İslâm tarihinin en hüzünlü ve bir o kadar da iz bırakan olaylarından biri Recî’ Vak’ası ve bu vakada şehit düşen Hz. Âsım bin Sâbit’in (r.a.) kıssasıdır.
Hz. Âsım bin Sâbit, Bedir ve Uhud savaşlarında büyük kahramanlıklar göstermiş, Efendimiz’in (s.a.v.) hususi sevgisine ve takdirine mazhar olmuş bir Ensar yiğididir. O’nun şehadeti; sadakatin, duanın gücünün ve ilahi muhafazanın kıyamete kadar unutulmayacak muazzam bir nişanesidir.
Arıların Koruduğu Şehit: Hz. Âsım bin Sâbit ve İhlasın Zırhı
Hicretin 4. yılıydı... Adal ve Kâre kabilelerinden bir heyet Medine’ye gelerek Peygamber Efendimiz’den (s.a.v.) kendilerine İslâm’ı öğretecek muallimler istediler. Rahmet Peygamberi (s.a.v.), aralarında Âsım bin Sâbit’in de bulunduğu 10 kişilik bir muallim heyetini Ashâb-ı Kirâm arasından seçip yola çıkardı. Heyetin başkanlığına Hz. Âsım tayin edilmişti.
Ancak bu istek büyük bir tuzaktı...
Kafile, Mekke ile Usfân arasında bulunan Recî’ Suyu mevkiine vardığında, Adal ve Kâre kabileleri ahitlerini bozup Lihyânoğulları’ndan yaklaşık yüz kişilik okçu bir çeteyi Müslümanların üzerine kışkırttı.
"Puta Tapanların Sözüne Asla Güvenmem!"
Bir tepede etraflıca kuşatılan Müslümanlara hilekâr çete seslendi: — “Aşağı inin! Söz veriyoruz, hiçbirinizi öldürmeyeceğiz, sadece Mekkelilere satacağız!”
Hz. Âsım bin Sâbit, kâfirlerin sözüne ve ahdine inanmayarak o tarihi duruşunu sergiledi ve buyurdu:
“Ben bir kâfirin ahdine ve emanına sığınarak aşağı inmem! Allah’ım! Durumumuzu Resûlü’ne haber ver!”
Âsım (r.a.) ve arkadaşları ok kılıç kınından çıkmış halde son nefeslerine kadar dövüştüler. Bedenine saplanan oklara rağmen eğilmeyen Hz. Âsım bin Sâbit, şehit düşmeden hemen önce Rabbine şu hususi duayı niyaz etti:
“Allah’ım! Ben senin dinini korumak için ilk gününden beri mücadele ettim. Sen de bugün benim cesedimi kâfirlerin elinden ve dokunmasından koru!”
Kısa süre sonra Hz. Âsım ve yanındaki sahabelerin çoğu şehadet şerbetini içti.
Ahdin Mukabili: Arı Ordusu (Ahmıyyü'd-Dabr)
Hz. Âsım bin Sâbit, Bedir Savaşı’nda Mekke’nin azılı müşriklerinden Süfyan bin Ümeyye ve Müsâfı’ bin Talha’yı etkisiz hale getirmişti. Müsâfı’ın annesi Sülâfe adındaki kadın, oğlunun intikamını almak için: “Âsım’ın kafatasında şarap içeceğim!” diye yemin etmiş, onun başını getirene yüz deve ödül vaat etmişti.
Lihyânoğulları çetesi, Hz. Âsım’ın mübarek başını kesip Mekke’ye satarak o büyük ödülü almak için cesedine yaklaştı.
Tam o anda mucizevi bir ilahi müdahale gerçekleşti...
Allahü Teâlâ, Hz. Âsım’ın samimi duasını kabul buyurdu. Nereden geldiği bilinmeyen devasa bir arı (yaban arısı/eşek arısı) bulutu Hz. Âsım’ın mübarek bedeninin etrafını sardı. Müşrikler ne zaman cesede yaklaşmaya çalışsalar, arılar hücum edip gözlerini, yüzlerini dağladı. Tek bir müşrik dahi Hz. Âsım’ın bedenine el süremedi!
Çete çaresiz kalarak dedi ki: — “Bırakın, akşam olsun. Gece olunca arılar dağılır, biz de başını kesip alırız.”
Ancak gece olduğunda, gürleyen gökyüzünden aniden bastıran şiddetli bir yağmur ve sel geldi. Sel suları, Hz. Âsım’ın mübarek bedenini alıp götürdü ve kâfirlerin bilmediği, ulaşamayacağı gizli bir yere defnetti. Müşrikler günlerce aradılarsa da cesetten tek bir iz dahi bulamadılar.
Bu hadiseden sonra Hz. Âsım bin Sâbit İslâm tarihinde “Ahmıyyü’d-Dabr” (Arıların Koruduğu Kimse) unvanıyla anıldı.
Kadirî ve Tasavvufi Yoldan Bir Tefekkür
Hz. Âsım’ın bu şehadeti, tasavvufi derinliği ve hikmeti bakımından çok mühim dersler barındırır:
1. Duadaki Samimiyet ve "Emanete Sadakat"
Hz. Âsım (r.a.), sağlığında kendi bedenini ve dinini Allah’ın emrine adamıştı. Hayatını Hakka adayan kulun bedenini de, ruhunu da bizzat Hak korur. Kadirî terbiyesinde "Ahit ve Sadakat" esastır. Kul sözünde durursa, Kâinatın Sahibi de kulunun duasını boşa çıkarmaz.
2. Hz. Ömer’in Tefekkürü
Bu mucizevi olay Medine’ye ulaştığında Hz. Ömer (r.a.) gözyaşları içinde şöyle buyurmuştur:
“Allahü Teâlâ mümin kulunu mutlaka korur. Âsım sağlığında kendisini kâfirlerin kirletmesinden korumuştu; Allah da ölümünden sonra onun cesedini kâfirlerin dokunmasından korudu.”
3. Zâhirî Mağlubiyetin Bâtınî Zaferi
Dünya gözüyle bakıldığında 10 sahabe tuzakla şehit edilmiş görünüyordu. Fakat manevi pencereden bakıldığında, onların ruhları illiyyîne yükselmiş, bedenleri ilahi ordularca muhafaza edilmiş ve isimleri sadakatin sembolü olmuştur.
Gönül Hanesine Hikmetli Notlar
— Can Verilir, İffet ve Onur Verilmez: Hz. Âsım, düşmanın sahte emanına sığınmaktansa izzetle şehit olmayı seçmiştir.
— Mahlûkatın İtaati: Allah’a hakiki manada kul olana, kainattaki arılar da, seller de, rüzgâr da muhafız olur.
— Görünmeyen Muhafızlar: İhlasla yapılan bir dua, insanın arkasında ordulardan daha güçlü bir zırh oluşturur.
“Sen yeter ki diri iken Hakk’ın sınırlarını koru; O senin cansız bedenini dahi sahipsiz bırakmaz.”
Bu menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Dünya hayatında nefsine ve ruhuna kâfir ahlakının, kibir ve cehaletin dokunmasına izin vermezsen; Rabbin de seni hem dünyada hem ukbada kimseye muhtaç etmez, ilahi rahmet kanatlarıyla örter...

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...