KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.

 

Hz. Süleyman (a.s.) ve Karınca

İslâm kültüründe ve tasavvuf irfanında derin izler bırakan, Hz. Süleyman (a.s.) ile karınca arasında geçen o hikmet dolu kıssa, rızık garantisi ile ilâhî kefalet arasındaki muazzam farkı ortaya koyar.

İnsanın kendi kısıtlı gücüne olan güveni ile Âlemlerin Rabbinin sonsuz rahmetine olan ilticasını muazzam bir temsil ile gözler önüne seren bu menkıbe, tasavvufi derinliği ve hikmetli mesajıyla şöyle cereyan eder:

İlâhî Kefalet ile Kul Garantisi: Hz. Süleyman (a.s.) ve Karınca

Kuşların dilini bilen, rüzgâra hükmeden ve cinlerden orduları bulunan büyük peygamber Hz. Süleyman (a.s.), bir gün yolda yürürken küçük bir karınca gördü. Karıncanın azimle bir buğday tanesini taşıdığını fark edince, onunla konuşmak istedi ve durup sordu:

— “Ey karınca! Bir yıl boyunca beslenip yaşayabilmen için sana ne kadar buğday yeter?”

Küçük karınca, hürmetle cevap verdi: — “Ey Allah’ın Peygamberi! Bir yıl boyunca bana bir tek buğday tanesi tam olarak yeter.”

Hz. Süleyman (a.s.), ilâhî hikmeti ve imtihan sırrını tefekkür etmek maksadıyla karıncayı aldı, bir kutunun içine koydu ve yanına da bir buğday tanesi bıraktı. Kutunun kapağını kapatırken karıncaya şöyle dedi: — “Senin bir yıllık rızkını buraya koyuyorum. Bir yıl sonra gelip seni kontrol edeceğim.”

Şaşırtan Manzara ve Yarım Buğday Tanesi

Aradan tam bir yıl geçti... Hz. Süleyman (a.s.) söz verdiği vakitte kutunun yanına geldi ve kapağını açtı. Kutunun içine baktığında gözlerine inanamadı.

Karınca, koca bir yıl geçmesine rağmen kendisine verilen bir buğday tanesinin sadece yarısını yemiş, diğer yarısını ise el değmeden kenara bırakmıştı.

Hz. Süleyman (a.s.) hayretle sordu: — “Ey karınca! Sen bana bir yıl için bir buğday tanesinin yeteceğini söylemiştin. Aradan bir yıl geçtiği halde neden buğdayın sadece yarısını yedin, diğer yarısını bıraktın?”

Karıncanın verdiği cevap, kıyamete kadar insanlığa ders olacak bir ilâhî marifet ve tevhid hakikati barındırıyordu:

“Ey Allah’ın Peygamberi! Ben daha önce doğada hür idim. Rızkımı veren doğrudan doğruya Âlemlerin Rabbi olan Allahü Teâlâ idi. Ben biliyordum ki, Rezzâk-ı Âlem olan Rabbenâ beni asla unutmaz, rızkımı kesmez ve beni ihmal etmez. Bu yüzden bir yıl boyunca bir buğday tanesini korkusuzca yer, bitirirdim...

Fakat beni bu kutuya kapatıp rızkımı senin üzerine aldığını görünce bir korku sardı içimi. Dedim ki: 'Süleyman bir insandır. Belki beni burada unutur, belki başına bir iş gelir de vaktinde gelemez, beni ihmal eder...'

İşte bu yüzden, kul garantisine güvenmediğim için rızkımı idareli kullandım. İkinci yıl unutulursam aç kalmayayım diye buğdayın yarısını önümüzdeki yıla sakladım!”

Hz. Süleyman (a.s.), küçük bir mahlûkatın kalbindeki bu sarsılmaz tevekkül ve basiret karşısında gözyaşlarını tutamadı ve Allahü Teâlâ’ya şükretti.

Kadirî ve Tasavvufî Yoldan Bir Tefekkür

Bu menkıbe, tasavvuftaki "Tevekkül", "Rızık Emniyeti" ve "Mâsivâya Dayanmama" esaslarını kusursuz bir şekilde tefsir eder:

1. Hakiki Rezzâk’ı Tanımak (Tevhid-i Rızık)

Kullar çoğu zaman rızkı patronundan, maaşından, ticaretinden veya makamından bilir. Oysa bunlar sadece birer vasıta ve sebeptir. Karınca örneğinde olduğu gibi, sebeplere ve fani insanlara bel bağlamak insanı kaygıya, istifçiliğe ve korkuya sürükler. Hakiki mülk sahibinin Allah olduğunu idrak eden ruh ise rızık endişesinden azat olur.

2. Tevekkül ile Sebeplere Yapışma Dengesi

Tasavvuf ehli der ki: “Rızık aramak sünnet, rızkın Allah’tan olduğuna inanmak farzdır.” Karınca çalışmaktan geri durmamış, ama güvenini kendi gücüne veya başka bir mahlûka değil, doğrudan doğruya Rezzâk olan Rabbe bağlamıştır.

3. Gönül Zenginliği ve Kanaat

Mahlûkatın en küçüğü olan karınca, kalbindeki marifet sayesinde peygamberlerin bile hayran kaldığı bir ufku sergilemiştir. Gerçek zenginlik; elindeki dünya malının çokluğu değil, kalbin Hakka olan itimadıdır.

Gönül Hanesine Hikmetli Notlar

— Kulların İhmali, Rabbin İhsanı: İnsan unutur, şaşar, imkânı tükenir; fakat Allahü Teâlâ’nın hazineleri sonsuzdur ve O hiçbir kulunu unutmaz.

— Gelecek Kaygısı: İnsanı kemiren gelecek kaygısı, Rezzâk isminin tecellisini kâfi derecede kavrayamamaktan doğar.

— Marifet Yaştan ve Beden Boyutundan Bağımsızdır: Hikmet bazen devasa saraylarda değil, ayağımızın altındaki küçük bir karıncanın tefekküründe tecelli eder.

“Kuşlar sabah karınları boş olarak yuvalarından çıkar, akşam karınları doymuş olarak dönerler. Sen yeter ki O’na hakkıyla tevekkül et!”

Bu menkıbe bize fısıldıyor ki ey can: Dünya dertleri ve rızık kaygıları ruhunu sıktığında, o küçük karıncanın şuurunu hatırla... Seni yoktan var eden Rabbin, var ettiği kulunu asla sahipsiz ve rızıksız bırakmaz.


5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU