Hadis Usulü
Hadis Usulünün Tanımı
Hadis usulü ifadesi iki kelimeden oluşan bir isim tamlamasıdır. Bu kelimeler “Hadis” ve “Usul” kelimeleridir. Hadis Usulü, Hz. Peygamber’e nispet edilen rivayetlerin sıhhatini araştıran, hadislerin kabul veya reddedilme ölçülerini belirleyen ilim dalıdır. Bu ilim sayesinde bir rivayetin:
— Sahih mi zayıf mı olduğu,
— Kimlerden nakledildiği,
— Ravi zincirinin sağlamlığı,
— Metninde problem bulunup bulunmadığı tespit edilir.
Hadis usulü, hadis ilminin “metodoloji” kısmıdır. Nasıl ki fıkıhta usûl-i fıkıh hükümleri çıkarma yöntemini öğretiyorsa, hadis usulü de rivayetleri değerlendirme yöntemlerini öğretir. Hadis usulü kitapları incelendiğinde, önemli bir bölümün ıstılahların/terimlerin açıklamasından oluştuğu görülmektedir. Bu sebeple olsa gerek bu ilme “İlmu Mustalahi’l-Hadis” -الحديث مصطلح علم- ,yani “Hadis Istılahları İlmi” de denilmiştir.
Bütün bu hususlar göz önünde bulundurularak, hadis Usulü şu şekilde de tarif edilmiştir: “Hadis usulü, hadislerin sonraki nesillere aslına uygun olarak nakledilebilmek ve sahihi ile zayıfını birbirinden ayırmak için ihtiyaç duyulan kurallar ve bunlarla ilgili ıstılahlardan bahseden ilimdir
Hadis Usulünün Ortaya Çıkışı
Hz. Peygamber döneminde hadislerin doğruluğu konusunda özel bir problem yoktu. Çünkü sahabiler bir mesele olduğunda doğrudan Resûlullah’a başvurabiliyorlardı.
Ancak: Hz. Peygamber’in vefatı, İslam coğrafyasının genişlemesi, Fitne hareketlerinin başlaması, Siyasi ve mezhebî ayrılıklar, Bazı kimselerin hadis uydurması gibi sebepler hadislerin kontrol edilmesini zorunlu hale getirdi.
Özellikle tabiîn döneminden itibaren muhaddisler: Ravi araştırması yapmış, Sened incelemiş, Güvenilir ravileri belirlemiş, Uydurma hadisleri ayıklamışlardır. Böylece hadis usulü ilmi sistemli bir disiplin haline gelmiştir. Bu konuda önemli eserlerden biri el-Muhaddisü’l-Fâsıl, daha sonra ise Mukaddime olmuştur.
Tabiin döneminde hadis, fıkıh usulü, tarih, cerh ve ta’dîl türü eserlerin bazen mukaddimelerinde, bazen eserin içinde yer alan bir bölümde veya rivayetlerin değerlendirilmesi esnasında birtakım hadis usulü esaslarına değinilmiştir. Ayrıca hadis usulünün, “Garîbu’l-Hadis”, “İhtilâfu’l-Hadis”, “İlelu’l-Hadis” gibi özel konularına dair eserler de yazılmıştır. Ancak hadis usulünün temel konularını ele almak amacıyla müstakil eserlere bu dönemde de rastlanmamaktadır.
Bu dönemde yazılan ve içerisinde hadis usulü bilgilerine değişik vesilelerle değinen eserlerin başlıcaları şu şekilde sıralanabilir:
— İmâm Şâfiî’nin er-Risâle adlı eseri: İmâm Şâfiî’nin bu eseri aslında ilk fıkıh usulü eseri olarak kabul edilmektedir. Fıkıh usulünün önemli bölümünü de hadisler oluşturduğu için eserde bu konuya dair müstakil bölümler yer almaktadır. Haber-i vâhidin hüccet olması, ravide aranan şartlar, mana ile rivayet, tedlîs ve müdellesin rivayeti gibi konular hadis usulü ile alakalı bölümlerdir.
— İmâm Müslim’in el-Câmiu’s-Sahîh adlı eseri: Müslim’in bu eseri aslında bir hadis kitabıdır. Ancak eserin başında yer alan mukaddime bölümünde zayıf ve yalancı raviden rivayet etmekten sakınma, isnad, cerh ve ta’dîl, mu’an’an hadis ve mu’an’an hadisin delil olması ile ilgili temel hadis usulü bilgileri yer almaktadır.
— Ebû Dâvud’un Risâle ilâ Ehli Mekke adlı eseri: Sünen adlı hadis kitabının yazarı Ebû Dâvud eserini tanıtmak amacıyla kaleme aldığı bu risalesinde metrûk ravi, mürsel, müsned, münker, garib, sahih muttasıl, müdelles hadis gibi birtakım usul meselelerine değinmiştir.
— Tirmizî’nin el-Câmî adlı eserinin İlel bölümü: Tirmizî Sünen diye meşhur olan el-Câmî adlı eserinin sonuna, eserinde kullandığı bazı ıstılahları ve birtakım usul meselelerini ele aldığı el-İlel isimli bir bölüm eklemiştir. Bu bölümde; cerh ve ta’dîl, mana ile rivayet, mürsel hadis, eda keyfiyeti, hasen ve garib hadis gibi bazı usul konularına değinmiştir. Bunun dışında Tirmizî’nin el-İlelu’l-Kebîr adlı eserinde ise hadislerdeki illetler ele alınmıştır.
Bunların dışında Buhârî’nin, es-Sahîh adlı eserinin Kitâbu’l-İlm ve Kitâbu Ahbâri’l-Âhâd bölümleri ile el-İlel, el-Fesevî’nin el-Ma’rife ve’t-Târîh ve Ebû Zur’a edDımaşkî’nin Kitâbu’t-Târîh ve İleli’r-Ricâl isimli eserlerinde hadis usulü konularına rastlanmaktadır.
Hadis Çeşitleri
1. Kabul ve Reddi Açısından Hadis Çeşitleri
Hadisler sıhhat bakımından genel olarak iki ana gruba ayrılır:
A) Makbul Hadisler (Kabul Edilenler)
Gerek sened gerekse metin itibarıyla Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ait olma ihtimali kuvvetli, dolayısıyla kabul edilmeye layık olan ve kendisiyle amel edilmesi gereken hadise denir. Buna “Ma’mûlun bih” (به معمول ) veya “me’hûzun bih” ( مأخوذ به) hadis de denilmektedir.
1. Sahih Hadis
Sahih hadis; Adalet ve zabt sahibi ravilerin, kesintisiz bir senedle rivayet ettiği; şâz ve illetli olmayan hadistir. Şartları:
— Senedin muttasıl/kesiksiz olması: İlk râviden son râviye kadar, râviler arasında kopukluk olmaması, yani senedde yer alan râvilerden her birinin hadisi, kendisinden hadis naklettiği hocasından bizzat almasıdır.
— Râvilerin adalet sahibi olması: Hadisin senedinde yer alan her bir râvinin, Müslüman, büluğ çağına ermiş, akıllı, dinin emirlerini yapıp yasaklarından kaçınan ve kişiliğe zarar verici söz ve davranışlardan sakınan olması gerekir. Bu özellikleri taşıyan râviye âdil denilir.
— Râvilerin zabt sahibi olması: Zabt; râvinin, ezberinden rivayet ediyorsa naklettiklerini ezberlemiş olması, kitabından rivayet ediyorsa kitabını her türlü değişiklikten koruması demektir. Dolayısıyla bir hadisin sahih olabilmesi için senedde yer alan bütün râvilerin, rivayetlerini değişiklik yapmadan hafızada tutabilmeleri gerekir.
— Hadisin şâz olmaması: Sika yani adalet ve zabt sahibi râvinin rivayet ettiği hadisin, diğer sika râvilerin rivayetlerine aykırı olmamasıdır.
— Hadisin muallel olmaması: Hadisin, sıhhata zarar verecek gizli bir kusurunun bulunmaması.
Sahih hadis yukarıda zikredilen özellikleri bizzat veya herhangi bir destekle taşımasına göre, bir başka ifadeyle bu şartları en üst seviyede taşıyıp taşımamasına göre iki kısma ayrılır:
— Sahih li-zâtihî diye adlandırılan hadis, yukarıda belirttiğimiz sıhhat şartlarını bizzat taşıyan hadistir. Yani senedinin başından sonuna kadar sika râvilerin muttasıl bir senedle birbirlerinden rivayet ettikleri şâzz ve muallel olmayan hadistir.
— Muttasıl bir isnâdla rivayet olunmuş, şâzz ve muallel olmayan fakat râvilerinden birinin zabtının tam olmaması gibi bir eksiklik sebebiyle sahih olamayan, ancak bu eksikliği başka bir rivayetle giderilerek sahih derecesine çıkan hadistir. Bir başka ifadeyle râvilerinden birinin zabtındaki kusur sebebiyle hasen li-zâtihî olarak isimlendirilen bir hadis, kendisi gibi veya daha iyi durumdaki bir isnâd veya hadisle desteklenmesi durumunda sahih li-ğayrihî olur.
Sahih hadisler dinî hükümlerde delil kabul edilir.
2. Hasen Hadis
Sahih hadisin şartlarını taşıdığı halde ravi zabtı biraz daha düşük olan hadistir. Hüsn kökünden türemiş olan hasen kelimesi sözlükte iyi, güzel anlamına gelmektedir. Hadis terimi olarak hasen hadis; sahih hadisin şartlarını taşımakla beraber bir veya birkaç râvisinin zabtı, sahih hadis râvilerine nispetle daha az olan hadis demektir. Hasen hadis, sahih ile zayıf arasında yer alan fakat sahih’e daha yakın olan bir hadis çeşididir. Delil olarak kullanılabilir.
Hasen hadisler ikiye ayrılmaktadır:
— Hasen li-zâtihî; râvilerinin hepsi adalet sıfatına sahip olduğu hâlde râvilerinden bir veya birkaçının zabt sıfatı tam olmayan, muttasıl bir senedle şâz ve muallel olmaksızın rivayet edilen hadistir. Başka bir ifadeyle sahih hadisin şartlarını taşımakla beraber râvilerinden bir veya birkaçının zabt sıfatı tam olmayan hadistir.
— Hasen li-ğayrihî; İsnâdındaki bir veya birkaç râvisinin zabt sıfatının zayıf olması sebebiyle aslında zayıf olan, ancak zayıflığı başka rivayetlerin desteğiyle giderilerek hasen niteliğini kazanan hadise, hasen li-ğayrihî denir.
B) Merdud Hadisler (Reddedilenler)
Şartlarını taşımayan hadislerdir. Gerek sened gerekse metin itibarıyla Hz. Peygamber’e (s.a.s.) ait olma ihtimali hiç olmayan veya ait olmama ihtimali kuvvetli olan, bu itibarla kendisiyle amel edilmesi kabul edilmeyen, reddedilen hadise denir.
1. Zayıf Hadis
Sahih veya hasen hadisin şartlarından biri eksik olan hadistir. Sebep olarak: Ravi zayıflığı, Sened kopukluğu, Metin problemi bulunabilir. Zayıf hadisler isnâddaki kopukluk sebebiyle mürsel, munkatı, mu‘dal, mu‘allak, müdelles kısımlarına; râvilerin adalet veya zabt kusuru sebebiyle ise metrûk, münker, muallel, müdrec, maklûb, şâz, muzdarib, musahhaf ve muharref kısımlarına ayrılır.
2. Mevzu Hadis
Hz. Peygamber adına sonradan uydurulmuş sözlerdir. En tehlikeli hadis çeşididir ve rivayet edilmesi büyük vebal sayılmıştır.
İttisâli Açısından Hadis Çeşitleri
İttisâl, senedin kopuksuz olması demektir. Bu açıdan hadisler şu şekilde sınıflandırılır:
1. Muttasıl Hadis
Senedindeki bütün ravilerin birbirinden rivayet aldığı kesintisiz hadistir. Senetteki her ravinin hocasından muteber öğrenme yollarını takip ederek nakilde bulunduğu ve ravilerin arasında zaman ve mekân olarak bir kesintinin olmadığı hadise denir.
2. Münkatı Hadis
Senedin herhangi bir yerinde kopukluk bulunan hadistir. Senedi muttasıl olmayan hadise denir. Yani ravileri arasında zaman ve mekân itibarıyla bir kopukluk bulunan hadis demektir.
3. Mürsel Hadis
Tabiînin sahabeyi atlayarak doğrudan Hz. Peygamber’den rivayet ettiği hadistir.
Örnek: “Resûlullah şöyle buyurdu...” diyen bir tabiî ravi.
4. Muallak Hadis
Senedin baş kısmından bir veya birkaç ravinin düşürüldüğü hadistir.
5. Mu‘dal Hadis
Senedde art arda iki veya daha fazla ravinin düşürüldüğü hadistir.
Metnin Kaynağı Açısından / Müntehâsına Göre Hadis Çeşitleri
Hadisin kime nispet edildiğine göre yapılan tasniftir.
1. Kudsî Hadis
Manası Allah’tan, lafzı Hz. Peygamber’den olan hadistir. Kur’an’dan farklıdır; çünkü Kur’an hem lafız hem mana olarak vahiydir. Yani: Kur’an ayeti olmadığı hâlde Hz. Peygamber tarafından Allah Teâla’ya izafe edilen bilgilere kudsî hadis denir. Kudsî hadislere İlahi veya Rabbânî hadisler de denilmektedir.
Bu tür hadisler genel olarak Allah Teâlâ’nın yüceliği, kudreti, merhameti lütfu gibi sıfatlarından bahsetmektedir. Kudsî hadislerin sayısı diğer hadis türlerine oranla fazla değildir. Bu hadisler ilk önceleri diğer hadislerle birlikte derlenmiştir. Ancak hicri 6. asırdan itibaren kudsî hadisleri bir arada toplayan müstakil eserler kaleme alınmıştır. Bunların en önemlileri Aliyyu’l-Kârî’nin (ö.1014/1605) el-Ehâdîsu’l-Kudsiyye adlı eseri ile Abdurraûf el-Münâvî’nin (ö.1031/1622) el-İthâfu’s-Seniyye bi’l-Ehâdîsi’lKudsiyye adlı eserleridir. Bu eser, Diyanet işleri eski başkanlarından H. Hüsnü Erdem tarafından Kırk Kudsî Hadis ve İlâhî Hadisler Türkçeye çevrilmiş ve yayımlanmıştır.
Bir hadisin kudsî hadis olduğu rivayet metnindeki bazı ifadelerden anlaşılabilmektedir. Bu ifadelerin belli başlıları şu şekildedir:
- Resûlüllah (s.a.s.) yüce Allah’ın şöyle buyuduğunu söyledi…
- Rabbinden rivayet ederek Resûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu……
- Aziz ve celil olan Allah’tan rivayetle Resûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu…..
- Resûlüllah’ın (s.a.s.) kendisinden rivayet ettiğine göre, Allah u Teâla şöyle buyurdu…….
Kudsî hadislere örnek olarak şu hadisler verilebilir: “Ebû Hureyre’nin rivayetine göre Resûlüllah (s.a.v.), Yüce Allah ‘İnsanoğlunun her fiili kendisi içindir. Oruç ise böyle değildir. O sırf benim için yapılan bir ibadettir. Onun karşılığını da sadece Ben veririm.’ buyurdu demiştir (Buhârî, Savm, 9; Muslim, Siyâm, 162-164).
2. Merfû Hadis
Söz, fiil veya takrir olarak doğrudan Hz. Peygamber’e nispet edilen hadistir. Merfû’ (الموفوع (ifadesi sözlükte yükseltimiş, kaldırılmış şey demektir. Bir hadis terimi olarak merfû’ ise Hz. Peygamber’e (s.a.s.) isnad edilen söz, fiil ve takrirlere verilen isimdir. Bu hadislerin merfû diye isimlendirilmesini sebebi senedin sahabede kalmayıp Hz. Peygamber’e (s.a.s.) yükseltilmesinden dolayıdır. Hadis denilince aslında ilk olarak akla gelen bu tür hadislerdir. Merfû’ hadis de Hz. Peygamber’e nisbetinin açık veya kapalı olması bakımından ikiye ayrılmaktadır. Bunlar serâheten merfû’ ve hükmen merfû’ hadistir.
3. Mevkuf Hadis
Sahabede kalan, Hz. Peygamber’e ulaşmayan rivayetlerdir. Yani sahabenin sözü veya uygulamasıdır. Mevkûf ال (ifadesi kelime anlamı itibariyle, vakfedilmiş, durdurulmuş demektir. Bir hadis terimi olarak ise sahabeye ait söz, fiil ve takrirlerine verilen isimdir. Mevkûf hadiste sened, sahabede durdurulmuş / vakf edilmiş, Hz. Peygamber’e yükseltilmemiş /ref’ edilmemiştir.
Mevkûf hadisler fıkıh kitaplarında daha çok “kavlü’s- Sahâbî”, “Mezhebü’sSahâbî”, “Fetvâ’s- Sahâbî”, “Hükmü’s- Sahâbî” ifadeleriyle kaydedilmektedir. Sahabenin söz, fiil ve takrirlerinin önemi onların Hz. Peygamber’in eğitiminden geçmiş olmaları, hayatlarını onun öğretileri çerçevesinde şekillendirmeleri ve Kur’an ve sünneti en iyi bilen nesil olmalarından ileri gelmektedir. Öte taraftan mevkûf rivayetlerin bilinmesi bunların merfû’ rivayetlerden ayırt edilmesi açısından da önemlidir. Zira her ne kadar sahabenin söz, fiil ve takrirleri önemli olsa da Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrirleriyle aynı öneme sahip değildir. Hatta genel kabül gören yaklaşıma göre, mevkûf hadis dinî anlamda kendisine dayanılarak o çerçevede hüküm verilmesi zorunlu bir delil değildir.
Mevkûf bir hadisin sahih olması da onu Hz. Peygamber’e ait olduğu anlamına gelmemektedir. Buradaki sahihlik hükmü ilgili rivayetin kendisinden nakledildiği sahabeye isnadının sahih olduğu anlamına gelmektedir. Örneğin: Ebû Zerr şöyle demiştir: “Keskin kılıcı-ensesini göstererek- şuraya dayasanız, ben de Hz. Peygamber’den (s.a.v.) duymuş olduğum bir sözü, işimi bitirmenizden önce nakledebileceğimi zannetsem, onu muhakkak naklederdim!”(Buhârî, İlm, 10; Dârimî, Mukaddime, 46). Görüldüğü üzere bu hadisin kaynağı Ebû Zerr’dir. Dolayısıyla mevkûftur. Ebû Zerr’e nisbeti sahîh olduğu için sıhhati açısından da “sahîh” kabul edilmektedir.
4. Maktû Hadis
Tabiîn veya daha sonraki nesillere ait sözlerdir. Maktû’ kelime anlamı olarak kesilmiş, inkıtaya uğramış demektir. Bir hadis terimi olarak ise tâbiîne isnad edilen söz, fiil ve takrirlerine verilen isimdir. Hz. Peygamber’e nispet edilmez.
Maktû’ terimi ilk zamanlarda İmâm Şâfiî (ö.204/819) gibi bazı âlimler tarafından munkatı’ anlamında kullanılmıştır. Ancak daha sonraları bu iki terim birbirinden ayrılmıştır. Örneği: İbn Sîrîn şöyle demiştir: “Bu ilim (hadis ilmi) dindir. Öyleyse dininizi kimden aldığınıza dikkat edin! ” (Müslim, Mukaddime, 5)
Hadis Usulünün Önemi
Hadis usulü sayesinde: Sahih rivayetler korunmuş, Uydurma hadisler ayıklanmış, Sünnet güvence altına alınmış, Dinî hükümlerin sağlam kaynaklara dayanması sağlanmıştır. Bu ilim, İslam medeniyetinin en titiz ilim dallarından biri kabul edilir. Muhaddislerin ravi incelemeleri, tarih boyunca benzeri az görülen ilmî bir tenkit sistemi ortaya koymuştur.

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...