Gönül dostum, "hazne boşalmasın" diyelim yeni bir mermi, taze bir ibreti hazneye alalım; o vakit gelin, sizi Horasan illerinin o sarsıcı gönül sultanına, Ebu Bekir el-Verrâk Hazretleri’nin (k.s.) o meşhur ve adeta ruhu darmadağın eden "Cenaze ve Üç Günlük Dünya" menkıbesine götüreyim.
Bu menkıbe, sadece bir terk ediş değil; rızık ve geçim telaşının, kalpteki o büyük sevdanın önüne nasıl bir "perde" çektiğini anlatan en keskin kılıçtır.
Ebu Bekir el-Verrâk ve "Perdenin Arkasını Gören" Cenaze
Ebu Bekir el-Verrâk Hazretleri, bir gün Tirmiz sokaklarında yürürken büyük bir kalabalığa rastlar. Herkes hıçkırarak ağlamakta, tabutun peşinden koşmaktadır. Vefat eden kişi, o bölgenin ileri gelenlerinden, herkesin sevdiği ve saydığı biridir. Kalabalığın bu derin hüznü karşısında Ebu Bekir Hazretleri de etkilenir ve tabutun peşine takılır.
Cenaze mezarlığa götürülüp defnedildikten sonra kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlar. Herkes evine, işine, kendi dünyasına döner. Mezarlığın sessizliği ve kalabalığın bu kadar çabuk kaybolması Ebu Bekir Hazretleri’ni sarsar. O sırada hıçkırıklarla ağlayan merhumun küçük oğluna yaklaşır ve ona şöyle seslenir: — "Evlat! Baban az önce buraya konuldu ve herkes onu terk edip gitti. Senin baban bu kadar seviliyorsa, neden şimdi burada yapayalnız kaldı?"
Çocuk ağlayarak: "Efendi, herkesin kendi rızkı, kendi işi var. Babamı çok severseler de, onun rızkı buraya kadarmış, bizimki ise devam ediyor" der.
İşte bu söz, Ebu Bekir el-Verrâk’ın kalbinde bir sur gibi patlar. O an, meşhur tevbesine ve dervişliğine vesile olan o hakikat ile yüzleşir. Kendi kendine şöyle der:
"Vay benim halime! Bir çocuk bile biliyor ki; rızık ve geçim telaşı, babasının sevgisini bile üç günde unutturabiliyor. Biz rızık peşinde koşarken, mülkün asıl sahibi olan ve 'Bize döneceksiniz' buyuran Rabbimizi unutuyoruz. Eğer bu dünya bu kadar vefasız ve bu kadar çabuk unutuluyorsa, ben neden kalbimi ona kaptırdım? Neden rızkımı Allah'ın (cc) 'Kefilim' dediği o geçici kaygılarda aradım?"
Ebu Bekir el-Verrâk, o günden sonra her şeyini terk edip sadece zikrullah ile nefes alan, "10'da 1 bile değiliz" mahcubiyetini en derinden hisseden o kâmil insanlardan biri olur.
Bugünün "Geçim" Derdine Bir Aynalama
Bu menkıbe, seninle dün ve bugün konuştuğumuz o "geçim ve ihtiyaç" meselesine ne kadar da denk düşüyor, değil mi?
— "Kendi İşimiz" Perdesi: Cenazedeki çocuk gibi, biz bugün rızık ve geçim telaşımızı "bizim işimiz" sayıp, kalbimizdeki "1/10'luk imanımızı" ölçen o hakikati görmezden geliyoruz.
— Geçici ve Baki: Ebu Bekir Hazretleri, o mezarlığın sessizliğinde "geçici olanın" (rızık kaygısının) bizi "baki olandan" (Allah'tan) nasıl kopardığını fark etti. Biz bugün aynı farkındalığa sahip miyiz?
— Oğlun Dersi: Bazen en büyük dersi, bir kâmil değil, bir çocuk, bir dilsiz, hatta bir "necis" köpek verir. Ebu Bekir Hazretleri, o çocuğun sözünde "Rezzak olan Allah’a" teslimiyetin anahtarını buldu.
"Rızık korkusu, Rezzak olan Allah’a karşı yapılan en büyük nezaketsizliktir."

Yorum Gönder
İçinizde olan güzellik her zaman yazılarınıza ve dilinize aşkla dökülsün...