirktir. Ayet aslına tüm korkuları tek bir merkeze toplar. Kainatta Allah'ın kapsama alanı dışında kalan tek bir zerre dahi yoktur. Dolayısıyla O'ndan gizli bir "güvenli bölge" aramak beyhudedir. Din ve itaat sadece O'na has kılınmalıdır çünkü mülkiyet parçalanamaz bir bütündür.


اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ


İn tahris ‘alâ hudâhum fe-inna(A)llâhe lâ yehdî men yudil(lu)(s) vemâ lehum min nâsirîn(e)


53- "Sizdeki her bir nimet, Allah’tır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O’na sığınırız."


Allah’tan size ulaşan nimetler afiyet, zenginlik, bolluk gibi, bütün nimetler Allah tarafından verildiğine göre, nasıl O’na başkalarını ortak kaşabilirsiniz.

Acizlikle, çaresizlikle, hastalıkla, fakirlikle, kuraklıkla, yardımsız kalmak, musibete uğramak, korku ve benzeri her türlü sıkıntı ile başbaşa insan kaldığında yaratılışı icabı, kendisini yoktan var eden Allah’a dua ederek, yardım isteyerek O’na seslenirsiniz, yalnız ona yalvarır ve Allah'tan başkasına insan sığınamaz. Ne var ki kendisine sığındığı yüce Mevla onu selamete ulaştırınca o yeniden şımarır ve kendisine her türlü nimeti veren Allah'a itaat etmeyi unutur.

Başarıyı kendinden, sağlığı rastlantıdan, parayı zekadan bilmek; nimetin asıl sahibini görmezden gelmektir. Sadece darda kalınca Allah'ı hatırlamak bir iman değil, bir "çaresizlik refleksi"dir. Mümin, nimet içindeyken de feryat edercesine (şükürle) Allah'a bağlı kalmalıdır. Allah, kulu O'nu unutsa bile ona bir "dert" dokundurup Kendini hatırlatıyorsa, bu aslında kula verilmiş bir dönüş imkanıdır.


وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ


Veaksemû bi(A)llâhi cehde eymânihim(ﻻ) lâ yeb’aśu(A)llâhu men yemût(u)(c) belâ va’den ‘aleyhi hakkan velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)


54- “Sonra sıkıntınızı giderince de içinden bir grup Rablerine şirk koşarlar."

Sıkıntı zamanlarda onu Tevhid ederken sıkıntıdan kurtulup rahatlığa erişince şirk koşarlar Yüce Allah evvela vahiy ile tevhidi delillendirdi. Daha sonra her şeyin kendisine boyun eğdiğini delillendirdi. Çünkü hiçbir şey onun yaratmış olduğu düzenin dışına çıkmamaktadır. Arkasından bütün nimetlerin ondan geldiğini belirterek, Tevhid'in bir başka delilini daha açıkladı. Bütün bu nimetleri var eden, musahhar kılan ve bağışlayan odur. daha sonra sıkıntılı zamanlarda Beşer fıtratı gereği yalnız ona sığınıldığını belirterek, tevhidin bir başka delilini açıkladı. böylelikle bu ayeti kerimeler grubu şirke reddetmiş, tevhidi tanıtmış bulunuyor. Bu ayet ve devamındakilerin nüzul sebebiyle ilgili tefsirlerde (özellikle Vahidi ve Taberi'de) şu vurgular öne çıkar:

Müşriklerin Deniz Yolculuğu: Müşrikler denizde fırtınaya yakalandıklarında, tüm putları unutur ve "Ey Allah'ım, bizi buradan çıkar!" diye sadece O'na yalvarırlardı. Ancak karaya ayak basıp güvenlik hissi geri gelince, hemen Lât ve Uzzâ gibi putlarına kurban kesip "Bizi onlar kurtardı" derlerdi.

Kıtlık Dönemi: Mekke'de yaşanan büyük bir kıtlık sırasında Peygamberimize gelip dua istemişler, sıkıntı geçip yağmurlar yağınca yine eski şirk koşan hallerine dönmüşlerdir.

Genel İnsan Karakteri: Nüzul sebebi özel bir olay olsa da hüküm geneldir. İnsan, aciz kaldığında "Muvahhid" (Tek Allah inancına sahip olan), güce kavuştuğunda ise "Müşrik" olma eğilimindedir.



لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ


Liyubeyyine lehumu-lleżî yaḣtelifûne fîhi veliya’leme-lleżîne keferû ennehum kânû kâżibîn(e)


55- “Kendilerine verdiğimize nankörlük etmek için (böyle yaparlar). Keyfinize bakın/Geçinin bakalım, yakında göreceksiniz.”

Kendilerine Nimet verenlerin adeta şirke koşmalarından Maksat nedir böyle bir soruya bir cevap gibidir İşte onların şirkten maksatları Allah'ın onlara ihsan ettiği nimetlere nankörlük etmektir. onlar sırf nankörlük olsun diye şirket koşmaktadırlar. Şu ayeti kerime'yi hatırlayalım 16. ayette: “İnsanı bir nutfeden yarattı. Böyleyken o bakarsın ki apaçık bir hasım kesilmiştir.”

Yüce Allah onların şirk koşmaktaki kötü maksatlarının açıklandıktan sonra onları  tehdit etmek üzere şöyle buyurmuştur: “Geçinir bakalım, yakında göreceksiniz.” istediğinizi yapın ve içinizde bulunduğunuz durumdan kısa bir süre yararlanınız, bunun sonucunun nereye varacağını göreceksiniz. Onların şirklerine deliller getirdikten ve sağlıklı bir akıl kabul etmeyeceği şirklerinin sebebini beyan ettikten sonra, bu şiddette tehditi onlara sormaktadır. Çünkü delilin etkilemediği kimselere belki tehdit faydalı olabilir.

Bu ayetin nüzul arka planı, 53 ve 54. ayetlerle doğrudan bağlantılıdır: Mekke müşrikleri, başlarına gelen kıtlık, hastalık veya denizdeki fırtına gibi felaketlerde Allah'a verdikleri "Eğer bizi kurtarırsan kesinlikle iman edenlerden olacağız" sözünü, tehlike geçer geçmez unutuyorlardı. Ayet, müşriklerin bu ikiyüzlü tavırlarına rağmen neden hala zenginlik ve güç içinde yaşadıklarını soran müminlere bir cevap niteliğindedir. Onların bu "eğlenmesi" (temettu'), aslında sonlarını daha ağır hale getiren bir istidraç (yavaş yavaş felakete sürükleme) sürecidir. Bu ayetin inişiyle birlikte, samimiyetini tamamen yitirmiş ve mucizeleri alay konusu yapmış kitleye karşı yumuşak davet dili yerini, sarsıcı bir "sonuç uyarısına" bırakmıştır.

Allah'ın verdiği her nimet (sağlık, para, kurtuluş), bir şükür borcu doğurur. Nimeti nankörlüğe alet etmek, ilahi gazabı davet etmektir. Dünya hayatı ne kadar gösterişli olursa olsun, Kur'an lügatinde bu sadece bir "eğleşme" (metâ) hükmündedir. Sonunda  "bilinecek" olan mutlak gerçek karşısında bu zevkler hiç hükmündedir. "Keyfinize bakın" hitabı, bir suçluya "Sen devam et, görüşeceğiz" demek gibidir. Bu, imtihanın bittiği ve hesabın başladığı noktaya yapılan bir atıftır.


اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟


İnnemâ kavlunâ lişey-in iżâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)


56- “Kendilerine verdiğimiz rızıklardan o bilmezlere bir pay ayırırlar. Allah'a andolsun ki uydurup durduğunuz şeylerden muhakkak sorguya çekileceksiniz.”

Allah teala bu âyet-i Kerimede müşriklerin, çirkin işlerini beyan ediyor. Müşrikler, Allah'ın kendilerine vermiş olduğu nimetlerin bir kısmım Allaha diğer bir kısmını da ilim sıfatına sahip olmayan, hiçbir şeyi ayırıp anlamayan, ilah olarak tapmış oldukları putlara ayırıyorlardı. Hatta şanı yüce olan Allah’tan onları üstün bile tutarlar.

Allah teala, müşriklerin bu çirkin âdetlerini başka bir âyet-i Kerimede şöyle beyan ediyor: "Allah’ın yarattığı ekin ve hayvanlarda ona pay ayırdılar. Ve kendi iddialarına göre: "Bu Allah'ındır. Şu da ortak koştuklarımızındır." dediler. Ortakları için ayırdıkları Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayırdıklarını da ortakları için verirlerdi. Bu hükümleri ne kötüydü.

Sizler, onların ilah oldukları ve kendilerine sevgi ve bağlılık duymaya layık oldukları şeklindeki iddianızda yalancısınız. Yüce Allah kendi Kerim zatına, uydurdukları ve düzlükleri bu iddiadan onları sorguya çekeceğine yemin etmektedir. Bundan dolayı onları Cehennem ateşiyle cezalandıracağını belirtmektedir. 

Bu ayetin nüzulü, Cahiliye Araplarının yerleşik bir geleneği olan "rızık bölüştürme" adetine dayanır: Müşrikler ekinlerinden ve hayvanlarından bir kısmını Allah'a, bir kısmını da putlarına ayırırlardı. İlginç bir nankörlükle; eğer Allah'a ayırdıkları kısımdan putların payına bir şey düşerse (mesela bir meyve diğer tarafa kaysa) ona dokunmazlardı, ama putların payından Allah'ın tarafına bir şey geçse onu hemen geri alıp putların tarafına koyarlardı.

"Allah'ın buna ihtiyacı yok, putlarımızın var" gibi gülünç bir mantık yürütürlerdi. Ayet, bu mantıksız ekonomik ve dini bölüşümü yerle bir etmek, rızkın tamamının Allah'a ait olduğunu hatırlatmak için indirilmiştir.

Rızık Allah’tandır ve sadece O’nun yolunda harcanmalıdır. O’ndan başkası adına yapılan adaklar ve harcamalar boşa giden birer "iftira"dır. İnsanların "mahiyetini bilmedikleri" (gelenekten gelen körü körüne bir bağlılıkla) şeylerin peşinden gitmeleri onları helake sürükler. Hiçbir eylem karşılıksız kalmayacaktır. Özellikle inanç üzerinden uydurulan yalanların (iftiraların) hesabı çok çetin olacaktır.


وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ


Velleżîne hâcerû fi(A)llâhi min ba’di mâ zulimû lenubevvi-ennehum fî-ddunyâ hasene(ten)(s) veleecru-l-âḣirati ekber(u)(c) lev kânû ya’lemûn(e)


57- “Onlar Allah'a kızlar isnat ederler. O bundan münezzehtir. Halbuki candan arzuladıkları da kendilerinin olsun isterler.”


Küfür çeşitlerinin en korkunç olanlarından birisidir kız isnadı. Müşriklerin çirkin amellerinden birisi olan, Allah’ın kızları olduğu iddiasında bulunmaları. Şüphesiz ki Allah, bundan uzaktır münezzehtir. Zira her şeyin yaratıcısı olan Allah’ın, evlat edinmeye ihtiyacı yoktur.

Bu müşrikler, kendilerinin kız çocukları doğduğunda bunlardan utanırlar. Hal böyleyken, Allah’ın kızlan bulunduğu iddiasında bulunurlar. Yani nefret ettikleri şeyi Allah’a nisbet ederler. Diğer yandan erkek çocukları doğduğunda ise sevinirler ve bunların, kendilerine ait olduğunu söylerler. Bundan daha büyük ahmaklık olur mu. 

Onlar arzuladıkları erkek çocukların kendilerinin olmasını istiyorlar. şu an yüze Allah'a ise kızlara uygun görüyorlar. bundan sonra Yüce Allah, onların kızlara bakış açılarını zikretmektedir ki, bu onların zatı uluhiyet hakkındaki düşüncelerinin son derece Çürük ve tutarsız olduğunu ortaya koymaktadır. kendileri için erkekleri seçerken Allah'a Nispet ettikleri kızları kendileri için arzulamamaktadırlar. o kadar ki onlardan herhangi bir kimseye kız çocuğu olduğu haber verilecek olursa adeta ölecek gibi olurlar bu durum onların Allah'ı kendilerinden daha aşağı bir konumda Gördüklerinin delili değil midir? Yüce Allah bundan çok yüce ve münezzehtir.

Bu ayetin nüzulü, Cahiliye Araplarının hem teolojik (dinsel) hem de sosyal çarpıklıklarını düzeltmeyi amaçlar: Özellikle Huzaa ve Kinane kabileleri, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu iddia ederlerdi.


اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ


Elleżîne saberû ve’alâ rabbihim yetevekkelûn(e)


58- “Onlardan birine bir kızı olduğu müjdelenirse pek öfkeli olarak yüzü simsiyah kesilir.

Cahiliye döneminde bir kimsenin kız çocuğu doğunca utancından ve aşırı kederinden yüzü simsiyah olur oldukça tasalı ve kederli görünür sesi çıkmaz. hem aşırı derecede kederlenir, hem karısına karşı kinle dolup taşardı. 

Allah, bu tasvirle insanlığa şunu söyler: "Allah'ın bir lütuf olarak verdiği canı, siz bir utanç vesilesi sayıyorsunuz." İslam, kadının ve kız çocuğunun onurunu ayaklar altından alıp baş tacı etmek için gelmiştir. Bu ayet, o günkü toplumun en büyük yarasını (kadın düşmanlığını) teşhis eder. 57. ayette melekleri "Allah'ın kızları" sayan bu adamlar, kendilerine kız verilince neden kararıyorlar? Kendi istemediklerini Allah'a yakıştırmaları, aslında Allah'a karşı ne kadar saygısız olduklarının ispatıdır.


وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ


Śumme yevme-lkiyâmeti yuḣzîhim veyekûlu eyne şurakâ-iye-lleżîne kuntum tuşâkkûne fîhim(c) kâle-lleżîne ûtû-l’ilme inne-lḣizye-lyevme ve-ssû-e ‘alâ-lkâfirîn(e)


59- “Kendisine verilen kötü müjde yüzünden, halktan gizlenmeye çalışır. Utana sıkıla, onu tutsun mu, yoksa toprağı mı gömsün? Onların hükümlerine kadar kötüdür.” 

Kendilerine verilen kötü müjdeyi çok kötü bulup ayıplanacağından korktuğundan halktan gizlenmeye çalışır. Kendi kendine düşünür, taşınır. Acaba doğduğu müjdesi verilen Bu yavruyu Zillet ve horluk içerisinde tutsun mu, yoksa onun cahiliye döneminde yaptıkları gibi diri diri mi gömsün? kendilerinin olmasından o kadar tiksindikleri ve utandıkları çocuğu nasıl olurdu Allah'a nispet etmeye kalkışırlar? Bunlardan bazıları da bu kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürürlerdi. Nedeni kızlarının kaçırılarak, onlara tecavüz edilmesinden korkmaları yahut nüfuslarının çoğalarak fakirleşmelerinden endişe etmeleri idi.

Söyledikleri ve yaptıkları paylaştırma, Allah’a nispet ettikleri bu işi ne kadar kötüdür! Çünkü kendileri katında değeri bu olan yavruyu Allah’a nispet ederken, bunun tam aksi niteliklere sahip olanı da kendilerinin kabul ederler. Onların muhakemeleri ve hükümleri ne kötüdür! 


بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ


Bilbeyyinâti ve-zzubur(i)(k) veenzelnâ ileyke-żżikra litubeyyine linnâsi mâ nuzzile ileyhim vele’allehum yetefekkerûn(e)


60- “Ahirete inanmayanlaradır asıl kötülük örneği! En yüce örnek ise Allah'ındır ve o, Aziz’dir, Hakim’dir.”

Kız çocuklarına tiksinmek, hor görmek onları rızık endişesiyle diri diri toprağa gömmek ve sadece oğlan çocukları ile iftihar etmek gibi kötü sıfatlar, ahirete iman etmeyen müşriklere aittir. En güzel sıfatlar ise Allah'ındır. Allah, müşriklerin, kendisine isnat ettikleri sıfatlardan uzaktır. Allah dilediğini uygulamakta üstün ve her şeye galiptir, yaptıklarında hüküm ve hikmetler vardır. Kullarına mühlet vermesin dede hikmetler vardır.


اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ


Efeemine-lleżîne mekerû-sseyyi-âti en yaḣsifa(A)llâhu bihimu-l-arda ev ye/tiyehumu-l’ażâbu min hayśu lâ yeş’urûn(e)


61- “Şayet Allah zulümlerinden dolayı insanları sorgulayacak olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca onu ne bir an geciktirebilirler ne de bir an öne alabilirler.”

Şayet Allah insanlardan günah işleyenleri bu günah ve zulümlerinden dolayı hemen cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı varlık bırakmazdı fakat Yüce Allah Rabbimiz ilim gösterir setreder hikmetinin gereği olarak belirli bir süreye kadar mühlet tanır geciktirir. Bu vade kıyametin gelmesi veya onların ölmesi anıdır. Zira kafirler kabirlerindeyken azapları başlar onlara yok olma vakitleri gelip çatınca onu ne bir an erteleyebilir ne de öne alabilirler. Onlara ne kadar mühlet verilirse verilsin, bu süre bir gün bitecektir. Gelecek olan her bir şey ise uzak değildir, yakındır. 

61. Ayetle İlgili Olarak Belirtilen Görüş ve Rivâyetler:

Yüce Allah'ın: "Şayet Allah zulümlerinden dolayı insanları sorgulayacak olsaydı, yeryüzünde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler." (âyet 61) buyruğunu açıklarken İbn Kesir ashâbtan gelen birtakım rivayetler ile Peygamber (s.a)'in bazı hadislerini kaydetmektedir ki, bunlar zâlimin zulmünün ve âdilin adâletinin kendilerini aştığını ve başkalarına da ulaştığını ifade etmektedir. İbn Kesir diyor ki: "Süfyan es-Sevrî, Ebû İshak'tan, o da Ebu'l-Ahvas'tan rivâyetine göre, o şöyle demiş. Ademoğullarının günahları sebebiyle domuzlan (bok böceği) dahi azab edilecek gibidir.

Daha sonra da: "Şayet Allah zulümlerinden dolayı insanları sorgulayacak olsaydı, yeryüzünde bir tek canlı bırakmazdı." âyetini okudu. A'meş, Ebû İshak'dan o da Ebû Ubeyd'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Abdullah dedi ki: Âdemoğullarının günahları sebebiyle nerdeyse domuzlan böceği de kendi yuvasında helâk edilecek. İbn Cerir... Ebû Seleme'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Ebû Hureyre bir adamın: "Zalim kendisinden başka kimseye zarar vermez" dediğini işitti. Bunun üzerine Ebû Hureyre ona dönüp şöyle dedi: Hayır, öyle değil, Allah'a yemin ederim, zalimin zulmü sebebiyle yuvasındaki çöl kuşu dahi ölür. İbn Ebi Hâtim dedi ki: ...Ebu'd Derda (r.a)'dan şöyle dedi: Rasûlullah (s.a)'ın yanında bazı şeylerden sözettik. (Muhtemelen ömrün fazlalaşmasından söz etmişler); dedi ki: "Eceli geldiği zaman Allah hiç bir şeyi geriye bırakmaz. Ancak ömrün artması, salih zürriyet ile olur. Allah onu kula ihsan eder ve ondan sonrakiler ona duâ ederler, kendisi kabrinde olduğu halde onların duâları ona gelir, erişir. İşte ömrün artması böyle olur."


اَوْ يَأْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ


Ev ye/ḣużehum fî tekallubihim femâ hum bimu’cizîn(e)


62- “Hoşlanmadıklarını Allah'a mal ederler. Güzel şeylerin ise kendilerine olduğunu dilleri yalan yere söyler durur. Şüphesiz cehennem onlarındır ve onlar gerçekten aşırı gidenlerdir.

Onlar kızlardan hoşlanmadıkları halde Allah'a kız isnadığında bulunurlar. Herhangi bir kimsenin mallarına ortak olmasını sevmedikleri halde, mülkünde Allah'a ortak koşarlar. Gönderdikleri elçileri herhangi bir kimsenin hafife almasını arzulamadıkları halde, onlar Allah'ın resullerini hafife alırlar, onlarla alay ederler, malın bayağı ve adi olanını sevmedikleri halde, bunu Allah'a ait kabul ederler, diğer taraftan değerli olanlarını putlarına ayırırlar. Onlar hem kendilerine, hem de putlarına göre Allah'ı daha aşağı bir mertebede görüyorlar. 

Allah katında onlara güzelliklerin de verileceğini, dilleri yalan yere söyler dururlar. Yalan iddialarda bulunurlar. Onlar eğer öldükten sonra dirilmek söz konusu olsa bile, güzelliklerin, yani cennetin kendilerine ait olduklarını ileri sürerler. Onlar bütün bunları yapıyorlar, bu zulümlerde bulunuyorlar, Allah'ı inkar ediyorlar ve şanı yüce Rabbimize aşağılık ve bayağı sıfatlar yakıştırıyorlar. Bütün bunlarla beraber Allah'ın katında birçok nimetlere ehil kimseler olduklarını da beyan ederler.

Gerçekten de onların hak ettikleri cehennemdir. Onlar bu yaşadıkları sebebiyle ateşe çar çabuk götürürler.



اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ


Ev ye/ḣużehum ‘alâ teḣavvufin fe-inne rabbekum leraûfun rahîm(un)


63- “Allah'a hamdolsun ki, senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi. Bu günde onların velisi odur ve onlar için acıklı bir azap vardır.”

Şu an Yüce Allah önce Kerim zatına yemin ederek Allah'a andolsun ki senden önceki ümmetlere de peygamber gönderdik şeytan onlara küfür yalanlama peygamberlerle alay ve buna benzer yaptıkları güzel gösterdi. O bakımdan kötülüklerine rağmen bunlara da amellerinin güzel gösterilmesinden dolayı hayrete Düşme! Bugün de onların velisi odur dünyada onları aldatacak saptırmayı görebilen ve kafirlerin yandaşı ayrılmayan arkadaşı şeytandır.

Ve onlar için kıyamet gününde acıklı bir azap vardır ayeti kerime görmüş olduğumuz müstekbirlerin bütün tavırlarının şeytan tarafından onlara süslü gösterildiğini onun adımlarını izlemekten kaynaklandığını göstermektedir.



اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ


Elleżîne teteveffâhumu-lmelâ-iketu tayyibîne(ﻻ) yekûlûne selâmun ‘aleykumu-dḣulû- lcennete bimâ kuntum ta’melûn(e)


64- “Sana kitabı sırf anlaşmazlığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman ve iman edenler topluluğuna da hidayet ve rahmet olmak üzere indirdik.”

Allahu Teala Bu ayeti kerimede Kur'an'ı indirmesinin iki sebebini beyan ediyor. Bunlardan biri insanların İhtilaf ettikleri zor meselelerin gerçek yüzünü açıklanmasıdır. Bunlar da Allahu Teala'nın çeşitli sıfatları öldükten sonra dirilme, Cennet konu, helal ve haram birbirinden ayırt etme gibi akılla bilemeyecek şeylerdir.

 Diğeri ise iman eden insanlara doğruyu gösterme ve kendilerine Merhamet etmedir. Zira Kur'an iman edenler, onun Allah'ın çeşit. Kur'an'dan da daha büyük bir merhamet kaynağı düşünülebilir mi? 


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

Kadiri Yolu