Kayıtlar

Eylül, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kâdiriyye Tarikâtı Hâlisiye Kolu

Resim
  Kâdiriyye Tarikâtı Hâlisiye Kolu Sufiyi Allaha götüren yolun Hicri 2. yy’dan itibaren belirginleşen tasavvufi hayatın adıdır. Hicri 4. asırda sistemli bir şekilde menzilleri aşmak ve makamlara yükselmek için metodları belirlenmiş olarak “tarikat” haline gelmiştir. İlk zuhur eden tarikatta “kadiriyye tarikatı”dır.    Bağlı bulunduğu tarikte yetişen bazı büyük Mürşidi Kamiller manevi işaretle tarikatın aslı sabit kalmak şartıyla yeni usuller ortaya koymuştur. Böylelikle tarikatların kolları meydana gelmiştir. Bir tarikatta içtihat yapan mürşid-i Kamile şube kurucusu manasına gelen “Pir” denilmiştir.   Halisiye kolu Ziyauddin Abdurrahman Halis Kerküki (K.S.) Hazretleri tarafından kurulmuş ve “ Hâlis ” ismine izafeten “ Hâlisiye ” olarak tanınmıştır. Şeyh Abdurrahman hazretleri  kelime lafzı celal zikirlerinin yapılmasında bazı yeni usuller koymuş ve bu  içtihadıyla “Pir” unvanını almıştır. Şeyh Abdurrahman Halis Kerküki hazretleri bu şekilde yeni bir şube o...

Es- Seyyid eş-Şeyh Osman Avni Urfevî (k.s)

Resim
Es- Seyyid eş-Şeyh Osman Avni Urfevî (k.s) Dede Osman Avni Baba Hazretleri Urfa'da dünyayı teşrif etmişlerdir. Doğum tarihi bilinmemektedir. Babasının adı Ebdâl Muhammed, dedesi ise Eyyûb Urfevî Hazretleri, büyük dedesinin adı Bekir’dir (ks). Seyyiddir.  Mutasavvıf olan bir aileden gelmektedir bu yüzden, Çocuk denecek yaşta Dedesi Eyyub Urfavi (k.s.) Hz.lerine intisab etmiş, böylece Tarikat-ı Kadiriyye yoluna girerek Tasavvuf yoluyla tanışmıştır.   O'nun vefatından sonrada Abdurrahman Halis Talebani (k.s.) Hazretlerinden almıştır.    Seyyid Dede Osman Avni Baba Hazretleri Urfa'da yetişen mütefekkir ve mutasavvıflardandır. Dede osman avni babanın Himmetiyle ve güzel ahlakından etkilenen bir çok gayr-i müslim, İslamla şereflenmiştir.    Dede Osman Avni Baba Hazretleri, mürşidi Abdurrahman Halis Talabanîn yanında geçirmiş olduğu seyri süluk sürecinde genç yaşta olmasına rağmen Hocası tarafından kendisine icazet verilerek, irşad makamına ulaşmıştır. Hz. İbrahi...

Affedip hidayet veren saptıran ve rızık veren O'dur

Resim
  Allahu Teala'nın affetmesi, Hidayet, sapıklığı ve rızkı onun vermesi "Allahu Teala kendisine şirk koşanı affetmez" Günümüzde olduğu gibi eski dönem (asır)'lerde de bu hastalıklar mevcuttu. İnsanlar dalalet, sapıklık ve hidayet arasındadır. Kul kurtuluşu veya sapkınlığı seçer. Allah seçtiği şeyi yaratır. "Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O." İbrahim / 4 Dalaletten sadece Allah'ın kurtardıkları selamete ulaşabilir. Bir kimse neden Allah azze ve celle'nin sapıklığı yarattı demesi Hakka suç isnadında bulunması demektir.  "Allah, iyiye ve güzele götürmek istediğinin göğsünü İslam'a açar; saptırmak dilediğinin de göğsünü öylesine daraltıp tıkar ki, o, göğe yükseliyormuş gibi olur. Allah, iman etmeyenler üzerine pisliği işte böyle atıverir." En'...

İstitaat (Kulun Gücü)

Resim
İstitaat (Kulun Gücü) Ferdin fili ile başlar ve fillin bitmesi ile sona erer. Kula verilen bu güç filli yapan kudretin kendisidir.  Ferdin herhangi bir işi yapması, ancak Allah'ın, o yapılmasını temin edecek gücü o ferde vermesiyle mümkün olur. Fert iradi ve gayri iradi bütün filleri yapmak için, bu kudrete muhtaçtır. Belli bir hareketi yaptıran kudret, her şeye kadir olan Allah'ın, o fiilin yapılmasına mahsus olarak ferde verdiği kudrettir. Mutezile, kulun, fillerine kadir olduğu inancındadır. Zamanımız felsefecilerinden birçoğu da aynı kanaattedir. Mutezile'nin başka bir kolu olan Diyalektik Materyalizm, maddenin ve vücudun, kudretin esası olduğunu ileri sürer, Halbuki madde ve insan, acizdir. Her, fiilinde, Allah'ın kendisine kudret vermesine muhtaçtır. Allah ise Kadiri Mutlaktır. İstitaat (ferdin, bir şeye gücünün yetmesi); sebeplerin, aletlerin ve azaların salim olmasıyla mümkündür. "Sebepler" ferdin dışındaki şartlardır. Mesela, namaz için vakit; zekat i...

Hayber Seferi

Resim
  Hayber Seferi Hayber fethinin İslâm tarihinde çok önemli yeri vardır. Zira bu gazve ile Arabistan'da hemen hemen hiç Yahudi kalmadı. Hayber, Şam ticaret yolu üzerinde, Medine ye sekiz günlük uzaklıkta (150 km), güzel hurma bahçeleri ve bereketli tarlaları bulunan büyüklü küçüklü birçok kaleden ibaret bir kasabadır. Medine'den çıkarılan yahudilerin pek çoğu, Hayber'deki vatandaşlarına sığınmışlar ve onlarla beraber, başta Kureyş olmak üzere Arabistan in Gatafan ve Fezare gibi büyük birçok kabilelerini müslümanlar aleyhine kışkırtıyorlardı. Zaten Hayberliler, eskiden beri Medinelilerle düşman idiler. Yıllarca Arabistan'ı soyup hazinelerini doldurmuşlardı.  Hayber'e yapılacak sefer için Resûlüllah, hangi Arap kabilesine haber gönderse, hepsi müşrik oldukları halde Hayber'e düşman olmalarından dolayı koşa koşa gelirlerdi. Bu itibarla Hayber'e sefer tertipleyen Resûl-i Ekrem (sav), Hudeybiye'ye iştirak etmeyenlere ganimet verilmeyeceğini, Allah yolunda harb...

Mat Kilau

Resim
  İngiliz kuvvetlerinin Pahang'ı işgal etmesinin ardından ülkesinin sömürgeleşmesini engellemek isteyen Mat Kilau adında bir savaşçı, halkını gerilla taktikleriyle karşı koymaya ikna eder.  Film afişine tıklayınız

Hacı Ömer Hüdayi Babanın Divanından İhvanlara Tavsiyeler

Resim
Önce besmele ile başladım. Bize yardım et ey Yaratan Huda! Senin isminle olur her iş tamam Böyle itikad etmişiz halk ve aydınlar olarak biz hep böyle inanmışızdır. Hamd-ü bî had (Sınırsız) sana olsun ey Hudâ Kılma bizi senin lütfundan uzak eyleme. Peygamberine de salât-ü selâm olsun, onu Kıyamet gününde bize şefâatçi kıl. Dizeleriyle başlayan Hüdâyî Baba, huzur ile ibadetin, manevi feyiz ve inkişafa sebep olacağını vurgulamıştır:  Önce günahına tevbe et ki sana Hakkın kokusu gelsin. O’nun huzurundan ayrılma da bak bakalım sana Hakkın feyzi gelmez mi? Susma orucu tut, Hakkı zikre çalış. Her an huzurda devam et Gelmez mi gör feyz-i Hüdâ.  Dünyanın aldatıcı çekiciliğine aldanmamayı vurgulayan  Hacı Ömer Hüdayi babanın ihvanlarına tavsiyeleri Bu dünya yurdu gaflet yurdudur. Sana sunduğu rahat yalandır. Bilmektesin ki ahiret sonsuzluk yurdudur. Dünya ise vefasızdır. Bu dünya gözüne süslü çekici görünür ama bakıp süsüne cevherini aldanma kalıcı değildir, yalan...

Hızır'ın şahitliği

Resim
  Hızır'ın şahitliği Salihlerden bir zat şöyle anlatıyor: Bir gece ben ve şeyh Nasır el-Harait'i bir yerde bulunuyorduk bazı ilmi konularda aramızda müzakere yaptık el-Haraiti bir ara şöyle dedi: – Allah-u Teâlâ'yı zikreden kişinin bilmesi gereken bir şey vardır ki, daha ilk zikre başladığı anda Allah onu zikretmeye başlar. Yani Allah'ı zikretmekle birlikte Allah da onu zikreder. Ben şeyhin bu sözüne karşı çıktım. Bunun üzerine bana şöyle dedi: – Eğer Hızır (aleyhisselam) burada olsaydı söylediğim şeyin doğru olduğuna şahitlik ederdi. Tam bu sözleri söylediği anda yer ile gök arasında birisi belirdi. Bize doğru yürüyordu. Yanımıza geldi ve selam verdi. Sonra da: Bu anlatılanlar doğrudur, dedi, Allah-u Teâlâ'nın fazlıyla Allah-u Teâlâ'yı zikreden kimseyi de Allah zikreder. O zaman anladık ki bu Hızır (aleyhisselam)'dır." Ben derim ki: Hızır'a selam yollamak (yani isminin peşinden aleyhisselam) demek ihtilaflı bir meseledir. Çünkü onun nübüvvetinde (p...

Ebu Haşim Sufi (k.s.)

Resim
  Ebu Haşim Sufi (k.s.) Adı Osman bin Şüreyk, Ebu Haşim künyesi, nisbesi el-Kûfi, şöhreti es-sûfî’dir. Şam'da şeyh idi ama aslen Küfeli idi. H. 161/778'de Basra'da vefat etmiştir. Hasan Basrî, Mâlik bin Dinâr ve Süfyân Sevrî’nin çağdaşı idi. Ebû Hâşim ise meskenet libâsı kabul edilen “sûf” (yün) elbise giydiği için Sûfî diye meşhur oldu. Süfyan Sevrî der ki: Ebu Haşim'i görene kadar, sufi kime denir ve nedir bilmezdim.  Ebu Haşim'den evvel de züht ve takvada büyük zevat vardı, bunlar tevekkül ve muhabbet yolunda güzel muamele sahibi idiler. Fakat ilk defa sûfî adı verilen Ebu Haşim idi, ondan başkasına bu isim verilmemişti. Keza, sûfîler için ilk defa inşa olunan dergâh Şam'ın Remle kasabasında idi. Bunun sebebi şu idi: Bir hıristiyan emiri bir gün avlanmaya çıkmıştı. Yolda, bu taifeden iki şahsın birbiriyle buluştuklarını, elleriyle birbirlerini tutup kucaklaştıklarını, hemencecik oraya oturduklarını, yenecek neleri varsa ortaya koyup yediklerini ve sonra veda...