KADİRİ YOLU

KADİRİ YOLU
Seyr-u süluk Tasavvufi yetiştirilme yoludur.


Bismillahirrahmanirrahim

Tasavvuf yolculuğu (Seyr-i Sülûk), bir şehirden diğerine gitmek değil, kalbin bir sıfattan diğerine hicret etmesidir. Bu yolculukta sâlikin karşısına çıkan manevi tecelliler; ya geçici birer esinti (Hâl) ya da kalıcı birer taht (Makam) hükmündedir.

Sizin kıymetli ifadelerinizden yola çıkarak, büyüklerin hikmetli sözleriyle bu iki kavramın hakikatini nakşedelim.


Hâl ve Makam: Gönül İkliminin Değişen ve Sabit Burçları

Tasavvuf büyükleri, sâlikin manevi derecelerini açıklarken şu temel ayrımı yapmışlardır: Hâl bir ihsan (mevhibe), Makam ise bir imtihan ve gayret (kesb) meyvesidir.

I. Hâl: Kalbe İnen İlahi Esintiler (Mevhibe)

Hâl; kulun kendi isteği ve çabası olmadan, Allah tarafından kalbe indirilen neşe, keder, daralma (kabz) veya ferahlama (bast) gibi manevi duygulardır. Hâl, bulut gibidir; gelir, kalbi yıkar ve geçer.

İmam Kuşeyrî (r.h.) buyurur: "Hâller birer bağıştır (mevhibe); makamlar ise kazanılır (kesb). Hâller gökten inen nurlar gibidir; eğer kalbe yerleşirse artık ona makam denir."

- Geçicidir: Hal, sahibini bir an sarhoş eder (vecd), bir an korkutur (heybet), sonra kaybolur.

- İradesizdir: Kulun elinde değildir, Mevlâ’nın lütfudur.

- Hâl Sahibi (Ehl-i Hal): Sürekli bir halden diğerine döner, kalbi değişkendir.

II. Makam: Kalbin Sabitlendiği Durak (Kesb)

Makam; sâlikin riyazet, mücahede ve sabırla elde ettiği, kalbinde yerleşen kalıcı sıfatlardır. Örneğin; Tevbe, Tevekkül, Sabır ve Rıza gibi.

Hucvirî (k.s.) (Keşfü’l-Mahcûb’da) der ki: "Makam, kulun Allah huzurunda durduğu yerdir. Bir makamın hakkını vermeyen, bir sonraki makama yükselemez."

- Devamlıdır: Makam sahibi, o sıfatla ahlaklanmıştır. Tevekkül makamındaysa, zorlukta da darlıkta da kalbi sarsılmaz.

- Gayret Gerektirir: Mücahede ile, nefsi ezerek ve şeriatın ölçülerine sarılarak elde edilir.


Şimşekten Güneşe: Levâih, Levâmi ve Bevârık

Manevi tecelliler kalbe birden bire makam olarak yerleşmez. Onların da bir oluşum süreci vardır:

1. Bevârık (Şimşekler): Hakikat nurlarının kalbe bir anlık çarpıp kaybolmasıdır.

2. Levâih (Zuhur Edenler): Biraz daha uzun süren, kalbi aydınlatan parıltılardır.

3. Levâmi (Pırıltılar): Kalbi bir süre istila eden, fakat henüz kalıcı olmayan ışıklardır.

Eğer bu nurlar hiç kesilmeden kalpte kalırsa, artık o kul "Makam Sahibi" olmuştur. Ancak derviş bilmelidir ki; bazen bir ihmal veya gafletle makamından aşağı düşebilir. Bu yüzden büyükler "Yolun sonu yoktur" demişlerdir.


"Gayn" Sırrı: Efendimiz'in (s.a.s.) İstiğfarı

Resulullah (s.a.s.) Efendimiz'in "Kalbim dumanlanır da günde yüz kere istiğfar ederim" buyurması, bir günahtan değil, manevi terakkiden dolayıdır.

Tasavvuf Ehli şöyle izah eder: Efendimiz (s.a.s.) her an yeni bir kemal mertebesine yükselmektedir. Bir üst makamın nuru geldiğinde, bir önceki makam onun yanında "duman" (perde) gibi kalır. O, eski halinden yeni ve daha kâmil olan haline geçerken, eski halindeki eksiklik (nispi noksanlık) için istiğfar eder. Yani O'nun istiğfarı, "sürekli yükselişin" şükrüdür.


Netice-i Kelâm

- Hâl, kalbin misafiridir; hürmet edilmeli ama ona takılıp kalınmamalıdır.

- Makam, kalbin vatanıdır; onu elde etmek için şeriatın edebiyle edep dairesinde ter dökülmelidir.

Sâlik, hâllerin geçici neşesine aldanmamalı, makamların vakarından da vazgeçmemelidir. Hedef; hâllerden ve makamlardan geçip, Makam-ı Mahmûd'un gölgesinde, sadece Allah'ın rızasında fani olmaktır.






5 Post a Comment

İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...

Daha yeni Daha eski

Öne Çıkanlar

KADİRİ YOLU