Kayıtlar

Ağustos, 2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

X-Y-Z Kuşağı Derken Şimdide Alfalar Geliyor!

Resim
  X-Y-Z Kuşağı Derken Şimdide Alfalar Geliyor!  Zaman ilerledikçe ortaya çıkan kuşak farkı gelişen çağ ve onunla entegre olmuş toplumsal dinamiklerdeki farklılıklar nedeniyle nesiller arasında dünyayı algılamada ve düşünceler deki farklılıkların ortaya çıkmasını sağladı.  Bizim zaman dilimi kuşağı; kara önlük, kara tahta önündeki tebeşir tozları içinde eğitim aldı. Zamanla kuşakların teknolojik yapısının değişimi ile artık küçükler telefon, teknolojik aletleri kullanarak daha çok ekrana bağımlı oldular. Yaşadığımız çağı okuyabilmek ve diğer kuşaklarla iletişimi asgari bir ölçü içinde sağlıklı kurabilir isek zamanın getirilerini anlamak mümkün olacaktır.  Geleceğimizi şekillendiren bireyler ile ortak paydada buluşabilmek için yeni nesillerin çağına dair donanımlı olmak, doğru şekillenmeleri, doğruya yönelmeleri, temel değerlerimizi belleklerinde bulundurmaları ve sağlıklı – bilinçli, inançlı olmaları ve tam destekli ilerlemeleri için önce bizim büyük olarak konuya hak...

Ahî Çelebi

Resim
Ahî Çelebi 1432 yılında doğdu. Adı kaynaklarda Ahmed ve Mahmud olarak da geçmektedir. Daha çok Ahî Çelebi ismiyle şöhret bulmuştur. Babası Tabip Kemâleddin aslen Tebrizli olup Kastamonu’da Candaroğlu İsmâil Bey’in hizmetinde iken bu beyliğin Fâtih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti’ne ilhakı (1461) ve İsmâil Bey’in de Rumeli’de kendisine verilen yere gitmesi üzerine İstanbul’a geldi ve Mahmutpaşa’da açtığı bir yerde mesleğini devam ettirdi.  İlk tıbbî bilgileri babasından öğrenen Ahî Çelebi, onun ölümünden sonra devrin büyük hekimleri Kutbüddin ile Altunîzâde’den ders alıp kısa zamanda mesleğini ilerletti ve önce Fâtih Dârüşşifâsı’na hekim, sonra da başhekim oldu.  II. Bayezid’in saltanatı sırasında hükümdarın teveccühünü kazanarak mutfak eminliğine, arkasından da hekimbaşılığa getirildi. Dört buçuk yıl bu görevde kalan Ahî Çelebi, Sultan Bayezid’in ölümü üzerine geleneğe uyularak azledildi. Bir müddet sonra Yavuz onu tekrar hekimbaşılığa getirdi ve Mısır seferine berabe...

Hz. Şit (A.s)

Resim
Hz. Şit (A.s) Şit (a-s) Hz. Âdem'in beşinci çocuğudur, annesi Havva'dır ve Kur'an'da adı geçmeyen peygamberlerdendir (İbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, Beyrut 1957, I, 39). Şit (a.s)'a Şis de denir. Şis kelimesi İbranicedir. Süryanicede buna Şas ve Arapçada Şes denir. Esas manası "Hibetullah'dır. Türkçe karşılığı Allah'ın vergisi, hibe ve bağışı demektir (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, 1, 76). Rivâyetlere göre Âdem (a.s)'ın oğlu Kabil, kardeşi Habil'i öldürdüğü zaman, Âdem (a.s) ve Hava validemiz çok üzülürler. Yüce Allah bunun üzerine, onlara bir hibe, bir nimet olarak Şit (a.s)'ı verir. Şit (a.s), Kabil'in Habil'i öldürmesinden beş sene sonra dünyaya gelir. O dünyaya geldiği zaman, Cebrail (a.s), Hz. Havva'ya "Allah bu çocuğu (Şit Aleyhisselâm'ı) Habil'in yerine verdi" diyerek teselli eder. Âdem (a.s) da o zaman "Bu çocuk, Allah'ın bize bir hediyesi, bir hibesidir" diyerek sevinir. (İbnu'l-E...

Tilavet secdesi

Resim
Tilavet secdesi Kur'an-ı Kerim'de bir secde ayetini okuyan veya dinleyen Müslümanın yapması vacip olan secdedir.  Kur'an-ı Kerim'de bir secde ayetini okuyan veya dinleyen Akil baliğ bir Müslümanın bir defa secde yapması vaciptir.  Tilavet Secdesi şu sebeplerle vacip olur;  1- Secde ayeti okumak okuyanın kulakları duymasa bile secde gerekli olur.  2- Okunan secde ayeti işitmek veya dinlemek. İşitmek kasıtsız, dinlemek ise kasıtlı olur.  3- Bir imama uyumuş olmak, İmama uyan kimse imamın okuduğu secde ayetini duymazsa bile Tilavet secdesini yapar. Bu secdenin yapılışı şöyledir:  Tilâvet secdesi niyetiyle eller kaldırılmaksızın "Allahu ekber" denilerek secdeye varılır, secdede üç kere "Sübhane Rabbîyel-a'lâ (En yüce olan Rabbimi bütün noksan sifatlardan tenzih ederim)" denilir. Bundan sonra "Allahu ekber" denilerek secdeden kalkılır. Tilâvet secdesinin rüknü, Allah Tealâ'yı ta'zim için yüzü yere koymaktır. Ancak namaz hâlinde rükû ...

Cennete girdirecek cehennemden uzaklaştıracak amel

Resim
  Muâz İbni Cebel   radıyallahu anh   şöyle dedi: - Ya Resûlallah!  Beni cennete girdirecek, cehennemden uzaklaştıracak bir iş (amel) söyle bana, dedim. - " Çok büyük bir şey istiyorsun. Ancak bu, Allah'ın kolay kıldığı kişi için pek kolaydır: Hiçbir şeyi ortak koşmadan yalnızca Allah'a kulluk edersin. Namazı dosdoğru kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın. Gücün yeter, imkân bulabilirsen haccedersin " buyurdu. Sonra sözüne devamla: "Şimdi sana hayır kapılarını haber vereyim mi?: Oruç kalkandır. Sadaka, suyun ateşi söndürmesi gibi günahın azâbını söndürür. Kişinin gece yarısı kıldığı namaz da günahı söndürür " buyurdu. Bundan sonra Resûlullah  sallallahu aleyhi ve sellem  " Korkuyla ve umutla Rablerine kulluk ettikleri için  vücutları yataklarından uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez " [Secde sûresi (32), 16, ...

İbrahim Sûresi Esbabı Nüzulu

Resim
  İbrahim Sûresi Esbabı Nüzulu Hasen, İkrime ve Câbir kavlinde İbrahim Sûrenin tamamı Mekke'de nazil olmuştur. İbn Abbâs ve Katâde ise 28 ve 29. âyetlerinin Medenî olduğunu ve biraz sonra geleceği üzere Bedr'de öldürülen Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Bu iki âyete ek olarak 30. âyetinin de medenî olduğu söylenmiştir.[1] 1. Elif Lâm Râ. Bu bir kitabdır ki Biz, Rablarının izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, O Azîz ve Hamîd'in yoluna çıkarasın diye onu sana indirdik. Miksem'in İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle demiştir: Hz. Peygamber risaletle gönderilmezden önce bir kavim Hz. İsa'ya iman etmişken diğer bir kavim de onu inkâr etmişti. Ne zaman ki Hz. Muhammed peygamber olarak gönderildi; o İsa'yı inkâr edenler Muhammed'e iman etti, İsa'ya inananlar ise Muhammed'i inkâr etti de işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu. İbn Abbâs'ın bu sözünü Mâverdî zikretmiştir.[2] 27. Allah, iman edenl...