Nefisle mücahede, dervişliğin "kara kuşağıdır." Genelde aç kalmak veya az uyumak gibi zannedilse de asıl mücahede, nefsin en sevdiği gıdayı—yani itibarı ve kibri—onun elinden çekip almaktır.
"Karakter İnşası" veya "Menkıbe" köşesi için, büyük ariflerden Ebu Bekir Şiblî Hazretleri’nin o sarsıcı ve bir o kadar öğretici başlangıç hikâyesini bu için size seçtim.
Nefsin Belini Kıran "Tuz" İmtihanı: Şiblî’nin Başlangıcı
Ebu Bekir Şiblî, tasavvuf yoluna girmeden evvel Bağdat’ın en yüksek makamlı yöneticilerinden biriydi. İtibarı yüksek, sözü geçer, dünya nimetleri ayağının altındaydı. Bir gün içinde uyanan o büyük yangınla, zamanın kutbu Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin kapısına gitti.
"Efendim," dedi, "Gönlümdeki bu boşluğu ancak sizin reçeteniz doldurur. Beni kabul buyurun."
Cüneyd-i Bağdâdî, karşısındaki bu mağrur ve yüksek makamlı adamın nefsinin neyle beslendiğini bir bakışta anlamıştı. Ona hemen bir zikir veya bir hırka vermedi. Aksine, nefsinin en çok korktuğu şeyi emretti:
1. Perde: Kibrin İlacı Olarak Pazar Yeri
Cüneyd Hazretleri, Şiblî’nin eline bir sepet dolusu kükürt ve tuz verdi ve şöyle dedi:
"Bağdat çarşısına çık ve bunları sat. Ama sakın ola fiyat kırma, herkes gibi pazarlık et!"
Eski bir vali, koca bir yönetici, elinde tuz sepetiyle halkın arasına girdi. Eskiden önünde eğilen insanlar, şimdi ona bir seyyar satıcı muamelesi yapıyordu. Bazıları onu tanıdı, alay etti; bazıları görmezden geldi. Şiblî tam bir yıl boyunca o pazar yerinde nefsinin "itibar" putunu her gün biraz daha kırdı.
2. Perde: Hiçliğe Yolculuk
Bir yıl dolunca Cüneyd Hazretleri bu sefer onu kapı kapı dolaşıp dilenmeye gönderdi. Yanlış anlaşılmasın; Şiblî’nin paraya ihtiyacı yoktu. Mürşidi ona, "hiç kimseden bir şey beklememe" ve "kimseden üstün olmadığını anlama" dersi veriyordu. Koskoca Şiblî, sokaklarda boynu bükük dolaşırken içindeki o "benlik" canavarının açlıktan öldüğüne şahit oldu.
3. Perde: Helalleşme ve Vicdan Mücahedesi
Son aşamada Cüneyd (ks) ona en zorunu emretti: "Şimdi git, valilik yaptığın yerleri tek tek dolaş. Kırdığın kalp, aldığın haksız vergi, ahını aldığın kim varsa bul ve helalleş."
Şiblî yollara düştü. Yıllar evvel azarladığı bir memuru, haksızlık ettiği bir tüccarı bulup ayaklarına kapandı. Nefis, "Sen koskoca valisin, yapma!" diye feryat ederken, o nefsinin ağzına bir mühür vurdu ve herkesle helalleşti.
Perde Kalkınca...
Tüm bu süreç bittiğinde Şiblî tekrar Cüneyd-i Bağdâdî’nin huzuruna geldi. Üstü başı toz içinde, ama gözleri bambaşka bir nurla parlıyordu. Cüneyd Hazretleri tebessüm ederek buyurdu:
"Şimdi gel ey Şiblî! Nefsinin putlarını dışarıda bıraktın, artık kalbinin kapısından içeri girebilirsin."
Bu menkıbe bize şunu öğretir: Nefisle mücahede sadece tesbih çekmek değildir. Asıl mücahede;
– Haksız olduğumuzda özür dileyebilmek,
– İtibarımızı kaybettiğimizde dahi sükûneti korumak,
– Ve kendimizi kimseden üstün görmemektir.
Günün birinde Şiblî’ye sordular: "Bu yolu nasıl buldun?" Cevabı kısa ve özdü: "Nefsimi feda ettim, O’nu buldum."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...