Gönül dostu, salikin o manevi duyularının açılmasından bahsettiğimiz "incelme" vaktinde gördüğü her ışığın nur, her duyduğu sesin ilahi bir hitap olmadığını bilmesi, uçurumun kenarında yürürken elindeki tek fenerin "edep ve şeriat" olması gibidir. Size yazımızda o değişim rüzgarları dediğimiz hallerden bahsettik, aslında bu durum ruhun üzerindeki kalın perdelerin kalkıp, daha şeffaf ve hassas olan "misal alemi" perdelerine çarpmasıdır.
Bu aşamada en büyük tehlike, salikin "ben erdim" sarhoşluğuna kapılmasıdır. İşte tam burada, "yalancı nurlar" ile "hakiki keşiflerin" farkını mizan edecek o meşhur menkıbeyi, Gavsu'l-Azam Abdülkadir Geylânî Hazretleri’nin üzerinden okuyalım.
Abdülkadir Geylânî ve Gökteki "Yalancı Nur"
Hazret bir gün sahrada ibadet ve riyazetle meşgulken, birden ufukta muazzam bir parlaklık belirir. Öyle bir nur ki, güneşin ışığını gölgede bırakır. O nurun içinden heybetli bir ses yankılanır:
— "Ey Abdülkadir! Ben senin Rabbinim. Bugüne kadar yaptığın ibadetleri, çektiğin çileleri ve gösterdiğin sadakati kabul ettim. Artık makamın öyle bir yere geldi ki, bugünden sonra sana haramları helal kıldım, artık hiçbir mükellefiyetin kalmadı!"
Hazret, bu muazzam görüntüye ve sese rağmen zerre sarsılmaz ve istifini bozmadan şöyle cevap verir:
— "Defol git ey mel'un! Kovulmuş şeytan sensin!"
O an o parlak nur bir anda kararır, simsiyah bir duman yığınına dönüşür ve şeytan asli suretiyle belirerek sorar:
— "Ey Abdülkadir! Ben bu oyunla binlerce saliki yolundan ettim, onları 'erdim' zannıyla harama düşürdüm. Sen benim şeytan olduğumu nereden anladın?"
Hazret-i Pir, o sarsılmaz mizanı şöyle açıklar:
— "İki şeyden anladım: Birincisi; Rabbim hiçbir zaman kuluna haramı helal kılmaz. Allah’ın en sevdiği kulu olan Resulullah’a (sav) bile son nefesine kadar ibadet emredilmişken, bana 'artık yapmasan da olur' demesi muhaldir. İkincisi; 'Ben senin Rabbinim' dedin. Allah’ın sesi cihetlerden ve mekandan münezzehtir, senin sesin ise belli bir yönden geliyordu."
Yalancı Nur ile Hakiki Keşif Arasındaki "Girift" Farklar
Bu menkıbe, salikin karşılaştığı o duyusal uyanışları nasıl tartması gerektiğini şu tabloyla özetler:
Tefekkür Notu
"Dostum, salikin gönlünde esen o rüzgarlar bazen bahar çiçeğinin kokusunu getirir, bazen de fırtınadan önceki toz dumanı... Eğer duyduğun ses veya gördüğün ışık seni 'diğer insanlardan daha özel' hissettiriyorsa, bil ki o bir yalancı nurdur. Hakiki keşif, insanı sokağa çıktığında 'herkesi kendinden daha hayırlı görme' makamına indirir. Sen o 'incelme' anında, en kalın duvarın kendi nefsin olduğunu unutma."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...